sex izle alanya escort antalya escort bayan ankara escort

31 Mayıs 2020 Pazar

MHP sandığı gösteriyor

mhp-sandigi-gosteriyor

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, MHP Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın’ın “Üç hilalin tek başına iktidar olma zamanı geldi” ifadesinin sandığı göstermek anlamına geldiğini söyledi.
12 Mayıs 2020 Salı 11:40

  Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu; Yeniçağ TV’de, Gazeteci Orhan Uğuroğlu'nun sorularını yanıtladı, gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

 

Orhan UĞUROĞLU- Cumhuriyet Halk Partisinin Sayın Genel Başkanı, Ana Muhalefetin Lideri Sayın Kemal Kılıçdaroğlu Yeniçağ TV canlı yayınına hoş geldiniz efendim.


Kemal KILIÇDAROĞLU- Hoş bulduk Orhan Bey.


Orhan UĞUROĞLU- Önce nasılsınız, bu salgın hastalık günlerinde? Aile efratları ve sağlığınız nasıl efendim.




Kemal KILIÇDAROĞLU- Hepimiz iyiyiz. Bizim dışımızda ailenin diğer bireyleri İstanbul’da. Ben, eşim ve oğlum dışında iki kızım İstanbul’da. Onlarla da telefonla görüşüyoruz, onlar da çok şükür iyiler yani bir sorunumuz yok, öyle diyeyim.


Orhan UĞUROĞLU- Allah sağlıklı ömür versin.


Kemal KILIÇDAROĞLU- Sağ olun, hepimize efendim.


Orhan UĞUROĞLU- Efendim bu Anayasanın ikinci maddesiyle başlamak istiyorum bu sohbetimize. Şimdi izin verirseniz şunları sayacağım. Toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet içinde insan haklarına saygılı, milletine bağlı demokratik laik sosyal bir hukuk devleti. Valla ben kara kara düşündüm bunların sanki önemli bir kısmı gerçekleşmedi ülkemizde ya da gerçekleşmiyor gibi düşünüyorum. Neler söylemek istersiniz?


Kemal KILIÇDAROĞLU- Orhan Bey şunu söyleyeyim, siz Anayasanın ikinci maddesini okuyunca ben de hemen masanın üzerinde Anayasayı açtım. Anayasamızın ikinci maddesi var zaten burada; Atatürk milliyetçiliğine bağlı, insan haklarına saygılı, adalet anlayışı içinde, milli dayanışmadan, toplumun huzurundan söz ediyor ve yine Anayasanın başlangıç bölümünde yer alan temel ilkelere dayanan demokratik laik sosyal hukuk devletidir.


Bir demokratik bir devlette olması gereken bu ama Türkiye’de demokrasi var mı? Hayır demokrasi yok. 20 Temmuz sivil darbesinden sonra Türkiye’de demokrasi büyük ölçüde askıya alınmış vaziyette. Örneğin yargı bağımsız değil, örneğin parlamento vesayet altında, örneğin medya özgürlüğüne müdahaleler var, örneğin yargıya müdahaleler var, istenen gazeteci hemen derhal tutuklanıp hapse atılabiliyor, istenen kişi hakkında soruşturma açılabiliyor. Burada Anayasanın ve yasaların bütün hükümleri yeri geldiğinde de görmezden geliniyor. Dolayısıyla böyle bir yapının olduğunu sanmıyorum.


Sosyal devlet ise, sosyal devlet şudur Orhan Bey. Sosyal hakların bakın hak tanımını kullanıyoruz yine yanlış hatırlamıyorsam Anayasanın 61. maddesi olacak, evet, “sosyal güvenlik herkesin hakkıdır” der. Dolayısıyla hak tanımı yapar. Biz gerçekten sosyal güvenlik herkesin hakkıysa hak temelli mi yapıyoruz yardımları, lütuf temelli mi yapıyoruz? Bugüne kadar lütuf temelli yapıldı, oysa hak temelli olması lazım. Vatandaş işsiz kaldığında çıkıp diyecek hükümete, ey hükümet ben sana oy verdim iktidar yaptım, işsizim bana iş bulmak zorundasın, çocuğum aç onun karnını doyurmak zorundasın. Bunu demek zorunda. Bu hak temelli bir olaydır. Yani sosyal devletin hak temelli olması, vatandaş tarafından talep edilen bir yapısının, bir olgusunun ortaya çıkması lazım, bu maalesef olmuyor, yapılmıyor.


Orhan UĞUROĞLU- Sosyal güvenlik diyorsunuz ama korona virüs salgını çıktığından beri bir maske dağıtamadı bu hükümet. Yani neticede evet bizim yararlanma hakkımız ama bakın gene Anayasanın o zaman üçüncü maddesine geçelim, “başkent Ankara’dır” diyor. 60 gündür Cumhurbaşkanı İstanbul’dan çalışıyor, telekonferansla devleti idare ediyor. Zaten tek kişi herkesi telekonferansla bağlıyor. Ama devletin ruhu, ciddiyeti, Ankara başkent… Yani giderek acaba başkenti İstanbul’a da mı almak istiyorlar? Bankaları, Merkez Bankasını hepsini aldılar biliyorsunuz.


Kemal KILIÇDAROĞLU- Orhan Bey, Erdoğan öteden beri Ankara’yı içine sindiremedi. Aslında başlangıçta Ankara’ya geldiği zaman malum Keçiören’de bir ev tutmuştu, mütevazı bir yaşamı vardı, milletvekili lojmanlarını sattı, dolayısıyla ben bu ülkede israfı önleyeceğim, haksızlığı önleyeceğim, yolsuzlukları önleyeceğim dedi. 3Y’yle zaten gelmişlerdi. Bugün 3Y başka şeyler olmaya başladı. Yemek oldu yani malı götürmek gibi yemek, devletin mallarını bir şekliyle birilerine peşkeş çekmek, bütçeyi talan etmek gibi pek çok ama pek çok gerçekten acı gerçeklerle karşı karşıya kaldık. Bakıldığı zaman Erdoğan Ankara’yı içine sindiremeyen, Ankara’da olmayı sevmeyen, bütün gözü İstanbul’da olan, çünkü İstanbul en büyük rant merkezi aynı zamanda, rant merkezinin bulunduğu yerde o ranttan yararlanmak istiyor. Kendisi, ailesi, yakınları, yakın çevresi İstanbul’u nasıl talan ettiler kendileri söyledi. Zaten Erdoğan da çıkıp şunu söylemedi mi: “Biz İstanbul’a ihanet ettik.” Ben desem bunu kıyamet kopardı herhalde vay Kılıçdaroğlu, ey CHP diye başlardı. Şimdi talan eden o, yandaşa talan ettiren o, İstanbul’a ihanet eden o. Sahilden, Aksaray’dan Bakırköy’e giderken içimi gerçekten acıtan bir olay vardır. Deniz kenarında sanki böyle surlarla çevrilmiş gibi büyük binalar yapıldı ve deniz görülmüyor, neredeyse denizle sıfır. O büyük binalar kaça satıldı o daireler, onlara kim izin verdi? Yani gerçekten içim sızlıyor. Ne yaparsa yapsın biz Ankara’yı onurlu Cumhuriyetin başkenti olarak Mansur Yavaş özellikle başkent olarak biz yeniden güzelleştireceğiz. Burayı Türkiye Cumhuriyeti devletine yakışır şekilde bir başkent yapacağız.


Orhan UĞUROĞLU- Peki o zaman hemen Başkente geldiysek şunu sorayım izin verirseniz. Diyelim ki Millet İttifakı iktidar oldu CHP’nin ya da Millet İttifakının göstereceği Cumhurbaşkanı seçildi. İlk üç işiniz ne olur Sayın Genel Başkan? Yani seçim kazanıldı 2023 diyelim, erken seçimi de soracağım az sonra ama kazandınız ne yapacaksınız ilk üçü bir sıralar mısınız?


Kemal KILIÇDAROĞLU- Birincisi şu, inşallah bu gerçekleşecek ben buna yürekten inanıyorum. Önce parlamentoya bir siyasi ahlak kanunu götüreceğiz. Yani parlamentoyu kirlilikten, yolsuzlukların kaynağı olmaktan, kayırmacılıktan, rant peşinde koşmaktan kurtaracağız. Siyasi ahlak kanunu bunu yapacağız ve çıkaracağız ki israfı önleyeceğiz, devlette ciddi israf var israfın önlenmesi lazım. Bu konuda ne gerekiyorsa onu yapacağız.


İkincisi ise mesela israf konusunda şunu söyleyeyim, bakın bu süreçte herkes fatura ödedi herkes. İşçi, çiftçi, memur, gazeteci, emekli, sanayici, hizmet sektörü, otelci, taksici, kamyon, tır şoförü herkes fatura ödedi. Herkes kendi ülkesini sevdiği için buna katlandı. Fatura ödemeyen bir kesim var devletten dolarla garanti alanlar. Bunlar hiçbir fatura ödemedi, dolar yükseldikçe bunların devletten alacakları da arttı. Dolayısıyla bunun önünde yani israfın da önüne geçmiş olacağız.


Bir üçüncü ise yapacağımız, devlette saydamlık yani hesap verebilirlik. Vatandaştan vergi alıyorsan, vatandaşın parasını vatandaşın çıkarı için kullanacaksan bunun hesabını vereceksin. Bugün gazetelerde haber var Orhan Bey, bir tarım kredi kooperatifleri yöneticileri kaç lira aylık alıyor diye milletvekilimiz soruyor, ticari sır diye bildirmiyorlar. Ne ticari sırrı Allah aşkına! Çünkü orayı da parsellemiş, arpalıklar oralar. Arpalıklara son vereceğiz. Yani üç tane şey söylediniz, devlette saydamlaşma yapacağız, her kuruşun hesabını vereceğiz, israfı önleyeceğiz ve siyasette ahlakı egemen kılacağız. Siyasi ahlak kanununu meclise getireceğiz.


Orhan UĞUROĞLU- O zaman Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi kalıyor memnun musunuz?


Kemal KILIÇDAROĞLU- Şimdi Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi için anayasa değişikliği gerekiyor. O ayrı bir şey onun için ön hazırlık gerekiyor. Bunlar çok ivedi hemen yapmamız gereken şeyler. Diğerine elbette ki belli bir hazırlık yapılacak, güçlü bir demokratik parlamenter sistem oluşturulacak. Çünkü bunu yaparken bütün sivil toplum örgütlerinin, meslek kuruluşlarının görüşünü alacağız. Yani bir dayatma kültürüyle değil tam tersine bir araya gelerek, oturarak, tartışarak neyi nasıl yapacağımızı düşünerek o şekliyle demokratik parlamenter sistemi…


Orhan UĞUROĞLU- Yani toplumsal mutabakatla yapacağız diyorsunuz?


Kemal KILIÇDAROĞLU- Aynen öyle. Ben şundan eminim Orhan Bey, demokratik parlamenter sistemi getirdiğimizde en çok da AK Partililer gelip oy vereceklerdir, MHP’liler gelip oy vereceklerdir evet demokratik parlamenter sisteme ihtiyacımız var diye.


Orhan UĞUROĞLU- Yani şikayetleri var onlarında o zaman bu sistemden, uygulamadan şikayetleri var onu mu kastediyorsunuz?


Kemal KILIÇDAROĞLU- Kesinlikle şikayetleri var, dile getiremiyorlar bu vesayet nedeniyle. Onu da düzelteceğiz inşallah.


Orhan UĞUROĞLU- Peki efendim o zaman şöyle bir soruyla devam edeyim. Sayın Meral Akşener’in memleket masası önerisi var. Bir iki gün önce FOX TV’de söyledi. Sizin de Sayın Cumhurbaşkanına çağrınız var. Şöyle bir cümleniz var diyorsunuz ki Cumhurbaşkanına, siz bu görev bizim birlik, beraberliğe ihtiyacımız var bu görev Sayın Erdoğan’ın görevidir diyorsunuz. Şimdi Erdoğan görevini yapmıyor, yani çarkın bir kısmı çalışmıyor. O zaman ana muhalefet lideri olarak AKP ve MHP dahil tüm partilere siz önderlik yapıp bir yuvarlak memleket masası çağrısı yapar mısınız? Bu da bir vesile Yeniçağ TV aracılığıyla duyuralım bütün partilere.


Kemal KILIÇDAROĞLU- Şöyle Orhan Bey, öncelikle şunu ifade edeyim. Sayın Akşener’in memleket masası çağrısı çok önemlidir. Bu bir aynı zamanda vatanseverlik örneğidir. Aynı zamanda memleket ciddi bir sorunla, bir buhranla karşılaştığında o buhranı atlatma konusunda bütün siyasi partilerin bir araya gelip ortak çözüm arayışlarını toplumun önüne koymaktır. Bu bağlamda ben Meral Hanımın çağrısını çok değerli buluyorum. Ama aslında bu çağrıyı keşke Meral Hanım yerine daha önceden Erdoğan yapsaydı. Beyler, Ey siyasi partilerin Genel Başkanları buyurun gelin, ciddi bir sorunla karşı karşıyayız, dünyada bir salgın var, artı ekonomide çok sıkıştık, ciddi bir sıkıntımız var biz bu sorunu nasıl aşabiliriz diye. Buna hepimiz giderdik. Çünkü sonuçta bizim memleketimiz…


Orhan UĞUROĞLU- Daha önce de gittiniz memleket meseleleri için gittiniz.


Kemal KILIÇDAROĞLU- Aynen. Şimdi Erdoğan bu çağrıya büyük bir ihtimalle uymayacak zaten. Yani böyle bir talebi de olmayacak. Çünkü çağrıyı yapması gereken devleti yöneten kişidir. Ama o çağrıyı yapmıyor, ama sorumluluk bağlamında ülkeyi bu buhrandan kurtarma bağlamında Meral Hanım bu çağrıyı yaptı. Erdoğan gelir veya gelmez elbette ki Meral Hanımın çağrısı çok değerlidir. Buradan ben de bütün siyasi partilerin Genel Başkanlarına hitap etmek isterim ve çağrı yapmak isterim, parlamentoda olsun veya olmasın bütün siyasi partilerin Genel Başkanlarına, Meral Hanımın bu çağrısına hepimiz evet diyelim. Bu çağrıyı yönetmek üzere yani bütün siyasi partiler belki böyle bir telekonferans diyoruz biz buna bu çerçevede bir araya gelebiliriz, değişik yerlerde olabiliriz. Basına açıkta olabilir, kapalı da olabilir ki kapalı olmasında bence daha büyük bir yarar vardır daha rahat oturup tartışma açısından. Oturup konuşabiliriz ve bazı çalışmalar yapabiliriz ve Türkiye’nin içinde bulunduğu bu süreçten Türkiye’yi nasıl kurtarabiliriz, Türkiye nasıl güçlü ülke olur, Türkiye nasıl gücünü Ortadoğu’da, Avrupa’da, Türk Cumhuriyetlerinde kendisini gösterebilir, içinde bulunduğu sorunları nasıl aşabilir bütün bunları ortaya koyabiliriz. Ki, her partide de bu sorulara kafa yoran çok değerli insanlar var, siyasetçiler var.


Orhan UĞUROĞLU- Sonuçta hükümet de bu fikirlerinizden yararlanacak. Yani Bilim Kurulu çağrısıyla toplandı ve kurulun söylediklerine uyuluyor. Bu da siyaset kurulu olacak bir anlamda memleket masasında. Çok güzel söylediniz basına kapalı olsun ki herkes hani siyasi şov yapmadan değil mi?


Kemal KILIÇDAROĞLU- Aynen.


Orhan UĞUROĞLU- Memleket meselelerini, çözüm yollarını koysun hükümet de bundan yararlansın.


Kemal KILIÇDAROĞLU- Evet.


Orhan UĞUROĞLU- Şöyle bir tablo var ama bakın Türkiye’de enflasyon artıyor. Sayın Erdoğan demişti ki, faizleri Merkez Bankası düşürsün -hatta başkanını değiştirmişti- o zaman dolar da düşecek, enflasyon da düşecek demişti. Fakat tam tersi oldu ve son açıklamalar da İngilizlerin dolara saldırdığı ve krize neden olduğu, 7.20, 7.25 sevilerine çıktı. Yani böyle bir saldırıyı siz normal karşılıyor musunuz var mı gerçekten böyle bir saldırı ekonomiye?


Kemal KILIÇDAROĞLU- Şimdi Orhan Bey, Türkiye’yi bir rant alanına dönüştürmüşseniz ve bu ranttan içerde ve dışarıda pek çok kişinin yararlanmasına siyasal ortam hazırlamışsanız önce bunun sorumlusu sizsiniz. Eğer rantı paylaşmak için Türkiye’de bir taraftan rant çeteleri o rantı alıyor, yurtdışında da Londra’daki bir avuç tefeci var, o tefeciler. Ben yıllardır bunu söylüyorum zaten. İçerde ve dışarıda Türkiye’yi yağmalamak için, Türkiye’nin rantlarını paylaşmak için bir kavga var. Kavga değil aslında zaman zaman bunların dayanışmaları da var. Malum içerdeki rant çeteleri Londra’daki mahkemeleri hakem olarak seçtiler. Oraya gidecekler ihtilaf halinde başvuracaklar. Türkiye’yi rant bölüşümünde hem içerde, hem dışarıda ana aktör haline getiren siyasi partinin ve onun yöneticilerinin yatacak yeri yoktur gerçekten samimi olarak söylüyorum. Türkiye Cumhuriyeti Devleti rant çetelerine teslim edilemez. Maalesef üzülerek ifade edeyim rant çetelerine teslim edilen bir Türkiye var. Önlem alıyorlar, efendim işte üç tane banka Türk lirası üzerinden gelir elde etmeye veya yurtdışına dolar götürmeye başladı. Kardeşim buna izin veren kimdi, Türkiye’yi bu hale getiren kimdi?


Orhan UĞUROĞLU- Ya da önleyecek kim?


Kemal KILIÇDAROĞLU- Yıllar yılı dilimde tüy bitti Orhan Bey söyledim, “devasa Türkiye Cumhuriyeti Devletini Londra’daki bir avuç faiz çetesine teslim ettiniz, tefecilere teslim ettiniz” diye. Önümüze gelen gerçek bu. Dolayısıyla iktidar tam bir bunalım içinde, nasıl yöneteceklerini bilmiyorlar. Kayınpeder, damat memleketi yönetiyorlar. Kayınpederle damadın bildiğini hiç kimse bilmiyor. Kayınpederle damat kime ne veriyorlar, kimden ne alıyorlar, hangi kararları alıyorlar, kararların gerekçeleri ne? Devleti tümüyle devre dışı bırakmış durumdalar. Liyakat dediğimiz bir şey tümüyle tasfiye edilmiş vaziyette. İkisi beraber memleketi nereye götürecekler? Çok sık kullandığım bir ifade var Orhan Bey, freni patlamış bir kamyonda yokuş aşağı hep beraber gidiyoruz, Allah hepimizin yardımcısı olsun.


Orhan UĞUROĞLU- Vallahi tehlikeli bir durum var. Bir tehlikeli durum içinde S-400 hava savunma sistemini aldık. Bunu korona virüs salgını herhalde korona virüs S-400’e bulaşmasın diye biraz ertelendiğini söyledi Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü. Şimdi efendim Rus medyasında çok önemli bir iddia yer aldı 4 Mayıs’ta. Bendeniz de bunu köşeme taşıdım sordum. İddia şöyle, S-400’ün kodlama ya da şifreleme cihazlarının Amerika’ya gönderildiği, Erdoğan’ın Trump’tan 10 milyar dolar bir maddi destek istediği iddia edildi. Bunu o günden bu tarihe aşağı yukarı bir hafta oldu yalanlanmadı. Ben de rica ettim hani tekzip etmeyi çok sevmeyiz ama bu memleket meselesi. Hala tekzip de olmadı bir açıklama da yok. Sükut ikrardan mı gelir? Siz bu konuda ne demek istiyorsunuz?


Kemal KILIÇDAROĞLU- Orhan Bey, her sabah olduğu gibi bu yazınızı da S-400 konusunda Rus medyasının haber yaptığı olayı ve sizin dillendirmeniz ve hükümet yetkililerinden cevap istediğinizi ben yazıda okudum. Ben de büyük bir merakla ne olacak diye bekliyordum ama bugüne kadar gelen hiçbir cevap yok. Artı bizim Parti Sözcümüz her hafta yaptığı toplantıda “S-400’ler ne zaman aktive edilecek? Çünkü siz Nisan sonuna kadar biz bunu gerçekleştireceğiz demiştiniz bugüne kadar niye yapılmadı, hangi gerekçeyle yapılmadı?” diye sordu. Efendim Covid-19 dolayısıyla. Covid-19’la bunun ne ilgisi var? Yani gelecekler aktive edecekler. Covid-19 oldu diye yani bizim askerlerimiz, kahraman ordumuz bugün yurtdışında görev yapıyor onlardan hepsi geri mi gelecek yani Covid-19 oldu diye. Yok böyle bir şey. Türkiye’nin çıkarları neredeyse o çıkarları savunacağız.


Samimi düşüncemi söyleyeyim ben size Orhan Bey. Samimi düşüncem şu, o kadar çok zorlandılar ki, o kadar çok sıkıştılar ki, öyle bir noktaya geldiler ki, paraya ihtiyaçları var. Para için gidecekler yalvaracaklar, yakaracaklar, Amerikaların el etek öpecekler diyecekler ki bize yardım yapın. Onların da söyleyeceği şu, kardeşim S-400’leri sen devre dışı tutuyor musun, bunları ambara kaldırıyor musun? Kaldırıyorum derse vereceğim ben sana bu parayı diyorlar. Erdoğan’ın yaptığı, yapacağı şey bu S-400’leri aktive etmeyecek. Ne anlama geliyor biliyor musunuz? Türkiye Cumhuriyeti devleti dünyanın en modern hurdalığına sahip olacak. Bunlar hurda olacak yani. Bir dönem Güney Kıbrıs Rum yönetimi S-300’leri almışlardı, onlar hurda olarak şimdi gitti bir yerlerde duruyor. S-400’lerin başına gelecek olan da maalesef bu.


Orhan UĞUROĞLU- Peki efendim bu savunma dedik, askerlik dedik de bir de CHP’nin darbe planı var. Sorması ayıp nasıl planlıyorsunuz bu darbeyi?


Kemal KILIÇDAROĞLU- Efendim demokrasiyi getireceğiz bu ülkeye Orhan Bey. Bizim ordumuz yok, bizim milletimiz var, halkımız var. Halka gideceğiz. Bu ülkenin büyük sıkıntıları var bu sıkıntıları aşması lazım. Nasıl aşılacağını da vatandaşımıza anlatacağız, vatandaşımızdan oy isteyeceğiz. Darbelerin bize getirdiği büyük sıkıntıları biz biliyoruz. CHP’nin çok büyük  bedeller ödediğini de biliyoruz. CHP’nin mal varlıklarına el konulduğunu da biliyoruz ama şunu söyleyeyim, bu tamamen yapay bir gündem. Sıkışmışlığın getirdiği bir şey. Ülkeyi yönetemiyorlar, vatandaş perişan vaziyette, milyonlarca insanımız işsiz, yüzbinlerce esnafımız dükkanını kapatmak zorunda kaldı, yüzbinlerce insan evlerine kapandı 65 yaş üstü başlangıçta, sonra milyonlarca insanımız evlerinde kaldılar, sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Bütün bunlara evet diyorum bakın, hiç itirazım yok. Salgın hastalıktan korunmak için bu önlemleri almak gerekiyor. Ama sosyal devletin gereği olarak milli gelirden sadece 2.2’yi ayırdılar başka bir şey ayırmadılar. Dolayısıyla bu tabloya baktığınızda sıkışan bir yönetim var, saray yönetimi var. Saray sosyetesinin tabi keyfi yerinde bakın ona bir şey demiyorum. Onlar gene efuliler, ben adını bilmem belki gazeteci olarak siz hatırlarsınız ejder meyveleri falan vardı.


Orhan UĞUROĞLU- Ben de hiç yiyemedim, bizi davet etmiyorlar ambargoluyuz biliyorsunuz, adını da tadını da bilmem vallahi.


Kemal KILIÇDAROĞLU- Evet, badem sütüyle beslenmeler vardı. Yani o saray gene aynen öyle gidiyor. Yani orada bir şey yok aslında. Ben fakir fukaranın sofrasıyla ilgiliyim. Fakir fukaranın çocuğunun işi var mı ben onunla ilgiliyim.


Dolayısıyla biz onlar ne derse desinler, onların tamamen dışında… Darbeyi önleyeceklerse gitsinler 15 Temmuz’un gözaltına alınan, tutuklanan, hatta darbeciler tarafından, şimdi Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar Bey. Yani darbeyi kim yapar? Darbeyi yaparsa ordu yapar. Hulusi Akar Bey orduya sahip değil mi? Orduya sahiptir. Orduya sahip değil mi, böyle bir olay varsa Hulusi Akar’ı alsın yerine başka birisini getirsin yani. Darbeyi önleyecekse ne yaparsa yapsın. Ama ben size şunu söyleyeyim, ne zamanki CHP iktidara yakındır darbe söylemleri her dönem olur. Biz bütün bunları bir tarafa bırakacağız, her şeyi bırakacağız Millet İttifakıyla beraber, altını özenle çiziyorum Orhan Bey, Millet İttifakıyla beraber bu ülkeye demokratik parlamenter sistemi getireceğiz. Ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti bütün İslam dünyasının, bütün İslam devletlerinin, en gözde, demokrasisi gelişmiş ülkesi olarak bir yıldız gibi parlayacak ve bütün İslam ülkeleri ve devletler Türkiye Cumhuriyeti Devletinin yaptığı bu büyük dönüşümü biz de kendi ülkemizde yapmak istiyoruz diyecekler. Bizim hedefimiz bu.


Orhan UĞUROĞLU- Şimdi o zaman sandığı işaret ettiniz, darbe sandıkta seçimle yapılır, hükümetler demokrasilerde seçimle gelir, seçimle gider.


Kemal KILIÇDAROĞLU- Evet seçim. Halkın iradesi en büyük irade.


Orhan UĞUROĞLU- Peki erken seçime gelelim o zaman. Şimdi Sayın Erdoğan ekonomiden anlamaz, sağlıktan anlamaz filan ama siyasetten anlar. Çünkü şunu söylemek istiyorum, Gelecek Partisi ve DEVA Partisi. Yani Sayın Babacan ve Sayın Ahmet Davutoğlu’nun partileri son anketlerde yüzde 6’ya yakın oylar almaya başladılar. Dolayısıyla böyle bir risk görürse bir erken seçim bu sene Kasım, gelecek sene Mayıs, gelecek sene Kasım planlayabilir ve hedefi de Gelecek Partisi ve DEVA Partisini seçime sokmamak olabilir. Dolayısıyla İYİ Partiye bir demokrasi ipi attınız son 2018 seçiminde ve seçime girmesini, meclise girmesini müthiş bir imkanla sağladınız. Acaba Gelecek Partisi ve DEVA Partisi için böyle bir tuzak oluşursa onlara da destek verir misiniz ve erken seçim için ne düşünüyorsunuz?


Kemal KILIÇDAROĞLU- Bir şey söylediniz Erdoğan siyasetten anlar diye. Erdoğan’ın siyasetten anladığı konusunda benim ciddi endişelerim var. Siyaseti ne olarak anlıyor? Kendi iktidarını sürekli kılmak için önündeki bütün engelleri yok etme kararlılığı olarak anlıyor siyaseti. Yani önümde yargı engelse onu kaldıracağım, parlamento engelse onu susturacağım, medya eleştiriyorsa onu keseceğim. Dolayısıyla güçler ayrılığı ilkesi dediğimizde gücün tekliği. Siyaseti bunun üzerine kurgulamış, siyasetten anladığı da bu. Dolayısıyla bizim siyasetten anladığımızla Erdoğan’ın siyasetten anladığı farklı. Biz halkın oyuna, halkın iradesine hep saygı gösterdik. Erdoğan şu anda, saraya çekildikten sonra halkın iradesine güvenmiyor, halka da güvenmiyor. Halkın iradesini yeri geldiğinde kendi elemanları aracılığıyla, yargıdaki elemanları aracılığıyla yok edebiliyor. İstanbul seçimleri bunun tipik bir örneğidir. Halkın iradesini yok saydı, hayır dedi, YSK seçimi yenileceğiz dedi.


Orhan UĞUROĞLU- O zaman hemen bir şey sorayım efendim. O seçimi yenileme kararı veren hakimlerden bir tanesi Danıştay Başkanı yapıldı.


Kemal KILIÇDAROĞLU- Evet. Soyadı Yiğit. Bizim Parti Sözcümüz ona “Sarayın Yiğit’i” olarak seslendirdi. Olabilir tabi, orada vermiş olduğu bir desteğin karşılığını almış oldu. Yani o desteği verdi şimdi Danıştay Başkanı oldu. Bir başkası bir başka destek verecek o Yargıtay Başkanı olacak. Yani dolayısıyla bunları devlette çok görüyoruz. Yani saraya bağlılık ona belli imkanlar sağlıyor. Saraya bağlı olarak belli imkanlar sağlanıyorsa onun üzerinde oturup düşünmemiz lazım. Bunları tabi bir yere not edeceğiz. Ama gün gelecek halkın iradesiyle Allah nasip ederse demokratik güçlendirilmiş bir parlamenter oluşturduğumuzda yargıyı tümüyle siyasetin dışında tutacağız. Yargıda liyakatli insanlar olacak, adaletli insanlar olacak, adalet dağıtacaklar, bunu yapacağız.


Erken seçim sorusuna gelince, Erdoğan erken seçim yapar mı, yapmaz mı? Zaten buna kararı Erdoğan verecek, yani ister yapar, ister yapmaz. Ama ben ve bizim partimiz yarın erken seçim…


Orhan UĞUROĞLU- Sayın Devlet Bahçeli var efendim, bir de o karar veriyor biliyorsunuz.


Kemal KILIÇDAROĞLU- Ona da geleceğim. Yani biz yarın sabah erken seçim olacakmış gibi zaten çalışıyoruz. Çünkü sahada çalışıyoruz, sivil toplum örgütleriyle konuşuyoruz. Bir de şu var şu çok önemli Orhan Bey. Geçmişte CHP genelde sadece eleştirirdi, hataları gündeme getirirdi ama çözümleri söylemezdi, dillendirmezdi. Şimdi biz eleştiriyoruz arkasından çözümünü de söylüyoruz yani bu yanlış böyle olması lazım. Böylece vatandaş sandığa giderken doğru söylüyor bunlar, sorun var bu sorunun böyle çözülmesi lazım diye düşünmeye başlıyor. Bu bizim için çok değerli.


Tabi erken seçime bir de Sayın Bahçeli diyebilir ki, yok arkadaş yani yeter artık ben Cumhur İttifakına destek vermiyorum dolayısıyla ülke felakete gidiyor, ekonomi felakete gitti, artık milletin oyuna gidelim, başvuralım, vatandaşın hakemliğine başvuralım, ona göre gerekirse bir erken seçim olsun diyebilir. Yani iki aktör var.


Orhan UĞUROĞLU- Semih Yalçın’la bir nabız yokladılar gibime geldi benim. Tek başına iktidar olma arzu ve hedefini açıkladı Sayın Bahçeli’nin 7 – 8 önceki bir konuşmasında. İktidar olma niyeti işte Cumhurbaşkanı adayı göstermediler, belediye başkanlıklarını İstanbul, Ankara aday göstermediler yeni akıllarına geldi yani bir partinin amacı iktidar olmaktır.


Kemal KILIÇDAROĞLU- Elbette.


Orhan UĞUROĞLU- Koalisyon ortağı olur milleti idare ederler ona bir şey demem ama. Bu bir sinyal mi acaba ya da AKP’ye bir tehdit mi?


Kemal KILIÇDAROĞLU- Vallahi Orhan Bey, MHP’nin içinde ne oluyor ben onlara pek girmek istemem. Bütün siyasi partilere de saygım vardır. Siyasi partiler oturur karar verirler. Siz güzel bir şey söylediniz yani her siyasi partinin temel hedefi iktidar olmak ve ülkeyi yönetmektir. Ne kadar süre? 5 yıl süreyle. Yasa öyle diyor 5 yıl süreyle iktidarı yönetirim 5 yıl sonra tekrar hakimliğe başvururum. Bir daha vatandaş seçerse gelirim, seçmezse bir başka parti gelir. Dolayısıyla şimdi artık üç hilalin zamanı geldi, tek başına iktidar olma zamanı geldi demek ne demektir? Yani sandığı göstermek demektir. Ama sonra süratle bu düzeltildi. Sandığı biz göstermedik yani o anlama gelmesin gibilerden. Cumhur İttifakına, daha da önemlisi Berat Albayrak’a verilen destek, saray sosyetesinin bir numaralı adamı biliyorsunuz Erdoğan’dan sonra, ona destek verildi. Berat Albayrak’ın bu memleketin ekonomisine neleri yaptığını hepimiz çok iyi biliyoruz. Dolayısıyla bütün bu günahların sorumluluğu onlara destek veren Cumhur İttifakının diğer aktörlerindedir. Onlar da sorumludurlar yani. Hayır efendim bunları AK Parti yaptı biz yapmadık değil. Bu memlekette ne yapıldıysa bu süre içinde Cumhur İttifakının diğer aktörü de yapmıştır, ona destek vermiştir.


Orhan UĞUROĞLU- AKP ve MHP ortak bir yönetim sorumluluğunda bu mesajınız anlaşıldı. Şimdi efendim şöyle bir vahim tablo var…


Kemal KILIÇDAROĞLU- Beni üzen ne biliyor musunuz Orhan Bey? Beni üzen şu, Süleymanşah Türbesinin bulunduğu toprak bizim toprağımızdı o toprakta bizim bayrağımız dalgalanırdı, o bayrağı indirdiler, o toprağı düşmana terk ettiler, Süleymanşah Türbesini kaçırdılar, MHP’nin kadroları buna destek veriyor. Beni asıl üzen nokta bu. Çünkü milliyetçilik farklı bir şeydir, ülkücülük farklı bir şeydir, temeli vatanseverliktir, temeli bayrak severliktir. Bayrağını ve vatan toprağını düşmana terk edip kaçanlara destek verenlere ne denir Allah aşkına? Beni asıl üzen nokta budur yani.


Orhan UĞUROĞLU- Çok önemli bu sözleriniz gerçekten önemli. Efendim şimdi tabi şöyle bir durum da beni çok üzüyor. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Ekrem İmamoğlu’yla gene telekonferansla bir program yaptık. O gün verdiği sayı 650 bin kişiydi sosyal yardım için 20 günde başvuran. Dün araştırdım 750 bine ulaşmış, aşağı yukarı işte bir ayda İstanbul Büyükşehir Belediyesine ilk kez mevcut 240 bine ilave olarak başvuru var ve bu belediyelerin bağış toplaması yasaklanıyor, ekmek dağıtması yasaklanıyor. Dolayısıyla hani eli kolu bağlanmak isteniyor. Belediye meclislerinden Ankara’da gördük zehirli asbestli boruları Mansur Yavaş değiştirmek istiyor, kredi kullanmak istiyor AKP ve MHP’li belediye meclis üyeleri engelliyor. Yani bir yandan iki koyunu güdemez denilen CHP halka müthiş hizmet vermeye çalışıyor, bir yandan da iktidar bunu engellemeye çalışıyor. Bu çelişkiyi nasıl yorumluyorsunuz?


Kemal KILIÇDAROĞLU- 5 tane maske dağıtamayan iktidara iktidar mı denir Allah aşkına Orhan Bey? 5 tane maskeyi söz verdiler, 5 tane maske bu, hani koyun olsa bir yere kaçar, gidersiniz kovalarsınız yani 5 koyunu bir hedefe yönlendirmek için. Maske bu ya, fabrikadan alıp vatandaşa vereceksiniz. Vatandaş evde oturuyor, fabrikada üretiliyor, üretilen 5 maskeyi götürüp vatandaşa veremediler, dağıtamadılar. Bu kadar beceriksiz bir yönetimle karşı karşıyayız. Çünkü bunlar rantı devşirme konusunda uzmanlar, vatandaşa hizmet etme konusunda değil. Bu çok önemlidir. Rantı devşirme konusunda kimse bunların eline su dökemez. Ama vatandaşa hizmet konusunda da bizim belediye başkanlarımızın eline kimse su dökemez. Belediye başkanlarımız canla başla çalışıyorlar. Doğrudur 650 bindi, 750 bin oldu, bu 1 milyona çıkacaktır. İsterse 5 milyona çıksın, isterse 10 milyona çıksın hangi engellemeyi yaparlarsa yapsınlar belediye başkanlarımız bu yardımları kendilerine ulaştıracaktır. Ve belediye başkanlarımız Orhan Bey, kişinin yoksulluğunu afişe etmediler. Binlerce aileye süt dağıtılıyor. Erdoğan dedi ki, Ey hani bunlar süt dağıtacaktı dedi. Bizim Ekrem Bey çıktı dedi ki, evet süt dağıtıyoruz dedi ama biz fakirin fakirliğini ifşa etmiyoruz senin gibi. Çıktı, fakir ailelere yapılan yardımda, telekonferansla fakir aileleri çıkardı onlara nasıl yardım yaptıklarını anlattı Erdoğan. İnsan biraz utanır, insanda biraz vicdan olur, biraz ahlak olur insanda. O yoksulluk onun kaderi değil. Eğer yoksulsa 18 yıldır sen bu ülkeyi yönetiyorsun, 18 yılda bu ülkede yatağa çocuklar aç giriyorsa sorumlusu sensin beyefendi! Böyle bakmak lazım.


Asbestli borular var. Mansur Bey’e engel çıkarıyorlar. Bugün fotoğrafları var gerçekten siz de gördünüz. Asbestli boruların değişmesi lazım, bakın işin can damarına gidiyor, Ankaralı temiz su içsin diye. İzin vermiyorlar.


Orhan UĞUROĞLU- Efendim şöyle olması gerekmez mi Sayın Kılıçdaroğlu. Diyelim ki mecliste AKP ve MHP’liler seni görevden düşürürüz, bu boruları değiştirmek insan sağlığı için şart diye onların zorlaması gerekirken yani nasıl bir ülke olduk. Yani inanılır gibi değil, gerçekten hayret ediyorum böyle gözlerim, kulaklarım şaşırıyorum. Yani tam tersi başkan diyor ki şunları değiştirelim, bunlar 25 yıllık AKP iktidarı belediye başkanlığı döneminde değiştirilmeyen borular. Yani insanların zehirlenmesine göz yumulur mu Allahınızı seversiniz, bu nasıl politika?


Kemal KILIÇDAROĞLU- Halk bunları görüyor. Bakın, İstanbul Ümraniye’de bir olay oldu. Ümraniye’de CHP meclis üyeleri de belediye başkanına bir liste verdiler şu yoksul aileler var bunlara da yardım edin diye. Onlardan bir belediye meclis üyesi hayır onlara CHP’li belediyeler yardım etsin, büyükşehir belediyesi yardım etsin dedi. Fakirlerde bile ayrım yapıyorlar. Ama bizim belediyelerimizin olduğu bütün yerlerde hiçbir ayrım yok. Hangi partiden, hangi görüşten, hangi kimlikten olursa olsun yoksulsa ona götürülecek kuralları içinde yardım paketi verilecektir. Nakdi yardım da yapılan var, ayni yardım da yapılan var, kiraları ötelenenler var, kiraları alınmayanlar var. Bütün bunların tamamı yapılıyor, hiçbir ayrım yapılmıyor. Çünkü siyasetin öznesi insandır. Siyasetin öznesi yandaş değildir. İnsanı ayırırsanız, insanları bölerseniz, toplumu kutuplaştırırsanız buradan memleket fayda sağlamaz. Bizim amacımız ne? Siyaset herkesi kucaklasın. Yani onlar yardım yaptığı zaman biz karşı çıktık mı? Hayır, karşı çıkmadık, yardım yapın dedik herkese.


Su borusu değişecek. Su borusu ya! Ankaralı temiz su içecek. Hayır diyor, Ankaralı temiz su içmesin. Allah akıl fikir versin, ne deyim başka...


Orhan UĞUROĞLU- Bir de bu su paraları filan düşürüldü ama elektrik ve doğalgaza giren bir virüs var. Vatandaş bu virüsten dolayı emin olun bütçeleri hastalandı, kendileri hastalandı. Enflasyon zaten mutfakta tencereleri etkiliyor, kadınlarımızı, evlerimizi etkiliyor. Ve ekonomideki bu tablo sizin 22 Nisan’da hatta 23 Nisan’da yanlış hatırlamıyorsam Cumhuriyet’te de bir yazınız çıktı, önemli projeler açıkladınız. Bu ekonomiyi nasıl düzelteceğiz, bunun formülü yok mu? Yani battı balık yan gider, ekonomi artık düştükçe düşecek, gittikçe gidecek, halk fakirleşecek mi? Az önceki ifadenize bir şey eklemek istiyorum izin verirseniz. Yani insanlığa yapılan yardım hani rahmetli Özal çok kullanırdı “halka hizmet hakka hizmettir” diye. O zaman ne diyeceğiz buna yani insanlık mı bu? Nasıl tarif edeceğiz bilmiyorum? Bu fatura, zamlar ve geçim sıkıntısı için neler söyleyeceksiniz?


Kemal KILIÇDAROĞLU- Şöyle Orhan Bey… Türkiye büyük bir ülke, Türkiye güçlü bir ülke, Türkiye kaynakları olan bir ülke, insan potansiyeli olarak da çok güçlü bir ülke, bütün mesele şu, gücünü sorunu çözmeye kanalize etmiyor. Gücünü belli çevrelere rant dağıtmaya harcıyor, dolayısıyla belli çevreler bu güçten yararlanıyor, vatandaş yararlanamıyor. Böyle bir sıkıntımız var.

Bakın şimdi çiftçiler, çiftçilerin bir sürü derdi var. Onlar da etkilendi bu sürede. Çiftçilere ne verildi? Bari bir yıl süreyle faizlerini erteleyin dedik. Kaldı ki, çiftçinin tarım kanununun 21. maddesine göre devletten alacağı da var. Alacağını da alamıyor yani yüzde 1, milli gelirin yüzde 1’i oranında para verilmesi lazım onu da alamıyor. Dolayısıyla bakıldığı zaman saray hükümetinin içerde ve dışarıda bir güven sorunu var. Ne içerde, ne dışarda kimse saray hükümetine güvenmiyor. Yani kayınpeder damadın bir ülkeyi yönetmesine güvenmiyorlar çünkü her şey meydanda. Yaptıkları uygulamalar meydanda, insanları perişan ettiler, insanları işsiz bıraktılar, kaynakları yanlış harcadılar ve dolayısıyla yandaşlarına büyük paralar sağladılar. O çerçevede vatandaş artık bunu görmeye başladı. Erdoğan’ın da, AK Partinin de oyları düşmeye başladı. Düşmeye başlayınca bir sürü senaryolar, işte bu darbe senaryoları da onlardan birisi, onları devreye koymaya başladılar, televizyonlara insanları çıkarmaya başladılar, yok asarız, keseriz demeye başladılar. Bütün mesele şu, güven veren bir iktidara ihtiyacımız var, vatandaşı kucaklayan bir iktidara ihtiyacımız var. Vatandaşın sorunlarına kilitlenen bir iktidara ihtiyacımız var. Vatandaşın sorunlarına kilitlenmekle birlikte vatandaşın lehine ciddi değişiklikler, dönüşümler yapan bir siyasal iktidara ihtiyacımız var. Sosyal yardımların artık aile yardımları sigortasıyla karşılanmasına ihtiyaç var. Uluslararası Çalışma Örgütünün gereğinin, 102 sayılı sözleşmenin gereğinin yerine getirilmesi var. Güçlü bir demokratik parlamenter sisteme, güçlü bir kuvvetler ayrılığı ilkesine, güçlü bir özgür medyaya ihtiyacımız var. Gücü denetleyen değil, güce biat eden bir yapı oluştu bizde. Oysa gücün denetlemede kural budur. Gücü denetleyeceksiniz ki yanlış yapmasın.  


Cumhuriyet’e yazdığım yazının da özünde yatan aslında budur. Demokrasi talebidir. Demokrasi talebi. Ben de demokrasi istiyorum, benim gibi düşünmeyen insan da demokrasi istiyor, onun da demokrasiye ihtiyacı var. Siz az önce söylediniz Gelecek Partisi ve DEVA için, onların seçime girmemesi için acaba bir kumpas yaparlar mı, bir siyasi kumpas, geçmişte İYİ Partiye yaptıkları gibi. Böyle bir kumpas yaparlarsa demokratik yöntemler içinde bütün o kumpasları aşmak mümkündür. Her siyasi partinin seçimlere girmesini isteriz. Vatandaşın karşısına çıkmasını isteriz. Yani vatandaştan bir siyasi partinin çıkıp da oy istemesi kadar demokratik ne olabilir Allah aşkına? Biz o nedenle yüzde 10 seçim barajının da yanlış olduğunu… O yüzde 10 barajını da darbeciler getirdi. Sen darbeye karşıysan darbecilerin getirdiği düzenlemeye de karşı olman lazım. Şimdi darbeciye karşıyım diyor ama yüzde 10 seçim barajını aynen koruyacağım diyor. Bunların hepsini düzeltmek lazım o nedenle, düzelteceğiz.


Orhan UĞUROĞLU- Efendim çok mesaj yağıyor, inanılmaz soru var. Sizi özlemişler herhalde Yeniçağ okurları ve vatandaşlarımız. Öğretmenler çok sayıda mesaj gönderiyor. 18 Mart’ta atandık ama maaş yok, durumumuz belli değil ve çalıştığımız yerlerden de ayrıldık hani günübirlik filan çalışıyorlardı herhalde. Çok mağduruz Sayın Kılıçdaroğlu bizim sorunumuzu dile getirir mi diyorlar. Neler söyleyeceksiniz öğretmenlere, bir de atanamayan öğretmenler var tabi.


Kemal KILIÇDAROĞLU- Şimdi atama bekleyen öğretmenleri bir tarafa koyalım, onların derdi çok daha büyük ama 20 bin öğretmen var bunların atamaları zaten yani kuraları çekildi doğrusunu isterseniz istendi, kişilerin yerleri üç aşağı beş yukarı belli, artık bunlar devlet memuru olacak kararname çıkması lazım. Kararnameyi Erdoğan çıkarmıyor. Çünkü kararname çıkarsa bunlar aylık alacaklar. Paramız yok diyor, aylık vermiyor bunlara niçin? Ben bunlara aylık vereceğim ama bunlar okullar kapalı dolayısıyla bunlara ben boşu boşuna aylık vereceğim diyor. Bakın, tasarrufu ne üzerinden yapıyor?


Orhan UĞUROĞLU- Saray da kapalı, sarayı da o zaman hani kısa çalışmaya mı geçirecek, nereye geçirecek? Orada da 3 bin kişiye yakın kişi çalışıyor. Onlar alıyorlar maaşlarını tıkır tıkır.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Onlar tek maaş almıyorlar birden fazla yerden birden fazla maaş alıyorlar yani orası tam bir arpalık aslında.


Dolayısıyla 20 bin öğretmen hak etti, kuralar çekildi, kararnamelerin çıkması ve bu öğretmenlerin aylıklarının da ödenmesi gerekiyor. Vatandaşın vicdanı üzerinden tasarruf olmaz, vatandaşın geleceği üzerinden tasarruf olmaz, vatandaşın birikimi üzerinden tasarruf olmaz. Ne yapacaksınız kurayı çektiler verin bunların atamalarını yapın, aylıklarını verin bunlar görevlerinin başına gitsinler, okullarına gitsinler, müdürle tanışsınlar, diğer öğretmenlerle tanışsınlar, kendilerine verilen görevi yapacaklarını öğrensinler. Hangi derslere gireceklerini, kaç derse gireceklerini, hangi saatlerde gireceklerini öğrensinler. Bu yapılacak zaten. Bunu yapmıyorlar. Vatandaşın sırtından tasarruf olmaz. Tasarrufu yapacaksan saraydan başlatacaksın, 13 tane uçağın var, 13 uça da yatıyor orada, hepsinin yattığı yerde harcaması var, oradan tasarruf yapacaksın. Öğretmenin maaşından tasarruf mu olur Allah aşkına!


Orhan UĞUROĞLU- Efendim çok önemli bir gelişme oldu, Sevda Noyan diye mevzu. Ülke TV’de çok önemli ve skandal sözler söyledi. Bununla da kalmadı daha sonra Cüneyt Özdemir’e bağlandı. İzin verirseniz çok kısa bir bandımız var onu izleyelim ondan sonra düşüncenizi almak istiyorum.


Sayın Kılıçdaroğlu izlediniz sanıyorum. Sayın Özgür Özel’i, Sayın Canan Kaftancıoğlu’nu ve gazeteci kardeşim, meslektaşım Ayşenur Arslan’ı tehdit ediyor ve ısrarlı soruya da evet silahla diyor bir de. Ve bildiğim kadarıyla hala daha yani biz yayına başlarken baktım ne bir cumhuriyet savcısı hakkında soruşturma açıyor, ne polis gözaltı işlemi yaptı. Yani bunu Fatih Portakal söyleseydi, ben yazsaydım veya Can Ataklı söyleseydi şimdi herhalde Silivri’de ağırlıyorlardı bizi.


Kemal KILIÇDAROĞLU- Şöyle, saray yönetiminde tek adam rejimi var. Tek adam rejimi yargıyı da kontrol ediyor, medyayı da kontrol etmek istiyor, parlamentoda vesayet var. Geçenlerde Sayın Metiner güzel bir şey söyledi, ya dedi bu bir anlaşma meclisten geçerken biz elimizi kaldırdık ama içinde ne olduğunu bilmiyorduk diye. Grup Başkanvekili el kaldırınca hep beraber el kaldırıyorlar. Şimdi bu vesayetin…


Orhan UĞUROĞLU- Selçuk Özdağ da özür diliyorum buna oy verdiğimiz için dedi. O tarihte AKP milletvekiliydi Gelecek Partisi Genel Başkan Yardımcısı.


Kemal KILIÇDAROĞLU- Evet evet… Şimdi şöyle, bu kadını aslında tartışma konusu yapmak bana göre çok yanlış. Bir zihniyeti tartışma konusu yapmamız lazım. Darbe girişimine karşı parlamentoya ilk gidenler CHP milletvekilleridir, Özgür Özel yoldan dönmüştür, Özgür Özel parlamentoda konuşma yaparken ceketi yanında yoktur, bir AK Parti milletvekilinin ceketini giyerek meclis kürsüsüne çıkmıştır ve orada darbe girişimini kınamıştır. Kurşunlar yağarken, bomba atılırken orada CHP’nin milletvekilleri vardı.


Şimdi bunlar yetiştirilmiş insanlar. Bunlar özgürce, rahatlıkla sorgulayan bir şekilde düşünmeyen insanlar. Bunlar televizyonlara çıkarılıyor, gündem değiştirmek amacıyla çıkarılıyor. Bu meczupları aslında konu yapmakta son derece yanlış, FETÖ zamanında gidip FETÖ’nün televizyon kanallarında program yapanlar, paralar alanlar, her türlü imkanlar sağlananlar bunlar, şimdi kalkmışlar darbe çığırtkanlığı yapıyorlar. Allah akıl fikir versin, bu tür insanları ciddiye almamak lazım. Ama tabi üzen nokta şu, bunları ciddiye alıp havuz medyasının bütün televizyon kanallarında darbe üzerinden program yapmaları. Millet işsiz kardeşim, işsiz! 20 bin öğretmenin ataması yapılmıyor, 20 bin öğretmen aylık alamıyor, düşünebiliyor musunuz aylık alamıyor. Ataması yapılıyor aylık alacak 20 bin. Esnaf… 256 bin işyeri kapandı. Hizmet sektörü ve onun alanındaki diğer oteller vs. 17 milyon insan işsiz kaldı, evinde. 17 milyon aylıklı, çalışırken evine kapandı. Bir kısmına kısa çalışma ödeneğini verdiler, bir kısmına başka bir yerden para verdiler, ikisinin arasında farklar var, birisi düşük, diğeri yüksek aylık alıyor. Bunlar tartışılacakken aldılar konuyu buraya taşıdılar. O nedenle ben bunları çok ciddiye almıyorum.


Orhan UĞUROĞLU- Efendim işsizlik sorununa geleceğim. Yeminli Mali Müşavir Sabri Arpaç, Günboyu Gazetesinin de yazarı efendim, “işsizlik fonu işveren fonu oldu” diyor. “43 milyarın 27 milyarı işverene, 16 milyarı işçiye ödendi. Geri kalanı da kamu bankalarına düşük faizli kaynak olarak aktarıldı” diyor. Bu işsizlik, az çalışarak az para alsınlar o da mail var. Diyorlar ki, işverene destek, işçiye köstek oldu. Maaşlarımız düştü 500 – 600 lira asgari ücretten ama işveren prim ve para kazandı diyorlar. Bu konuda neler söyleyeceksiniz?


Kemal KILIÇDAROĞLU- İşsizlik Sigortası Fonu niye kuruldu Orhan Bey? Çalışan işçi işsiz kaldığında ona sosyal destek sağlamak, yani onu açlığa mahkum etmemek için. Şimdi kaç lira para var orada? 131 milyar lira var. 131 milyar liradan işsiz kalana ne kadar gitti? Çok sembolik bir rakam gitti, kısa çalışma ödeneği. O da herkes alamadı. Böyle bir sorunumuz var herkes alamadı. Bakın ben size şu tabloyu söyleyeyim, Ocak’tan Mart’ın sonuna kadar Ocak, Şubat, Mart üç ayda saray hükümetinin kullandığı para 668 milyar lira. 3 ayda kullandığı para 668 milyar lira.


Orhan UĞUROĞLU- Devlet bütçesinden kullanılan efendim?


Kemal KILIÇDAROĞLU- Tabi. Devletin kullandığı para. Bunun içinde borçlanma da var, vergi de var. 668 milyar lira parayı kullandı. Şimdi bunun sadece 4.4 milyarını bir sefere mahsus 1000’er lira fakire vereceğim dedi. 4.4 milyar. Bayram ikramiyesini öne çekti bunun herhangi bir şeyi yok. Zaten ödenecek bu para. En düşük emekli aylığını da 1500 lira yapacağım dedi. Hatırlar mısınız ben 1500 liranın altında emekli aylığı var dediğim zaman kıyamet koparmışlardı, vay sen nereden çıkarıyorsun, bilmiyorsun diye… Çıkıp itiraf etmek zorunda kaldılar. Faizciye ne ödendi biliyor musunuz? Fakire, fukaraya 4 milyar 400 milyon lira verildi. İlk 3 ayda faizciye ödenen para 38 milyar lira.


Orhan UĞUROĞLU- Büyük rakam bu.


Kemal KILIÇDAROĞLU- Tefecilere 38 milyar, fakir fukaraya 4 milyar. Şimdi oturup konuşmamız lazım, bu hükümet vatandaşın hükümeti mi, bu hükümet tefecilerin hükümeti mi? Bana sorarsanız tefecinin hakkını, hukukunu savunan tefecilerin hükümeti, içerde ve dışarıda. Kendi vatandaşına ne veriyor? 4.4 milyar lira. Tefeciye ne veriyor? Kendi vatandaşı 4.4 milyara lira, 1000 lira bir sefere mahsus. Yani 2020 yılında bir sefere mahsus 1000 lira veriyor. Ama bu tefecilere ilk üç ayda 38 milyar lira, bunun daha arkası gelecek yılsonuna kadar. Tefecilere hizmet eden bir siyasi yapıyla karşı karşıyayız. O açıdan bu çerçevede ben bakıyorum olaya. Tasarruf dediler, efendim herkes özveride bulunsun dediler, çıktılar bir sürü laf ettiler. Özveride bulunan gene bu ülkenin işçisi, çiftçisi, memuru, emeklisi, sanayicisi oldu. Dolarla garanti alanlar özveride bulundu mu, onlar Türk lirasına çevrildi mi? Onlarda ya bizde bu memlekete bir fedakarlık yapalım, bari hiç değilse 2020 yılında bizim alacağımız parayı hazineye bağışlıyoruz dediler mi? Demediler, diyemezler. Dolar arttıkça onların geliri arttı. 256 bin işyeri kapandı, bu vatandaşlar evlerinde kaldı, bunların kredi kartları borcu vardı, tüketici kredisi borçları vardı, bunlar ertelendi ama faizleri sürüyor. Birisi oturduğu yerde borcu artıyor, öbürü oturduğu yerde dolar üzerinden geliri artıyor. Böyle bir paradoksla karşı karşıyayız.


Orhan UĞUROĞLU- Sayın Kılıçdaroğlu, MYK toplantınız var galiba.


Kemal KILIÇDAROĞLU- Öyle.


Orhan UĞUROĞLU- Bu arada da tabi davetimi kabul ettiğiniz için teşekkürümü de sunayım size. Şimdi efendim bu maçlar başlıyor, AVM’ler açılıyor. İşte Cuma namazı için camiler kapalı yani bilim adamları da erken karar verildiğini söylüyorlar. Hatta bazı futbolcularda da Covid-19 çıktı diye haberler de var. Yani bu önlemleri de az önce desteklediğinizi de ifade ettiniz. Bu kararları nasıl değerlendiriyorsunuz efendim?


Kemal KILIÇDAROĞLU- Orhan Bey, Bilim Kurulunun aldığı kararlara hepimizin uyması lazım. Çünkü ben doktor değilim, siz de doktor değilsiniz. Bu konuda kararı verecek olan, hangi önlemlerin alınması gerektiği yönünde karar verecek olan Bilim Kurulu. Burada bir yanlışımız var, o yanlış da şu, Bilim Kurulunun bir sözcü seçmesi lazım ve açıklamaları Bilim Kurulu sözcüsünün yapması lazım. Şimdi Bilim Kurulunun hangi kararları aldığını ben bilmiyorum, siz de bilmiyorsunuz. Bakan biliyor, Erdoğan biliyor, bir de Bilim Kurulu üyeleri biliyorlar. Şimdi Bilim Kurulu bir karar alıyor, Bilim Kurulunun aldığı kararların bir kısmına uyulmadığı yönünde medyada haberler var. Dolayısıyla Bilim Kurulu diğer ülkelerde bakın başbakanlar açıklama yapmıyorlar, cumhurbaşkanları açıklama yapmıyorlar. Açıklamayı kim yapıyor? Bu konuda yetkin olan kurum yöneticisi yapıyor diyor ki, şu kararı aldık herkes ona uyacak. Hepimiz ona uyarız zaten. Şimdi siz AVM’leri açıyorsunuz, tamam güzel açtınız AVM’leri. Niye açıyorsunuz? Hekimler arasında görüş ayrılığı var. Ben dediğim gibi bilmiyorum. Eğer deniyorsa ki AVM’ler de açılabilir, maçlar da yapılabilir, çıkar Bilim Kurulu sözcüsü açıklamayı yapar, hepimiz de o zaman bir yanlışlık olursa faturayı Bilim Kuruluna çıkarırız. Şimdi aldılar bir karar öğrenciler üzerinden örnek vereyim size. Önce 20 Temmuz’a ertelediler biliyorsunuz üniversite sınavlarını. Üniversite sınavları 20 Temmuz’a ertelendiğinde hiç kimse itiraz etmedi. Çünkü çocuklarımızın hayatı çok değerliydi 20 Temmuz’a ertelendi, çocuklar bütün programlarını, aileler bütün programlarını 20 Temmuz’a göre yaptılar. Sonra Turizm Bakanı çıktı dedi ki, oteller boş kalacak, otelleri çalıştırmamız lazım, 20 Temmuz’a değil de Haziran ayına almamız lazım, öne çekmemiz lazım. Şimdi Sağlık Bakanının buna karşı çıktığını sanıyorum, Bilim Kurulunun karşı çıktığını sanıyorum ama Sağlık Bakanıyla Turizm Bakanı gittiler Erdoğan’ın hakemliğine başvurdular, Erdoğan da 20 Haziran dedi. Çünkü önemli olan insan değil dedi, önemli olan paradır dedi ve bütün öğrenciler isyan halinde, aileler isyan halinde. Diyorlar ki, biz programı ona göre yaptık, kendi psikolojimizi ona göre hazırladık, 20 Temmuz’da girecektik, artı kendi sağlığımız açısından da güvenli bir ortam olacaktı ve sınavlara girecektik diyorlar. Bu kadar büyük bir düzensizlik nerede olur, hangi ülkede yaşandı bu kadar büyük bir düzensizlik? Bilim Kurulu var doğru ama Bilim Kurulunun neleri söylediğini biz bilmiyoruz. Baştan beri benim söylediğim şu, Bilim Kurulunun bir sözcüsü olsun, Bilim Kurulu hangi önlemlerin alınması gerektiği konusunda kendi arasında tartışsın, aldığı kararı açıklasın, siyaset kurumu da dahil hepimiz Bilim Kurulunun aldığı kararlara uyalım. Şimdi maçlar olsun mu, olmasın mı? Ben doktor değilim, Covid-19’un bulaşıcı olduğunu biliyorum, özellikle belli bir yaş grubunu hedef aldığını da biliyoruz. Tam tersine bugün dünyadaki gelişmelerden 65 yaş üstü değil altı onları da etkilediğini de gayet iyi biliyoruz. Çocukların, gençlerin de hayatlarını kaybettiğini biliyoruz. O zaman Bilim Kurulu varsa bunun aldığı kararlara hepimizin uyması lazım.


Orhan UĞUROĞLU- Peki Bilim Kurulu tamam ama az önce siyaset kurulu da oluşturulmasını da önerdik. Şimdi bir de yine benim yazımda gündeme getirdiğim bu Atatürk Havalimanına sahra hastanesi yapılmaya başlanırken bir yazı yazdım, dedim ki pistleri bozmayın binaları yapın, burayı da dünyanın ilk ve en büyük sağlık kompleksine çevirin dedim. Bunu dinlemediler, pistleri bozdular ama a baktım beni dinledi galiba dün ya da önceki gün Sayın Erdoğan sağlık turizmi yapacağız burası işte havaalanı filan diyor. İki tane pist bozuldu, uçakların iniş kalkışı riske girdi. Çünkü üçüncü pistten yeni yapılan o sahra hastanesi binaları veya işte çadır mıdır ne yapıldıysa etkilenebilecek diyor uzmanlar diyor bende demiyorum. Yani bir inat ve sonradan aklı başına gelen bir uygulama. Dolayısıyla hatta Sayın Cumhurbaşkanı Atatürk adını kullanmamak için olsa gerek Yeşilköy sahra hastanesi ifadesi kullandı. Yani bu hatayı veya bu uygulamayı nasıl değerlendiriyorsunuz?


Kemal KILIÇDAROĞLU- Şöyle, sahra hastanesi ne zaman gündeme geldi? Bizim Adana Büyükşehir Belediye Başkanımız sahra hastanesi yaptığı zaman. Yaptığı sahra hastanesi mi? Evet sahra hastanesiydi. Sahra hastanesi ne demektir? Sahrada yapılan, bir alanda yapılan geçici hastane demektir. Yani yaparsınız bugün askerler 24 saatte sahra hastanesini kurarlar ve bir süre sonra o sahra hastanesine ihtiyaç kalmaz sökülür ve dolayısıyla bütün aletleriyle beraber depoya kaldırılır. Kendisi sahra hastanesi yaptığını söyledi. Yer seçimi için bir şeyler yapıldı. Sonra baktık ki bu sahra hastanesi değil. Çünkü başka bir hastane, niyet başka bir şey. Birilerine para aktaracaklar ve ihalesiz verdiler. Kaça verdiklerini ben bilmiyorum, siz de bilmiyorsunuz. 600 milletvekili var onlar da bilmiyorlar. Bu sahra hastanesi değil, birilerine kaynak aktarma yolu, yöntemiyle başvurulan bir yol. Bakın, ben o yazınızı dediğim gibi okuyorum zaten okumuştum da. Bakın şimdi Orhan Bey, Atatürk Havalimanının camisi var, morgu var, oteli var, havalandırması var, geniş bir alanı var, burası pekala pandemi hastaları için çok rahat bir şekilde kullanılabilirdi. Ama bunu yapmadılar. Pistleri bozdular, başka şeyler yaptılar. Efendim şimdi açıklama yapıyor beyefendi burası pandemi hastanesi olmayacak da yurtdışından işte hastalar gelecek biz o hastaları burada tedavi edeceğiz. Dünya kadar hastane var, boş olan hastane var dünya kadar, İstanbul’da da var, Ankara’da da var.


Orhan UĞUROĞLU- Yüzde 46’yla çalıştı pandeminin en yoğun olduğu dönemde İstanbul’da Sağlık Bakanı açıkladı yoğum bakımlarımız ve hastanelerimiz yüzde 46 seviyesinde dedi.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Aynen öyle. Yani yapılan tamamen boşu boşuna yine bir kaynak savurganlığı, yine bir israf örneği. Yurtdışından hasta geliyorsa bizim hastanelerimizde tedavi olabilir, özel hastanelerde tedavi olabilir, pek çok özel hastane yurtdışındaki sosyal güvenlik kuruluşlarıyla anlaşma yapmış vaziyetteler. Türkiye’de sağlık hizmeti hem kalite açısından hem fiyat açısından çok elverişli, bunu yapıyorlar. Öteden beri de bu yapılıyordu. Hastanelerimizin kapasitesi de buna yetiyordu. Ama şimdi oraya kendilerine göre sırf Zeydan Karalar’a nispet olsun diye oraya yaptılar, dünyanın parasını harcadılar. Kaç lira harcadıklarını bilmiyoruz, ne zaman ne yapılacağını da bilmiyoruz. Gerçek bir hastane olup olmadığını da bilmiyoruz. Bir şeyler yapıyorlar.


Orhan UĞUROĞLU- Efendim tamamladık, süremiz doldu yani benimki doldu. Siz isterseniz vaktiniz varsa birkaç saat daha konuşurum ben.


Kemal KILIÇDAROĞLU- Sağ olun. Bizim MYK’mız var efendim.


Orhan UĞUROĞLU- Efendim izin verirseniz kapatırken size son sözü bırakayım ama benim 50 yıllık gazeteci olarak vicdanımı yaralayan medya, tutuklu gazeteciler Murat Ağırel, Barış’lar, hatta Hakan Aygün yani böyle bu mübarek ramazan gününde biz evde 65 artı olduğumuz için emin olun sabah akşam onları düşünüyorum. Bir mesaj onlara, onlara buradan bir sesleniş rica edeyim ve ondan sonra programımızı kapatalım.


Kemal KILIÇDAROĞLU- Efendim gazeteciler bizim bildiğimiz, bize söylenen gazetecilerin, onların örgütlerinin bize aktardığı şu, gazeteci kalemini satmaz, gazeteci kalemini kiralamaz, gazeteci yazamıyorsa talep üzerine yazı yazmıyor o zaman kalemini kırar. Dolayısıyla gazetecilik bir kamu görevidir, halk adına yazar, millet adına yazar. Yani milletin sesi, gözü, kulağı gazetecidir. Gazeteci ne yapar? Gazeteci gücü denetler, yanlış mı yapıyor, doğru mu yapıyor. Doğru yapıyorsa tamam ama yanlış yapıyorsa o yanlışı oturur yazar ve yanlışı niçin yaptıklarını da sorgular. Sizin güzel bir kuralınız vardı yani köpeğin insanı ısırması haber değildir, haber insanın köpeği ısırmasıdır. Bir siyasal iktidarın her türlü başarılı bir hizmet sunması zaten onun görevidir ama yolsuzluklara göz yumuyorsa bu haberdir bunu alır, büyütür, anlatır vs. falan filan.

Bakın son günlerde bir şey daha var onu da söyleyeyim. Antalya Serik’te 500 bin lira rüşveti kim aldı? Belediye Başkanı çıktı, iki bakan var orada, vali var orada, MHP milletvekili var orada, AK Parti milletvekili var orada, diğer belediye başkanları var, MHP’nin, AK Partinin il ve ilçe başkanları var. Hepsinin önünde ve yüzlerine bakarak 500 bin lira parayı kim aldı ve dönüp de Turizm Bakanına eğer bununla ilgili bir şey yapmadıysanız yazıklar olsun size diyor. İçişleri Bakanını çağıracağım diyor. İçişleri Bakanından ses çıkıyor mu? Çıkmıyor. Saray sosyetesinden ses çıkıyor mu? Çıkmıyor. Ama yolsuzlukları yazdı diye Murat Ağırel hapiste mi? Hapiste. Doğru haber yaptı diye Barış’lar içerde mi? İçerde. Baktığımız zaman gazetecilere tahammül edemiyorlar, doğru habere tahammül edemiyorlar, onları baskı altına alıyorlar. FETÖ döneminde de olmuştu buna benzer olaylar, aynı taktikleri kullanıyorlar, baskı altına alıp susturmak istiyorlar.

Orhan Bey şunu söyleyeyim, Türkiye şu anda yarı açık cezaevi konumunda. Bir kapalı cezaevi var, bir de yarı açık cezaevi var. Bunlar kapalı cezaevindeler ama Türkiye’de vatandaşlar yarı açık cezaevindeler. Ne yaparlarsa yapsınlar hiçbir zaman umutsuz olmadım. Bu ülkeye gerçek anlamda demokrasiyi, gerçek anlamda medya özgürlüğünü getirmek bizim boynumuzun borcudur. Millet İttifakının yapacağı en temel gelişmelerden birisi, uygulamalardan birisi de medya özgürlüğünü sağlamaktır.

Haberin etiketleri:

CHP, kemal kılıçdaroğlu


Haber okunma sayısı: 851

Yazdır

YORUM EKLE

Yorum Başlığı

Yorum

YORUMLAR

  • Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun.

DİĞER HABERLER


ÜLKE GÜNDEMİ

Üsküdar denizle buluşmaktan kurtulacak

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, pandemi sürecinde çalışmalarını yoğunlaştıran İSKİ’nin, Üsküdar

Liyakat yerine sadakat ilkesiyle göreve geliyorlar

CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel, TBMM Başkanlığı’na sunduğu araştırma önergesinde, yargıda kadrolaşma

Çok sert ekonomik daralma geliyor

CHP Genel Başkan Yardımcısı Aykut Erdoğdu, 2020 yılının ilk çeyreğinde ekonominin değil, baz etkisinin

'Yeni normal' ne kadar normal?

Normalleşme sürecinin başladığı Türkiye’de 65 yaş üstü ve 18 yaş altı için sürecek sokağa çıkış

Kreşler faaliyete geçmeye hazır mı?

Türkiye'de özel kreş ve bakımevleri Pazartesi günü açılıyor. Kreş sahipleri gerekli hazırlıkları

Diyanet'in arşivinden FETÖ çıktı

Arşivden, FETÖ bağlantılı isimlerin yazılarını kaldıran Diyanet, İslam Ansiklopedisi’nde firari Suat

İSTANBUL - HAVA DURUMU

ISTANBUL