22 Kasım 2019 Cuma

Sınırlarımızı korumak en doğal hakkımızdır

sinirlarimizi-korumak-en-dogal-hakkimizdir

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın, basın mensuplarının Barış Pınarı Harekâtı’na ilişkin sorusuna verdiği cevapta; “Sınırlarımızı korumak en doğal hakkımızdır. DEAŞ’la mücadele ediyor bahanesiyle terör örgütüne silah vermenin, Meksika sınırında uyuşturucu kartelleriyle mücadele ediyor diye bir terör örgütüne destek vermekten hiçbir farkı yoktur” dedi.
17 Ekim 2019 Perşembe 00:29

 Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, Cumhurbaşkanlığı Kabinesi Toplantısı’na ilişkin düzenlediği basın toplantısında, gündemdeki gelişmelere ve toplantıda ele alınan konulara ilişkin açıklamalarda bulundu ve basın mensuplarının sorularını cevapladı.

 

“ÖNCELİĞİMİZİN, HER ŞEYDEN ÖNCE, SAHADA BULUNAN ASKERLERİMİZİN CAN GÜVENLİĞİDİR”

 

Kamuoyu ile canlı olarak paylaşılan toplantıda, Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın şunları söyledi:  “Barış Pınarı Harekâtı, Türkiye’nin terörle mücadelesi, bölgedeki gelişmeler ve diğer konuları bakan arkadaşlarımızlar paylaşmışlardır. Ardından güvenlik konusunda İçişleri, Dışişleri Bakanlığımızın ve MİT Başkanlığımızın sunumları gerçekleşmiştir. Aynı zamanda Millî Savunma Bakanlığımızın da sunumları özellikle bölgedeki gelişmeler ve güvenlikle ilgili konular üzerine yoğunlaşmıştır.



 

Bütün dünyanın takip ettiği Barış Pınarı Harekâtı çerçevesinde birçok şey söyleniyor, yazılıyor, yorumlar yapılıyor, biz de bunları dikkatli bir şekilde takip ediyoruz. Fakat önceliğimizin her şeyden önce, her şeyi bir kenara bırakarak sahada bulunan askerlerimizin can güvenliği olduğunu, bütün desteğimizin ve dualarımızın onlarla olduğun ifade ederek söze başlamak istiyorum.

 

Avrupa’nın, Amerika’nın veya başka ülkelerin bu harekâtla ilgili yaptığı değerlendirmelerden çok daha önemlisi, bizim oradaki askerlerimizin can güvenliğidir, hedeflerine ulaşmalarıdır, moralleridir. Ve bu harekâtı gerçekleştirirken ortaya koydukları başarı neticesinde zafere ulaşmalarıdır.

 

“FIRAT’IN DOĞUSUNU TERÖR UNSURLARINDAN TEMİZLEME KONUSUNDA KARARLILIK İÇERİSİNDEYİZ”

 

Barış Pınarı Harekâtı hakkında koparılan bu kadar gürültünün aslında temel sebeplerinden bir tanesi de bu harekâtın birçok oyunu bozmuş olmasıdır. Kopan gürültünün temel sebebi de budur. Yani Barış Pınarı Harekâtı birçok oyunu eş zamanlı olarak bozmuştur ve bunun yarattığı bölgedeki jeopolitik çalkalanma belli ki bundan sonraki yakın dönemde de devam edecektir.

 

Dünyada tabii dengelerin yeniden kurulduğu bir dönemde Türkiye’nin kendi ulusal çıkarlarını esas alarak bu hamleyi yapmış olması belki bazılarını şaşırtmış olabilir. Ama Türkiye’yi, Türk Devletini, Türk milletini, Türk ordusunu tanıyanlar, bilenler, onun geçmişi hakkında bir fikre sahip olanlar eminim şaşırmamışlardır. Daha önce, özellikle yakın dönemde Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı Harekâtı’yla sınırımızı teröristlerden nasıl temizlediysek bundan sonra Barış Pınarı Harekâtı’yla Fırat’ın doğusunu bütün terör unsurlarından temizleme konusunda tam bir kararlılık içerisindeyiz. Bunun yarattığı jeopolitik sarsıntılar elbette bizim de takip ettiğimiz konulardır. Fakat yöneltilen eleştiriler, yaptırım tehditleri, kınamalar bizi haklı davamızdan hiçbir şekilde vazgeçirmeyecektir. Türkiye bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da hem sahada hem de masada güçlü ve akıllı stratejileri hayat geçirmeye devam edecektir, bundan da hiç kimsenin en ufak bir endişesi olmasın.

 

Harekât planlandığı şekilde devam etmekte ve hamdolsun sekizinci gününde beklenenden çok daha kısa sürede büyük başarılar elde etmiş bulunmaktadır. Daha bugün itibarıyla bile sekizinci gününde bölgede askerlerimizin güvence altına aldığı yerlerde, beldelerde bir huzur, istikrar ve güvenlik havasının oluştuğunu söyleyebiliriz. Bunun karşısında duranlar ise yıllardır maalesef PKK terör örgütünü ve onun Suriye’deki uzantılarını besleyen, destekleyen, eğiten, finansal olarak onları güçlendiren çevrelerdir.

 

“PKK, SURİYE’DEKİ, IRAK’TAKİ ÇEŞİTLİ KOLLARIYLA BİR TAŞERON ÖRGÜTTÜR”

 

Burada bir gerçeği daha hatırlatmamız gerekiyor; PKK, Suriye’deki, Irak’taki çeşitli kollarıyla bir taşeron örgüttür, uluslararası güçlerin kullandığı bir maşadır, bunu da Suriye sahasında açık bir şekilde gördük. DEAŞ’la mücadele bahanesiyle bu örgütün desteklenmesi, palazlandırılması, onun âdeta bir devlet aktörü gibi muamele görmesi, herhâlde son dönem siyasi tarihimizin en büyük skandallarından birisidir. Biz tabii buna benzer durumları daha önce de geçmişte gördük. Şu anda gürültü koparanlar, Barış Pınarı Harekâtı’nı lekelemeye çalışanlar aslında Suriye bölgesindeki piyonları mevzi kaybettiği için bu kadar sinirli, öfkeli ve panik hâlde bulunmaktadırlar.

 

“PKK’NIN YENİLGİSİNİ ÂDETA KÜRTLERİN BİR KAYBI GİBİ YANSITMAYA ÇALIŞIYORLAR”

 

PKK’nın yenilgisini âdeta Kürtlerin bir kaybı gibi yansıtmaya çalışıyorlar, bunun gerçekle en ufak bir alakasının olmadığının altını özellikle çizmek istiyorum. Çünkü terör örgütü kendi örgüt gündemini Kürt kardeşlerimizin meselesi gibi dayatmaya çalışmaktadır, bu gerçeği açık ve net bir şekilde görmemiz gerekir. Kürt kardeşlerimizle bu terör örgütünü net bir şekilde ayrıştırdığımızı bir defa daha ifade etmek istiyorum.

 

Suriye’de de yüz binlerce Kürt bu terör örgütünün Marksist, Leninist, ayrılıkçı gündemini, fikriyatını, terör yöntemlerini asla kabul etmemiştir, bundan sonra da etmeyecektir. Yaptığımız harekât hem oradaki Kürt kardeşlerimizi hem Suriye’nin diğer yerel asli unsurlarını, Arapları, Türkmenleri, Hıristiyanları bu örgütün zulümlerinden, baskılarından kurtarmayı hedeflemektedir.

 

Bu yenilgiyi dediğim gibi Kürtlerin bir kaybı, sivillerin hedef alınması, bölgenin istikrarsızlaşması, insani krizin ortaya çıkması gibi gerekçelerle izah etmeye çalışanlar, bilerek veya bilmeyerek dolaylı ya da doğrudan bir şekilde bu terör örgütüne arka çıkmaktadırlar.

 

“BARIŞ PINARI HAREKÂTI DEAŞ’LA MÜCADELEYİ HİÇBİR ŞEKİLDE SEKTEYE UĞRATMAYACAKTIR”

 

Özellikle DEAŞ’la mücadele zaafa uğranacağı şeklindeki söylemlerin de bu örgütü aklamak için uydurulmuş yalanlar olduğunu ifade etmemiz gerekiyor. Biz daha önce de net bir şekilde söyledik, Cumhurbaşkanımız da çeşitli vesilelerle ifade ettiler, Barış Pınarı Harekâtı DEAŞ’la mücadeleyi hiçbir şekilde sekteye uğratmayacaktır, zayıflatmayacaktır, hedefinden saptırmayacaktır. Çünkü Türkiye özellikle Cerablus, El Bab, Azez bölgesinde, yani Fırat Kalkanı Harekâtı’yla 3 binden fazla DEAŞ teröristini etkisiz hâle getirmiştir, binlercesini tutuklamış, sınır dışı etmiş, geldikleri ülkelere göndermiş ya da mahkemelerde yargılayarak onları hapse mahkûm etmiştir. DEAŞ’la mücadele konusunda Türkiye’nin müdahalesinin bir zaafa yol açacağını iddia edenlerin dönüp bu gerçekleri hatırlamaları gerekiyor.

 

Fakat bunun yanında şu hususun da altını çizmemizde fayda var: PKK-PYD-YPG, DEAŞ’ı ve DEAŞ’lı esirleri Batı dünyasına karşı bir şantaj malzemesi, bir pazarlık unsuru olarak kullanmaktadır. Bunun en somut örneğini de iki gün önce bir DEAŞ’lı hapishanedeki mahpusların salıverilmesi olayında açık ve net bir şekilde gördük, basına da yansıdı. Özellikle Le Parisien Gazetesinde yazıldığı şekliyle bir gece ansınızın Kürtlerin, yani PYD’lilerin oraya gelip hadi gidin, serbestsiniz demesi suretiyle DEAŞ’lıları nasıl bıraktığını açık ve net bir şekilde gördük. Bu oyunun ne boyutlara ulaştığını göstermesi açısından üzerinde ısrarla durulması gereken bir konudur.

 

Türkiye’yi Barış Pınarı Harekâtı konusunda eleştirenlere bu DEAŞ’lıları kimlerin neden bıraktığını sormak en tabii hakkımızdır. Bunun hesabını PYD’lilere, YPG’lilere soracaklar mı? Bu serbest bırakılan DEAŞ’lılar yarın, öbür gün bir yerde terör eylemine bulaştığında bunun sorumluluğunu üstelenecekler mi? Düne kadar müttefik dedikleri bu örgütün DEAŞ’lıları bırakmak suretiyle ne tür bir tehlikenin içine herkesi soktuğunu görüp bunun hesabını soracaklar mı?

 

“BATILI DOSTLARIMIZIN TERÖR ÖRGÜTÜNÜ MÜTTEFİK OLARAK GÖRMESİ AKIL TUTULMASIDIR”

 

Gene bu müttefik meselesinde Sayın Cumhurbaşkanımızın da müteaddit kereler ifade ettiği gibi, Batılı dostlarımızın NATO üyesi Türkiye Cumhuriyeti’ni bir kenara bırakıp âdeta bu terör örgütünü müttefik olarak görmesi de bir akıl tutulmasıdır. Düne kadar müttefik dedikleri bu örgütün daha iki gün önce hemen koşup rejimle ve başka ülkelerle nasıl bir iş birliği arayışına girdiğini de çok açık ve net bir şekilde gördük, bunu da biz Amerikalı yetkililere, muhataplarımıza yüzlerine açık ve net bir şekilde ifade ettik, bundan sonra da etmeye devam edeceğiz. Bugüne kadar silahlandırdığınız, eğittiniz, müttefik dediğiniz bu kişiler gidip Esad rejimiyle ve başka ülkelerle ittifak yaptıklarında ne düşünüyorsunuz, bu durumu nasıl izah ediyorsunuz; bu soruların cevabını talep etmek de bizim en doğal hakkımızdır.

 

Dolayısıyla burada Barış Pınarı Harekâtı aynı anda birçok oyunu bozmak suretiyle aslında bölgedeki jeopolitik dengelerin de yeniden yerine oturması için yeni bir süreci başlatmış bulunmaktadır.

 

“DEAŞ’LA İLGİLİ BÜTÜN SORUNLAR TÜRKİYE’NİN SORUMLULUĞUNDAYMIŞ GİBİ BİR HAVA YARATILMAYA ÇALIŞILIYOR”

 

DEAŞ’la mücadele konusunda bu sorumluluğun sadece Türkiye’ye ait olmadığını, bunun uluslararası bir sorumluluk olduğunu da ayrıca ifade etmek isteriz. Bazen öyle bir hava yaratılıyor ki, sanki bundan sonra Suriye’de bütün DEAŞ’la mücadele ya da başka ülkelerde DEAŞ’la ilgili bütün sorunlar Türkiye’nin sorumluluğundaymış gibi bir hava yaratılmaya çalışılıyor. Biz DEAŞ’la mücadele ettik, bundan sonra da bu örgütün hiçbir şekilde geri gelmemesi için gerekli askerî, siyasi, diplomatik, ideolojik çalışmaların hepsini kararlıkla yapmaya devam edeceğiz, bundan kimsenin şüphesi olmasın. Ama tutup birilerinin palazlandırdığı ve yıllardır ortalığı istila eden, talan eden, binlerce insanın kanına giren bu terör örgütünü adeta Türkiye’ye fatura etmeye kalkmak, sorumluluğu Türkiye’ye yıkmaya çalışmak asla kabul edilebilir bir şey değildir, ne siyaseten ne ahlaken bunu onaylamamız elbette mümkün değildir.

 

DEAŞ’la mücadele bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra uluslararası örgütlerin, ülkelerin, aktörlerin katılımıyla, desteğiyle, iş birliğiyle yürütülecek bir mücadeledir. Bu çerçevede DEAŞ’lı esirlerin ne olacağı konusunda da kaynak ülkelerin sorumluluk alması gerekmektedir. Gözümüzün önünde aslında büyük bir hukuk skandalı yaşanıyor, DEAŞ terör örgütüne mensup olduğu için kendi vatandaşını almak istemeyen ülkeler, ki kahir ekseriyeti bunların Avrupalı ülkeler, bunları bir şekilde başkalarına fatura etmeye çalışıyorlar. Biz bu çerçevede üzerimize düşen sorumluluğu elbette yerine getirmeye çalışacağız, ama bunun faturasının ya da sorumluluğunun sadece Türkiye’ye verilmesi kabul edilebilir bir şey elbette değildir.

 

“BARIŞ PINARI HAREKÂTI HEDEFLERİNE ULAŞANA KADAR HIZ KESMEDEN DEVAM EDECEKTİR”

 

Aynı konu bildiğiniz gibi mülteci krizi meselesinde de karşımıza çıktı. Mülteci konusunu âdeta rakamlara indiren, bize gelmesinler de ne olursa olsunlar diyen Avrupa ülkelerin bu konuda nasıl bir sınav verdiğini ve sınavda sınıfta kaldığını hep birlikte gördük.

 

Biz bugün Türkiye olarak 3,6 milyondan fazla Suriyeli mülteciye ev sahipliği yapıyoruz. Dolayısıyla birilerinin Barış Pınarı Harekâtı’yla orada bir insani kriz ortaya çıkacak, yeni bir göç dalgası oluşacak, binlerce insan evlerinde ayrılmak zorunda kalacaktır iddiaları açıkçası bizim için biraz gülünçtür. Mülteciler için bugüne kadar âdeta parmağını bile oynatmayan kişilerin Türkiye’yi bu konuda hesaba çekmek gibi bir ne hakkı ne de sorumluluğu ne de yetkisi vardır. Biz bugüne kadar Suriyeli mültecilere hiçbir ayrım yapmadan, Arap’ıyla, Kürt’üyle, Müslüman’ıyla, Hıristiyan’ıyla sahip çıktık, bundan sonra da sahip çıkmaya devam edeceğiz.

 

Gözden kaçan bir noktayı da hatırlatmakta fayda var. Biz 4 milyona yakın Suriyeli mülteciye ülkemizde ev sahipliği yaparken, yaklaşık 3 milyona yakın Suriyeliye de Suriye tarafında yardım ediyoruz, yani 7 milyona Suriyeli Türkiye’nin koruması altında bulunuyor bugün. Bu, Suriye nüfusunun yaklaşık 3’te birine tekabül ediyor. Bunu yapabilen başka bir ülke var mı dünyada? Bizi eleştiren, işte bu harekâtın insani krize yol açacağını, sivillerin zarar göreceğini iddia edenlerin ülkelerinde acaba kaç tane Suriyeli mülteci var? Bugüne kadar bu krizin önlenmesi için ne tür adımları attılar? Bunları sormak da bizim en doğal hakkımızdır.

 

Bu çerçevede Barış Pınarı Harekâtı hedeflerine ulaşana kadar da hız kesmeden devam edecektir. Ve hamdolsun hedeflerimiz de bizim son derece açık ve nettir, sınır bölgelerimizi terör unsurlarından tamamen temizlemek, yani DEAŞ, PYD-YPG ve benzeri terör örgütlerinden bu bölgeyi tamamen arındırmak. İkinci olarak da güvenli bölge hâline getirdiğimiz bu şehirlere, beldelere, köylere Türkiye’de bulunan mültecilerin geri dönmelerini sağlamak, bunu yaparken de bunu gönüllük esası üzerine yapmak, onurlu bir şekilde ve güvenli bir şekilde mültecilerin ülkelerine dönmelerini sağlamak.

 

“DEMOGRAFİK YAPIYI BOZAN PYD VE YPG’NİN KENDİSİDİR”

 

Dolayısıyla burada Barış Pınarı Harekâtı’yla Suriye’nin kuzeyinde, Fırat’ın doğusunda demografik yapının değiştirileceğine dair iddiaların da tamamen asılsız, yersiz olduğunu, bunların birer propaganda ve dezenformasyon unsuru olduğunu ifade etmek isterim. Tam tersine, bırakın bizim harekâtımızla orada demografik yapının değişmesini, oradaki demografik yapıyı değiştiren YPG ve PYD’dir. Yani Arap köylerini, Arap şehirlerini işgal edip orada yaşayan halkı göçe zorlayanlar ve buraları kendi kontrolleri altına almak için istila edenler Amerika Birleşik Devletleri’nin desteklediği, silahlandırdığı, finansal olarak güçlendirdiği PYD ve YPG örgütleridir. Dolayısıyla oradaki demografik yapıyı bozan ne Türkiye’dir ne de Barış Pınarı Harekâtı’dır. O demografik yapıyı bozan PYD ve YPG’nin kendisidir. Ve Barış Pınarı Harekâtı’nın en önemli neticelerinden birisi de, bu demografik yapının asli yapısına dönmesi olacaktır.

 

Biz Türkiye olarak hiç kimseyi gitmek istemediği bir yere zorla göndermek gibi bir planın içerisinde değiliz. Bugüne kadar büyük bir alicenaplık göstererek bu insanlara kapılarını, gönüllerini açan bu ülkenin, mültecileri evlerine giderken zora sokacak, onlar can, mal güvenliğini tehlikeye atacak bir eylemin içinde olması da zaten hiçbir zaman düşünülemez.

 

“HAREKÂTI DEZENFORMASYONLARLA ETKİLEMEYE ÇALIŞIYORLAR”

 

Terör unsurları bu bölgeden temizlendiği zaman, Sayın Cumhurbaşkanımızın bu sabah da ifade ettiği gibi, Barış Pınarı Harekâtı hedeflerine ulaşmış olacaktır. Dolayısıyla işte hedefiniz ne, ne kadar gideceksiniz, kapsamı ne, kaç gün sürecek, ne kadar sürecek gibi soruların cevabı da aslında burada yatmaktadır arkadaşlar, hedeflerine ulaşana kadar bu harekât kararlı bir şekilde devam edecektir. Çünkü Sayın Cumhurbaşkanımızın yaklaşık dört yıldır bütün dünyanın gözü önünde bir feryat ile ifade ettiği bu bölgenin teröristlerden temizlenmesi konusunda dünyanın bir şey yapmayacağını biz açık ve net bir şekilde gördük.

 

Sayın Cumhurbaşkanımız bu konuyla ilgili Amerika Birleşik Devletleri başkanlarıyla, Avrupalı liderlerle sayısız derecede görüşmeler yaptı, bu terör unsurlarına bu destekler gittiği müddetçe burada barış ve istikrarın olmayacağını ifade etti. Bizim ulusal güvenliğimiz açısından bunun varoluşsal bir tehdit olduğunu açık bir şekilde söyledi. Ama herhâlde bizim bu konudaki kararlılığımızı, ciddiyetimizi fark etmeyen, anlamayan bazı çevreler şimdi Barış Pınarı Harekâtı başlayınca panik hâlinde ne oldu, bu harekât nereden çıktı, işte denge bozulacak, insani kriz ortaya çıkacak, DEAŞ’la mücadele zaafa uğrayacak gibi söylemlerle bu harekâtın hızını kesmeye çalışıyorlar, bu harekâtı dezenformasyonlarla etkilemeye çalışıyorlar. Açıkça ifade ediyoruz, bunların hiçbirisinin bu harekâtın uygulanmasında, kararlılığında en ufak bir etkisi olmayacaktır. Harekât planlandığı şekilde temposunu, ritmini, kapsamını, süresini askerî uzmanlarımızın belirlediği çerçevede siyasi direktifler bağlamında kararlı bir şekilde bundan sonra da uygulamaya devam edecektir.

 

Bu büyük çalkantıların olduğu, bu jeopolitik yeniden konumların olduğu dönemde Barış Pınarı Harekâtı’nın bundan sonra da daha çok konuşulacağını açık bir şekilde zaten görüyoruz. Ama bu süre içerisinde Cumhurbaşkanımızın dirayetli liderliğiyle, milletimizin tam desteğiyle bu harekât inşallah hedeflerine ulaşana kadar kararlı bir şekilde devam edecektir. Ana hatlarıyla ben bunları sizinle paylaşmak istedim, sorularınıza geçebiliriz.”

 

İbrahim Kalın, gündemdeki gelişmelere ve toplantıda ele alınan konulara ilişkin açıklamalarda bulunduktan sonra basın mensuplarının sorularını cevapladı.

 

Soru: “Rusya ile Türkiye’nin Münbiç üzerinde yaptığı anlaşmanın detayları? Beyaz Saray’dan da Sayın Erdoğan’ın görüşmek istememesine rağmen Pence’in Türkiye’ye geldiğine dair açıklamalar yapıldı. Böyle bir görüşme olacak mı? Olacaksa detayları, saati belli midir? Bu görüşme öncesinde Amerika ile bir temas olmuş mudur?”

 

“RUSLARLA SURİYE KONUSUNU UZUN SÜREDİR GÖRÜŞÜYORUZ”

 

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın: “Ruslarla bildiğiniz gibi Suriye konusunu biz uzun süredir zaten görüşüyoruz. Astana sürecinde Rusya ve İran’la birlikte üçlü olarak yürüttüğümüz çok önemli bir süreç var. Oradaki bizim önceliğimiz de gene hem sınır bölgemizin, hem de Suriye’nin tamamının terör unsurlarından tamamen temizlenmesidir, dolayısıyla Rus tarafı da bu konudaki hassasiyetimizi iyi bilmektedir. Yani orada Amerikan bayrağının yerine Rus bayrağının geçip PYD’nin, YPG’nin, bir başka gücün himayesi ya da kontrolü altında olması bizim için kabul edilebilir bir şey değil değildir. Şu anda PYD’nin yapmaya çalıştığı şey de tam da budur işte, rejimle anlaşarak, Rusları yanlarına alarak orada yeni bir oyun kurmaya çalışıyorlar. Bunun gerçekleşmeyeceği çok açık, çünkü Ruslarla bizim bu konuda dün akşam da Sayın Cumhurbaşkanımızın Sayın Putin’le detaylı bir görüşmesi oldu, önümüzdeki günlerde tekrar bir araya gelmek suretiyle bu konunun detaylarını da konuşacaklar.

 

“PYD-YPG TAHAKKÜMÜNÜN SONLANMASININ ZAMANI GELMİŞTİR”

 

Burada Suriye’nin toprak bütünlüğü açısından, siyasi birliği açısından, etnik ve sosyolojik dengeleri açısından da PYD-YPG tahakkümünün artık sonlanmasının zamanı gelmiştir. Bugüne kadar Amerikan himayesinde, Amerikan bayrağı altında buraları adeta talan eden, kendi kendilerine buraların hükümdarlığını ilan eden gruplar, örgütler artık bu rahatlığı bulamayacaklardır, Türkiye bu konuda son derece kararlıdır, biz bunu Rus tarafına da, İran tarafına da, Amerikalılara da, Avrupalılara da çok açık ve net bir şekilde ifade ettik.

 

Tabi bu Amerikalıların çekilme süreci, Münbiç, Kobani, diğer yerler, güvenli bölgenin doğuya-batıya doğru genişlemesi, bütün bu konularla ilgili de detayları önümüzdeki günlerde konuşmaya devam edeceğiz. Yarın bizim Ruslarla bir dizi temasımız olacak, önümüzdeki günlerde de onlarla konuşmaya devam edeceğiz.

 

SINIR GÜVENLİĞİ

 

Bu bağlamda ikinci sorunuza geçmek isterim. Bu konu bildiğiniz gibi Amerika’nın da sıcak gündeminde. Öncelikle şunu ifade etmek isterim: Bize zaman zaman Amerika’da bu konuda çok büyük bir baskı var, bir kamuoyu baskısı var diye ifade edilen konuyu biz not ediyoruz. Ama bilelim ki, Türkiye Cumhuriyeti’nin de bir kamuoyu var, burada da bizim insanlarımızın güvenlik öncelikleri var, ulusal öncelikleri var. Nasıl Amerika Birleşik Devletleri Meksika sınırını güvence altına almak için birtakım tedbirlerden bahsediyorsa, yani bunu önemsiyorsa ki biz öyle bir yola başvurmadık, işte duvarlar örelim, şöyle yapalım, böyle yapalım diye, aynı şekilde bizim sınırlarımızı korumak da en doğal hakkımızdır. Burada DEAŞ’la mücadele ediyor bahanesiyle terör örgütüne silah vermenin, Meksika sınırında örneğin uyuşturucu kartelleriyle mücadele ediyor diye bir terör örgütüne destek vermekten hiçbir farkı yoktur. Geçmişte Amerika Birleşik Devletleri bu hataları çok yaptı, kontrgerilla adı altında dünyanın değişik yerlerinde, Latin Amerika’da, Orta Avrupa’da, Orta Doğu’da, Afganistan’da bu hataları çok yaptılar ve şu anda da maalesef PYD-YPG politikasında sıkışıp kalmış durumdalar, bunu da gayet iyi biliyorlar, birebir konuştuğumuzda bunu da açıkça ifade ediyorlar, onlar da bir çıkış arıyorlar.

 

Bizim önerimiz son derece bellidir, Amerikan yardımı gelmeden önce, desteği gelmeden önce Suriye’de PYD-YPG gibi böyle bir silahlı güç yoktu. Orada yaşayan Kürtler Suriye’nin asli unsurları olarak Esad rejiminin baskısı altındaydılar. Ve hatırlayın bu konuyu ilk defa gündeme getiren de Sayın Cumhurbaşkanımızdı. Yani Esad’a ilişkilerimizin iyi olduğu, bu katliamlar başlamadan önceki dönemde Suriye Kürtlerinin haklarını, hukukunu gözetmesi, onlara vatandaşlık ya da işte pasaport, kimlik vermesi, oralara yatırım yapması konusunda ilk uyarıları yapan Sayın Cumhurbaşkanımızda. Yani Suriye Kürtleri şehirleri, işte Kobani veya diğer yerler kimsenin gündeminde bile yokken, hatta ifadeyi mazur görün, umurunda bile değilken onların sorunlarını ilk dile getiren kişi de Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’dır, insanlar bunu unutmuyorlar. Ama orada başka bir oyun oynanıyor, buna karşı bizim pozisyonumuz bellidir, terör unsurlarından temizlendiği zaman bu bölgede barış, istikrar ve refah hâkim olacaktır.

 

“SAYIN CUMHURBAŞKANIMIZIN ABD BAŞKAN YARDIMCISINI KABULÜ PLANLANMAKTA”

 

Amerika Başkan Yardımcısının da bu çerçevede yarın bir ziyaret için buraya geldiğini biliyoruz. Bugün zaten İletişim Başkanımız da onunla ilgili bir düzeltme yaptı bildiğiniz gibi, Sky News muhabirinin soruyu biraz karmaşık sorması neticesinde cevap sanki hayır, onunla görüşmeyeceğim gibi algılandı. Kastettiği, bugün Ankara’da bulunan Amerikan heyetiyle görüşmeyeceğim idi -ki onlarla biz görüştük- bizden sonra da Sayın MİT Başkanımızla ve Millî Savunma Bakanımızla görüşmeleri olacak, yarın Dışişleri Bakanımızla görüşmeleri olacak. İlk görüşmeleri biz de yaptık, gündemle ilgili konuları değerlendirdik. Yarın da Sayın Cumhurbaşkanımızın Amerikan Başkan Yardımcısını kabul etmesi planlanmakta, bunda şu anda bir değişiklik öngörülmüyor. Saati vesairesi yarın netleşecek, zaten kesinleştiği zaman sizinle de paylaşırız.”

 

“ESAD REJİMİYLE RESMÎ OLARAK BİR TEMASIMIZ YOK”

 

Soru: “ABD Ulusal Güvenlik Danışmanıyla bir görüşme gerçekleştirdiniz, 1,5 saat sürdü bu görüşme, paylaşabileceğiniz bir detay var mı? Uzun zamandır kamuoyundan, özellikle dünyadan yapılan çağrılar var Suriye rejimi ile Türkiye’nin bir masaya oturması yönünde. Rusya’dan gelen bir açıklama var, özellikle Dışişleri, İstihbarat yetkililerinin görüştüğüne dair Türkiye ve Suriye arasında. Böyle bir görüşme var mı? Şayet böyle bir görüşme varsa bu yeni bir başlangıcın işareti olarak yorumlanabilir mi?”

 

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın: “Bizim Esad rejimiyle resmî olarak bir görüşme temasımız yok. Bir mesaj iletilmesi gerektiğinde, özellikle bizim askerlerimizin can güvenliği söz konusu olduğunda bunu genellikle Ruslar üzerinden ya da İranlılar üzerinden zaten iletiyoruz. Dolayısıyla şu anda böyle bir görüşme trafiği söz konusu değil. Esad rejimi konusunda, Esad konusunda bizim pozisyonumuz bellidir. Sayın Cumhurbaşkanımız da bunu yine pek çok vesilesiyle ifade etmiştir, burada bir değişiklik yok. Bizim amacımız; Astana ve Cenevre süreçlerini bir araya getirip Anayasa Komitesinin yazacağı ya da revize edeceği yeni anayasa çerçevesinde bir geçici hükûmet kurulmak suretiyle seçimlere gidilmesi ve Suriye halkının özgür bir şekilde tercih edeceği yönetimin iş başına gelmesidir. Bunun için de çalışmalarımız siyasi süreçte bundan sonra da devam edecek.

 

“OBAMA DÖNEMİNDEN KALMA YANLIŞ POLİTİKANIN TRUMP DÖNEMİNDE DE DEVAM ETTİRİLMESİ BÜYÜK BİR HATA”

 

Amerikan Ulusal Güvenlik Danışmanı Robert O'Brien’la bugün benim bir görüşmem oldu. Tabii ki gündemdeki en sıcak konu olarak Barış Pınarı Harekâtını, bunun gerekçelerini, çerçevesini ve bundan sonraki seyrini konuştuk. Bildiğiniz gibi 6 Ekim akşamı Sayın Cumhurbaşkanımızın Sayın Trump’la yaptığı telefon görüşmesinde Sayın Cumhurbaşkanımız açık bir şekilde bugüne kadar Amerikalılarla güvenli bölgenin birlikte tesis edilmesi konusunda pek çok görüşme yaptığımızı, ama maalesef bunlardan arzu ettiğimiz neticeyi alamadığımızı açıkça ifade ettiler. Bizim güvenlik kaygılarımızı karşılayacak bir düzenleme yapılmadığı, aylardır bunun üzerinde çalışıldığı hâlde hâlâ bir oyalama taktiğinin devam ettiği, bizde bu kanaatin ağır bastığı ve artık beklememizin, sabretmemizin, daha fazla bu süreci uzatmamızın mümkün olmadığını açık bir şekilde ifade ettiler ve ondan sonra da bildiğiniz gibi 9 Ekim’de de bu harekât başladı. Bununla ilgili başta bir değerlendirme yaptım, onları tekrar etmek istemiyorum ama bu görüşlerimizi biz Amerikalı muhataplarımıza da açık ve net bir şekilde ifade ettik. Obama döneminden kalma bu yanlış politikanın Trump döneminde devam ettirilmesinin büyük bir hata olduğunu da ifade ettik.

 

Tabii burada çok ironik şeyler de oluyor. Amerikan siyaseti açısından baktığınız zaman, özellikle Amerika’daki Evanjelist kitlenin PYD’yi, YPG’yi savunur hâle gelmesi, herhalde yakın siyasi tarihin en büyük ironilerinden bir tanesi. Yani Suriye’de ayrılıkçı gündemi olan Marksist-Leninist bir terör örgütünü Texas’taki, Utah’daki bir Evanjelistin savunuyor olması ve bunu da oradaki Hristiyanları koruma güdüsüyle yaptığını iddia etmesi, gerçekten çok ilginç bir duruma işaret ediyor.

 

“SİVİLLERİN ZARAR GÖRMEMESİ İÇİN ELİMİZDEN GELENİ YAPTIK”

 

Biz özellikle Hristiyan azınlıkların ve diğer azınlıkların, Yahudilerin korunması konusunda büyük bir hassasiyet içerisinde olduk, sivillerin korunması konusunda büyük bir hassasiyet içerisinde olduk. Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı Harekâtlarında ne kadar büyük bir hassasiyet gösterdiğimizi bütün dünya biliyor. Biz şehitler verdik, Özgür Suriye Ordusu şehitler verdi, sivillerin zarar görmemesi için de elimizden geleni yaptık. Bazen operasyonların süresi uzadı, bazen planlarda değişiklik yapıldı yeter ki siviller zarar görmesin diye. Buna mukabil Rakka Operasyonunda 4 bine yakın sivilin hayatını kaybettiğini hatırlatmak isterim. Musul’da yapılan DEAŞ karşıtı operasyonlarda bir tahmine göre 9 ila 11 bin arasında sivilin hayatını kaybettiğini hatırlatmak isterim. Bizi sivil ölümleri konusunda uyaranların dönüp bu karnelerine bakmaları gerekiyor. Biz bu noktaları da, bu hususları da muhataplarımıza açık ve net bir şekilde ifade ettik. Yani harekâta yönelik bu tür eleştirilerin yersiz olduğunu, başka bir gündemin amacına hizmet ettiğini açık bir şekilde ifade ettik. Tabii bugün ve yarın bu görüşmelerimiz de devam edecek. Yarın Sayın Cumhurbaşkanımızın kabulüne kadar hazırlıklarımız da devam edecek. Bizim pozisyonumuz net, güvenli bölgenin oluşturulması ve bu bölgeden terör unsurlarının tamamen çıkartılması. Dolayısıyla PYD-YPG unsurlarının buradan çıkartılması, daha önce bize söz verildiği gibi ağır silahların toplanması, tahkimatların dağıtılması, bunlar gerçekleştiği zaman zaten Barış Pınarı Harekâtı büyük oranda hedeflerine ulaşmış olacaktır.”

 

“İNCİRLİK ÜSSÜ’NÜN STATÜSÜYLE İLGİLİ ŞU ANDA BİR DEĞİŞİKLİK ÖNGÖRÜLMÜYOR”

 

Soru:  “Barış Pınarı Harekâtı’ndan rahatsız olan ABD yaptırım kararları almıştı. Bugün Cumhurbaşkanı Erdoğan da AK Parti Grubunda bu yaptırımlara tepki gösterdi ‘azdan az-çoktan çok’ diyerek, misliyle karşılık verileceğini söyledi. Nasıl bir karşılık verilecek efendim Türkiye tarafından? İncirlik Üssü’nün kapatılacağı yönünde bazı iddialar var, bu iddialara yorumunuz ne olacaktır?”

 

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın: “İncirlik Üssü’nün statüsüyle ilgili şu anda bir değişiklik öngörülmüyor arkadaşlar.

 

Yaptırımlarla ilgili şunun altını çizeyim: Daha önce de benzer tehditlerle gelenler oldu, yaptırımlar da uygulandı, ama neticesini hep birlikte gördük. Türkiye güçlü bir ülkedir, Türkiye onurlu bir ülkedir. Devlet kurumlarıyla, toplumuyla, siyasetiyle, Parlamentosuyla, ekonomisiyle birlik beraberlik içerisinde bu tür tehditlere asla prim vermeyecek bir ülkedir. Yönetim ya da Kongre farklı yaptırımlar geçirebilir. Bunların hiçbirisi bizim varoluşsal, ulusal güvenlik sorunlarımızı kendi imkânlarımızla çözmemizin önünde bir engel olmayacaktır. Biz hâlâ bu sorunları birlikte çözelim diye bir çabanın içerisindeyiz. Müttefiklerimizle konuşarak, anlaşarak hem bizim güvenlik kaygılarımızı ortadan kaldıracak, hem Suriye’yi rahatlatacak formüller üzerinde çalışabiliriz diyoruz. Ama böyle tehditlerle geldiklerinde, şunu yaparız-bunu yaparız gibi iddialarla ortaya çıktıklarında geçmişte nasıl cevaplarını aldılarsa bundan sonra da alırlar.

 

“YAPTIRIMLARA MİSLİYLE KARŞILIK VERİRİZ”

 

Sayın Dışişleri Bakanımız da ifade etti, bu tür yaptırımlara misliyle karşılık veririz. Bununla ilgili de Dışişleri Bakanlığımız bir hazırlık yapıyor zaten şu anda. Yani onların bu konuda bir çalışması varsa, elbette Türkiye Cumhuriyeti Devleti de bunu karşılıksız bırakmayacaktır. Bu bizim kararlılığımızı zayıflatmaya dönük bu tür hamleleri dikkate almayacağımızı, tam tersine ülkemizin çıkarları için, askerlerimizin can güvenliği için, bölgenin barış ve selameti için sonuna kadar bu mücadeleyi sürdüreceğimizi de açıkça ifade etmek isterim.”

 

Soru: “Net bir tarih var mıdır Sayın Erdoğan’ın Putin’le görüşmesine ilişkin? O'Brien görüşmenize ilişkin olarak, Amerika’nın size getirdiği, sunduğu teklif neydi? Zira Başkan Erdoğan’ın Trump görüşmesinde bir ateşkesten söz edildi ve Başkan Erdoğan bunu net bir dille olmayacağını söyledi, yeniden böyle bir teklif gündeme geldi mi?”

 

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın: “Ruslarla tabii ki temasımız daha önce de ifade ettim devam ediyor, bundan sonra da görüşmeye devam edeceğiz. Yakın bir vadede de Sayın Cumhurbaşkanımızın Sayın Putin’le bir yüz-yüze görüşmesi de olacak ki bu konuları aciliyetine binaen detaylı bir şekilde ele alabilsinler. Tarihi bende, şimdilik paylaşmayayım müsaade ederseniz.

 

İkinci sorunuza gelince; evet Sayın Trump da telefon görüşmesinde böyle bir ateşkesten bahsetmişti ve Sayın Cumhurbaşkanımız da çok açık ve net bir şekilde terör karşıtı bir operasyon yürüten bir ülkenin bir terör örgütüyle ateşkes yapmayacağını, hiçbir şekilde müzakere masasına oturmayacağını, kimsenin arabuluculuğunu kabul etmeyeceğini net bir şekilde ifade ettiler. Biz de aynı pozisyonu Amerikalı mevkidaşlarımıza açık ve net bir şekilde ifade ettik.”



Haber okunma sayısı: 64

Yazdır

YORUM EKLE

Yorum Başlığı

Yorum

YORUMLAR

  • Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun.

DİĞER HABERLER

saraya-kim-gittiyse-allah-belasini-versin

Saraya kim gittiyse Allah belasını versin

21 Kasım 2019 Perşembe 16:48
tbmmde-sahte-bal-satiliyor-

'TBMM'de sahte bal satılıyor!'

21 Kasım 2019 Perşembe 16:17
erdogan-mujdeleri-siraladi

Erdoğan müjdeleri sıraladı!

21 Kasım 2019 Perşembe 15:57
-saraya-giden-chpliyi-biliyorum

Saray'a giden CHP'liyi biliyorum

21 Kasım 2019 Perşembe 15:36
mhpden-rahmi-turan-aciklamasi

MHP'den Rahmi Turan açıklaması

21 Kasım 2019 Perşembe 08:47
bedava-hayat-onlara-guzel

Bedava hayat onlara güzel

21 Kasım 2019 Perşembe 08:27

ÜLKE GÜNDEMİ

MHP'den Rahmi Turan açıklaması

MHP Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın, Sözcü gazetesi yazarı Rahmi Turan'ın bugünkü yazısıyla ilgili

Halaçoğlu'ndan Osmanlı torununa belgeli cevap

Türk Tarih Kurumu eski Başkanı Yusuf Halaçoğlu, II. Abdülhamid'in torunu Kayıhan Osmanoğlu'nun hanedanlık

Cumhur İttifakı'nda rüşvet krizi çıktı!

Cumhur İttifakı'nda rüşvet krizi patlak verdi. Giresun’un Alucra ilçesinde ittifakın adayı olarak MHP'den

Çocukların cezaevinde olduğu ülke geleceksizdir!

HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, partisinin, sadece kadınların katıldığı TBMM Grup Toplantısı'nda

Erdoğan'dan önemli açıklamalar

Cumhurbaşkanı Erdoğan, AK Parti TBMM Grup Toplantısı’nda yaptığı konuşmada, “Suriye ve Kuzey Irak başta

MHP Genel Başkanı Bahçeli TBMM'de

Rahatsızlığı nedeniyle bir süredir partisinin grup toplantılarını gerçekleştiremeyen MHP Genel Başkanı

İSTANBUL - HAVA DURUMU

ISTANBUL