28 Ocak 2020 Salı

Yeni bir referanduma cesaret edemezsiniz

yeni-bir-referanduma-cesaret-edemezsiniz

2020 Meclis Bütçe görüşmelerinde İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Aytun Çıray "Şu anda 17 Nisan 2017 referandumu tekrarlansa sonuç tıpkı İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığında yaşandığı gibi, çok açık farkla yani hiçbir Yüksek Seçim Kurulu marifetinin ve el çabukluğunun sökmeyeceği bir farkla, Cumhur İttifakı'nın kaybıyla bitecektir. Yani bugün bir referandum yapılsa -ki buna cesaret edemezsiniz- Türkiye tereddütsüz bir seçmen tercihiyle iyileştirilmiş ve güçlendirilmiş, özgürlükçü parlamenter sisteme geçer. " dedi
10 Aralık 2019 Salı 15:49

 2020 Meclis Bütçe görüşmelerinde konuşan Aytun Çıray şunları söyledi:

 

Tarihin devlet içinde en büyük gizli örgüt teşkilatlanmalarından birini son derece sistemli bir şekilde gerçekleştiren FETÖ Temmuz 15, 2016 akşamında bizi gerçek bir felaketin tam kıyısına getiren hain bir kalkışmaya teşebbüs etti. FETÖ bu hain kalkışma aşamasına Türk Silahlı Kuvvetleri içinde göz göre göre örgütlenmesine cevaz verildiği için geldi.

 

Göz göre göre demem boşuna değil çünkü bunlar kanlı terör planlarını o kadar ustalıkla kurgulamışlardı ki Türk Silahlı Kuvvetlerinin en zirvedeki şerefli komutanlarını dahi terör örgütü üyesi olarak yargılamayı bir askerî vesayeti kaldırıyorlarmış gibi göstermeyi, pazarlamayı başarmışlardı.



 

İlk bakışta "Millet Meclisi ve onun içinde bir kurumsal yapısı olarak Kamu Denetçiliği Kurumunun bütçesi için söz almışsınız, söze bambaşka bir olayla giriyorsunuz yani ne alaka?" diyebilirsiniz. Hemen cevaplayayım: Geçtiğimiz yıl yani 2018'de İYİ PARTİ Grubu adına söz aldığım bütçe kapanış konuşmasına rahmetli 9'uncu Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in 28 Şubat 1968'de bu Meclis kürsüsünden yaptığı konuşmanın başlangıcına atıfta bulunarak başlamıştım. Sayın Cumhurbaşkanımızın o gün Mecliste bir saygı duruşu gibi gerçekleştirdiği sunuşunun tam altı saat sürdüğünü belirterek konuşmasının açılış cümlelerine özellikle dikkat çekmiştim.

 

Ne demişti aziz merhum Cumhurbaşkanımız o açılış cümlelerinde? "Yetmiş beş gündür bu Mecliste bütçe konuşuluyor. Bu süre biraz uzun, makule çekelim çünkü bütçe çok ciddi bir iştir, dikkatlerin dağılmaması lazım. Neden? Çünkü bütçe milletimizin vergi olarak verdiği paraların nereye gittiğini son kuruşuna kadar sorması ve öğrenmesi gereken bir demokrasi temelidir."

 

Demokrasiye saygısı ve demokratik kavrayışlarıyla çoğulcu demokrasi tecrübemizde son derece müstesna yeri olan aziz Cumhurbaşkanının bu cümlelerine referansta bulunmamın sebebini bugün bambaşka bir perspektifle anlamlandırmak istiyorum.

 

Türkiye 15 Temmuz 2016'dan sonra bu menhus hadisenin aydınlatılmasına odaklanmalı, bütün enerjisini buna vermeliydi. Yenikapı ruhu da bu tutumu gerektirirdi. CHP öncülüğünde derhâl Mecliste bir soruşturma, en azından bir araştırma komisyonu kurulması için harekete geçildi. Türk milleti ve kamuoyu da bunu talep ediyor ve destekliyordu. Neticede kamuoyumuzun kısaca "FETÖ darbesini araştırma komisyonu" diye bildiği komisyon kuruldu. 2016'nın ekim ayı başından itibaren de etkin bir şekilde çalışmaya başladı. Komisyon ilk bir buçuk ayında gerçekten etkili ve verimli bir faaliyet yürüttü. Özellikle de 2016 öncesi Genelkurmay Başkanlıklarının tanıkları dinbaz örgütlenmede, iktidar partisinin sorumluluğuna dair önemli ipuçları veriyordu. Her şey çok iyi giderken, birdenbire, Sayın Bahçeli'den yeni bir Anayasa önerisi teklifi geldi ve gündem değişti. Komisyon battal hale geldi ve devamında yeni Anayasa taslağı iktidar partisi tarafından ortaya çıkarıldığında gördük ki bu Anayasa milletin Meclisinden milletin bütçesini yapma ve denetleme hakkı başta olmak üzere ta kuruluşundan beri bu yüce kurumun uhdesinde bulunan işlevleri ya daraltıp ya da kaldırmıştır veya tamamen ortadan kaldırarak yeni bir rejim değişikliğine giden yolu açan bir Anayasa önerisiydi.

 

Atı alanın Yüksek Seçim Kurulu marifetiyle Üsküdar'ı geçtiği şaibeli referandumla 17 Nisan 2017'de aslında Türkiye'de rejim değişti. Referandum öncesinde gerçek hukukçular ve felsefeciler öngörülen değişikliklerle Yüce Meclisin bütçe adına bütçe yapma yetkisinin ortadan kaldırıldığını vurguladılar. Bu esasen 1215'te yayımlanan Magna Carta Libertatum'la yani büyük Özgürlük Fermanı'ndan bu yana temel anayasa kuralı olan bir kuralın tahrip ve yok edilmesiydi. Bu kurala göre vergi koyma yetkisinin ister kral ister hükümdar ister -adına ne derseniz deyin- cumhurbaşkanı, tek bir kişiye bırakılmayacağıydı, bu konuda yetkinin sadece ve sadece parlamentoda yani yüce mecliste olduğuydu.


Anayasa değişikliği, yürütme gücünü Başbakan ve başkanlığındaki hükûmetten alıp Cumhurbaşkanına devredince ilk kuralın yok edilmesi daha da dramatik bir hâl aldı ve bu madde, Meclis ile bütçe arasındaki bağı fiilen neredeyse tamamen ortadan kaldıracak bir hükümle tamamlanıyordu. Meclisin olur da Cumhurbaşkanının sunduğu bütçeyi yürütmeye koymaması durumunda geçici bütçe kanunu çıkarılacak, eğer bu da olmazsa bir önceki yılın bütçesi yeniden değerleme oranına göre artırılıp yürürlüğe konulacaktı.

 

17 Nisan 2017 tarihinde bütün bu değişiklikler kabul edildi, ardından erken seçime gidildi. Yeni rejimi tanımlayan Anayasa değişikliklerinin bir an önce faaliyete geçirilmesi, İYİ PARTİ'nin seçimlere Yüksek Seçim Kurulu el çabukluğuyla girmesinin önüne geçilmesi ve vatandaşın bugün günlük hayatında iliklerine kadar hissedip kavrulduğu ekonomik krizin etkilerinin henüz hissedilmediği şartlarda seçime girilmesi hedefleniyordu erken seçimle. Bu nedenlerle 2019 Kasımında yapılması gereken seçimler yaklaşık bir buçuk yıl öne çekildi ve 24 Haziran 2018'de Cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği genel seçimleri yapıldı. Ancak, bu defa sürpriz yapma sırası bizdeydi, önce CHP lideri Sayın Kemal Kılıçdaroğlu'nun ve ona eşlik eden 15 CHP milletvekilinin ahlaklı siyaset anlayışları ve sonra Genel Başkanımız Sayın Meral Akşener'in doğru olanı en doğru anda yapmayı sağlayan liderliğiyle İYİ PARTİ'nin seçime girmesini engelleme oyununu bozduk, sonra da Saadet Partisi ve Demokrat Partiyle Millet İttifakını kurduk. Ama tabii ki siyaset, mümkün olanı yapabilme sanatıdır. Bu nedenle Millet İttifakı olarak tam hedefimize ulaşamadık. Son on yıldır hep olageldiği gibi seçim için yapılandırılmış bir konjonktürde halkı kandırma parametreleri en kullanışlı hâliyle işletildi ancak Cumhur İttifakı'nın başarısı aslında bizim "Bu rejimle Türkiye yönetilemez hâle gelecek." iddialarımızın doğruluğunun başlangıcı oldu. Dünyada eşi benzeri olmayan siyaset bilimcilerin tam bir ucube olarak niteledikleri bir rejim ortaya çıktı. Bir de bu ucubeye tuhaf bir isim bulundu: Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi. Yeni rejim Sayın Cumhurbaşkanının 9 Temmuz 2018'de Meclis huzurunda yemin etmesinin ardından 10 Temmuz 2018 tarihinde yayınlanan 12 no.lu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'yle tesis edilmeye başlandı. Bunu izleyen zincirleme bir dizi kararnameyle de bazı yetersizlikleri olmakla birlikte kuvvetler ayrılığı ilkesine dayalı parlamenter sistem, her şeyin ve bu arada bütçe yapma hakkının da tek kişide toplandığı bir kuvvetler birliği rejimine dönüştü.

 

Seçimlerin üzerinden geçen bir buçuk yıldan sonra bunun tarihimizdeki en hazin dönüşüm olduğunu milletçe idrak etmeye başladık. Vatandaşlarımız her geçen gün -önümüze gelen anketlerin gösterdiği üzere- Meclisin, Türkiye'nin en değerli kurumu olduğunu, onun kendisinin refah ve mutluluk arayışının güvencesi olduğu gerçeğini kabul ediyor. Şu anda 17 Nisan 2017 referandumu tekrarlansa sonuç tıpkı İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığında yaşandığı gibi, çok açık farkla yani hiçbir Yüksek Seçim Kurulu marifetinin ve el çabukluğunun sökmeyeceği bir farkla, Cumhur İttifakı'nın kaybıyla bitecektir. Yani bugün bir referandum yapılsa -ki buna cesaret edemezsiniz- Türkiye tereddütsüz bir seçmen tercihiyle iyileştirilmiş ve güçlendirilmiş, özgürlükçü parlamenter sisteme geçer. Peki, diyeceksiniz ki: "Bu anlattıklarının Kamu Denetçiliğiyle ne alakası var, Ombudsmanlıkla ve onun bütçesiyle ilişkisi ne?" Çok, hem de çok ilgisi var. Kamu Denetçiliği Kurumu, bilindiği gibi, Anayasa'mızın 74'üncü maddesine göre ihdas edilmiş bir Meclis kurumudur. Anayasa'mızın 74'üncü maddesi Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının ve karşılıklılık esası gözetilmek kaydıyla, Türkiye'de ikamet eden yabancıların kendileri ve kamuyla ilgili dilekleri ve şikâyetleri konusunda yetkili makamlara ve Türkiye Büyük Millet Meclisine yazıyla başvurma hakkına sahip olduklarını ifade eder. Kamu Denetçiliği Kurumu bu görevi ifa etmektedir. Bu görev, özünde aracılıktır; herhangi bir kamu kurumuna yönelik bir dileğe veya şikâyete vekillik etme, vekillik edilen dileğin ve şikâyetlerinin sonuçlarını ilgilisine bildirmeyi içermektedir. Zaten kurumun orijinal kaynağı olan "ombudsman" kelimesinin anlamı da ara buluculuktur.

 

Meclisimiz bünyesi içinde yer alan bu kurum elbette çok değerlidir. Zaten kurumun başında da deneyimli ve geçmişte saygın bir siyasetçi olan Sayın Malkoç bulunmaktadır. Zaten kurumun sitesine girdiğinizde de bir dizi şikâyeti ve dileği ciddiyetle ele alıp sonuçlandırdığını görebilirsiniz ama bu noktada çok kritik, hatta hayati önem taşıyan bir gerçeği aklımızdan çıkarmamalıyız: Çatısı altında Türk milleti adına görev yaptığımız bu yüce Meclis esasen, özü itibarıyla, bir bütün olarak muazzam bir ombudsmanlık kurumudur. Milletvekilleri olarak bizler her birimiz birer ombudsmanız. Bu vekil olma görevi demokratik seçimler yoluyla bize tevdi edildiği an icra etmek zorunda olduğumuz en önemli iştir. Yani Ombudsmanlığın en büyük kurumsal çatısı Türkiye Büyük Millet Meclisidir. Şimdi gelelim zurnanın zırt dediği yere. İktidar cenahında yer alan arkadaşlarımız bu görevi en gereken durumlarda layıkıyla icra ettiklerini söyleyebilirler mi?

Bakın, geride bıraktığımız iki hafta içinde bu konuda yüzünüzü karartıp vicdanınızı yaralayacak bir kanuna onay verdiniz. Neyi kastettiğimi anlamışsınızdır, 24 termik santrale filtre sistemleri kurulmasını tam iki buçuk yıl öteleyen kanun değişikliğinin kabulünden söz ediyorum. Bu santrallerin bulunduğu yerleşim bölgelerindeki insanlarımıza, mesela Silopili bir kardeşimize ve içi hâlâ 300 maden ocağı işçisi şehidiyle yanan Somalı vatandaşımıza sorsaydık "Bu değişikliğe nasıl bakıyorsunuz?" diye, cevapları ne olurdu acaba? "Biz yeteri kadar kömür dumanıyla zehirlendik, hiç olmazsa çocuklarımız zehirlenmesin." demezler miydi? Bu dileklerini bize ilettikleri anda Kamu Denetçiliği Kurumuna da iletmiş olmazlar mıydı?

 

Siz iktidar milletvekilleri, eğer Ombudsman hakkaniyeti ve vicdanıyla hareket etmiş olsaydınız, bence "Kuvvetler ayrılığı var." demek için yapılan bir mizansen olsa dahi bu kanun buradan çıkmazdı. Ama öyle olmadı. Cumhur İttifakı'nın oylarıyla, filtre takmayı iki buçuk yıl erteleme teklifi geçti, Cumhurbaşkanı da veto ederek "iyi insan" oldu. Daha doğrusu, hep sergilenen iyi adam-kötü adam, havuç-sopa oyunu yine oynandı. Bazı iktidar vekili arkadaşlarımız ve cümle yandaş kalem bunu kuvvetler ayrılığı ilkesinin var olduğunun ve işletildiğinin bir kanıtı olarak göstermeye çalıştı. Böyle bir anlayışla iktidar milletvekilleri Ombudsmanlık yapabilir mi?

 

Son olarak, bir Ombudsman olarak Hazine ve Maliye Bakanlığına bir dileğimi şimdiden iletiyorum: Vakıfbank olayıyla bir yol açtınız ama lütfen İş Bankasına dokunmayın. Kulağımıza bazı şeyler gelmeye başladı. Onun için, Türk milletinin zenginliğine hizmet eden gerçek bir varlık olarak kalmasını istiyorsanız Varlık Fonuna falan aktararak yokluklara karıştırmayın. Bir vekil, bir ara bulucu, bir ombudsman olarak peşin peşin söyleyeyim, sorumluluk bende kalmasın: Sakın sakın, dokunduğunuz yok oluyor dokunmayın İş Bankasına bırakın var kalsın.

Haberin etiketleri:

iyi parti, aytun çıray


Haber okunma sayısı: 111

Yazdır

YORUM EKLE

Yorum Başlığı

Yorum

YORUMLAR

  • Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun.

DİĞER HABERLER

erdogandan-haftere-tepki

Erdoğan'dan Hafter'e tepki

27 Ocak 2020 Pazartesi 23:53
kuzunun-tweetine-mhpden-cok-sert-sozler

Kuzu'nun tweetine MHP'den çok sert sözler

27 Ocak 2020 Pazartesi 19:22
konkordato-bahane-yandaslik-sahane

Konkordato bahane yandaşlık şahane

27 Ocak 2020 Pazartesi 19:01
akp-hukumetine-zor-deprem-sorulari

AKP hükümetine zor deprem soruları

27 Ocak 2020 Pazartesi 18:49
turkiye-nufusunun-yuzde-85i-koyludur

Türkiye nüfusunun yüzde 85'i köylüdür

27 Ocak 2020 Pazartesi 16:38

ÜLKE GÜNDEMİ

Konkordato bahane yandaşlık şahane

CHP Genel Başkan Yardımcısı Denizli Milletvekili Gülizar Biçer Karaca, Denizli’de inşaatı bir türlü

Türkiye nüfusunun yüzde 85'i köylüdür

Bağımsız Ardahan Milletvekili Öztürk Yılmaz, Meclis'te düzenlediği basın toplantısında, Elazığ ve

Yüksek Hızlı Tren rayları fay hattı üzerinde

CHP Kahramanmaraş Milletvekili Ali Öztunç, Meclis'te düzenlediği basın toplantısında, Elâzığ ve Malatya'da

Artık fay hatlarını değil .......

Elâzığ Sivrice’de, 24 Ocak 2020 günü 20.55’te meydana gelen 6,8 büyüklüğündeki depremle ilgili

Siber saldırıya uğramamak artık bir mucize

Siber güvenlik kuruluşu ESET, iş ortakları ve müşterilerinin yanı sıra kurumları bilgilendirmek amacıyla

Deprem vergileriyle saraylar yaptırılıyor

Elazığ’da meydana gelen deprem sonrası 20 yıldır toplanan deprem vergilerine ne olduğu sorusu tekrar gündeme

İSTANBUL - HAVA DURUMU

ISTANBUL