06 Nisan 2020 Pazartesi

FETÖ'nün Siyasi ayağını saklıyor musunuz?

fetonun-siyasi-ayagini-sakliyor-musunuz

95 milletvekili imzasıyla Meclis Başkanlığına sunulan Bankacılık Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi hakkında İYİ PARTİ Grubu adına söz alan Musavat Dervişoğlu " Yargıya, emniyete, istihbarata, orduya, eğitime, hariciyeye hatta futbol dâhil her yere sızan FETÖ için "Sadece bir tek siyasi ayağa sızmadı." derseniz FETÖ'yle mücadeledeki bütün inandırıcılığınızı kaybedersiniz. Üstelik "Gelin bunları araştıralım." diyenlere de dava açılması akıl tutulması değilse ancak bir niyet bozukluğunun göstergesidir." dedi
18 Şubat 2020 Salı 23:07

 "Bankaya üç-beş kuruş para yatıran sıradan vatandaşların üstüne gidilip üçüncü kuşak akrabaları bile memuriyetten atılırken darbenin beyni olarak kabul edilen bir tümgeneralin kardeşi Cumhurbaşkanı Başdanışmanı ve sonrasında da büyükelçi yapılıyorsa burada bir sorun var demektir, gariban tutuklanıp hapse atılırken FETÖ'ye milyon dolarlar aktaran iş adamları serbest bırakılıyorsa burada bir sorun var demektir. Bu dediklerimize karşı çıkıyor, itiraz ediyorsanız, buyurun, siz getirin araştırma önergesini, biz her türlü desteği İYİ PARTİ olarak vermeye hazırız. Biz önergenin kimden geldiğini önemsemeyecek kadar FETÖ'nün siyasi ayağını ortaya çıkarmaya kararlı ve niyetliyiz " Dervişoğlu şunları söyledi:

95 milletvekili imzasıyla Meclis Başkanlığına sunulan Bankacılık Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi hakkında İYİ PARTİ Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

 

Konuşmamın başında, görüşmekte olduğumuz bu kanun teklifinin 95 imzayla sunulduğunu bilhassa belirttim. Zira, görüldüğü gibi iktidarı haiz parti grubunun sıraları bir hayli boş. En azından bu teklifte imzası bulunan 95 arkadaşımızın burada bulunmasını temenni ederdim. İktidarı elinde bulunduran grubun kendi kanun tekliflerine olan ilgisi ortadadır. Adalet ve Kalkınma Partisinin metazori usulü kanun yapma alışkanlığıyla yüce Meclisimizin itibarında oluşturduğu zedelenmeyi kamuoyunun takdirine sunuyorum.

 

Önümüzde bulunan bu kanun teklifi 4 ayrı kanunda değişiklik yapılmasını öngörmekle birlikte, olumlu olduğunu düşündüğümüz birçok değişikliği de içermektedir. Her ne kadar teklifin içeriğinde olumlu düzenlemeler yapılmış olsa da bu yasa yapma tekniğini kabul etmediğimizi, uygun görmediğimizi, torba kanun sistematiğinin Gazi Meclisimizin ruhuna aykırı olduğunu bir kere daha ifade etmek istiyorum. Örneğin, Komisyona 30 maddelik bir teklif getiriyorsunuz; içerisinde 20 maddeyi olumlu buluyoruz, 10 maddeye ise olumsuz görüş bildiriyoruz fakat işleyişte, tamamına muhalifiz demek mecburiyetinde kalıyoruz. Bu durum da etkin bir kanun çıkarmamıza engel teşkil ediyor, Parlamentonun saygınlığına ve aynı zamanda da etkinliğine gölge düşürüyor.



 

Sayın milletvekilleri, işbu kanun teklifinin Plan ve Bütçe Komisyonundaki görüşmelerinde açıkça ifade edildiği üzere, Bankalar Birliğinin görüşleri alınmadan, ortak çalışmalar yürütülmeden, "Kervan yolda düzülür." mantığıyla yola çıkılmış, Genel Kurulda görüşme ve onay aşamasına gelinmiştir. Sizleri uyarıyorum: Bu şekilde, gecekondu yapar gibi kanun yapmaya devam edemezsiniz. Yasaları bir temele oturtmazsanız yarın bu ucube sistemin enkazı altında kalırsınız, hiç kimse de sizi kurtaramaz. Bugün görüştüğümüz kanun teklifinin madde gerekçeleri ayrı, teklif metni ayrı, Komisyonda anlatılan apayrı; belli ki kanun teklifini hazırlayan el ile onun altına imza atan el de aynı değil. Önümüze bir torba yasa geliyor, kamu kurumlarında liyakati mumla ararken bir yandan ceremesini yasa yaparken çekiyoruz, ekonomik krizle çekiyoruz, yönetim zafiyetleriyle çekiyoruz.

 

Teklif metnine genel olarak baktığımızda, teklifin bankalar, faktöring şirketleri, Varlık Fonu ve buna bağlı bulunan diğer fonlarla ilgili değişiklikleri içerdiğini görmekteyiz. Özellikle finansal sektörün düzenlenmesine ve denetlenmesine yönelik birçok yetki de Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kuruluna verilmektedir. Manipülasyonla ve yanıltıcı işlemlerle mücadele amacıyla bir düzenlemenin getirilmeye çalışıldığını görüyoruz. Evet, bu tür işlemlerle mücadele edilmesini İYİ PARTİ olarak sonuna kadar destekliyoruz fakat hangi tür işlemlerin manipülasyon ve yanıltıcı işlemler olduğunu bu kanun teklifinin içinde belirtmek yerine, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kuruluna bunları daha sonra tanımlama yetkisi veriliyor. Bu, suç ve cezaların kanuniliği ilkesine aykırıdır. Bu fiiller ne ise bu teklifin içinde açıkça sayılmalıydı. Aksi takdirde, BDDK üzerinde baskılar oluşacak ve kurumun yıpranmasının önü açılacaktır. Gelin, bu fiilleri burada teker teker sayalım ve BDDK'yi de bu yıpranmaya karşı koruyalım.

 

Geçmiş dönemlerde ekonomide yapılan hatalardan da ders çıkarmadığımızı belirtmek istiyorum. 2001 krizinden sonra gerçekleşen yapısal reformlarla mali disiplin konusunda iyi bir yol almış iken şimdi neden 90'lı yılların ortasına dönüp özel fonları canlandırıyorsunuz? Bu fonlara neden borçlanma hususunda muafiyetler tanıyorsunuz? On sekiz yıllık iktidarınız boyunca en çok övündüğünüz konu olan mali disiplinden ne oldu da şimdi uzaklaşmak zorunda kalıyorsunuz, bütçe dışı fonlara borçlanma yetkisi vererek kamu finansmanını perdelemek istiyorsunuz? Fakat bu hamleleri, yerli ve yabancı yatırımcı görmekte ve buna karşı pozisyon almaktayken de eliniz kolunuz bağlı seyrediyorsunuz. Bakın, kamu borç stoku açısından belki de Avrupa'da en iyi konumdaki ülkelerden biri olmamıza rağmen, CDS yani kredi temerrüt takası primi en yüksek olan ülkeyiz çünkü siz -kamu-özel iş birliği sözleşmelerinde olduğu gibi- kamunun yükümlülüklerini gizlemeye çalışsanız da gerçeğin ne olduğu herkes tarafından bilinmektedir. O yüzden bir kez daha tekrarlamak istiyorum: Bu ilkel yöntemlerle hiçbir sorunun üstesinden gelemeyeceksiniz.

 

Öte yandan, kamu bankalarının kaynaklarına göz dikmekten de artık vazgeçin.

 

Teklifle getirmek istediğiniz muafiyetler hem bankacılık sektöründeki rekabeti olumsuz etkileyecek hem de kamu bankalarının kaynaklarının belli gruplara aktarılmasıyla bilançoları altüst edecektir. Bu teklif, bankaların özel sektöre ortak olmalarının önünü açarak 2001 öncesindeki çarpık yapıya geri dönüşün sinyallerini vermektedir. Türkiye ekonomisi büyük bir bunalım içindeyken ihtiyacımız olan son şey 2001 krizinden önce bankacılık sektöründe var olan çarpıklıkların yeniden geri getirilmesidir. Bunlara ilave olarak büyük projelerin finansmanına yönelik yeni yöntemlerin geliştirildiğini görüyoruz. Elbette ki finansman araçlarının çoğaltılması yatırımları hızlandıracak ve ekonomimize de önemli katkı sağlayacaktır. Fakat bu ne şekilde yapılacaktır? Proje Finansman Fonu nasıl kurulacaktır? Projeye dayalı menkul kıymetler nasıl belirlenecektir? Örneğin Zafer Havalimanı için bu finansman yöntemini uyguladığınızı varsayalım, 2020 yılı için de 1 milyon 280 bin yolcu garantisi verilmiş, yatırımcılar bu beklentiyle bu yatırıma ortak olsalardı herkesin kabulüdür ki zarar edeceklerdi çünkü geçtiğimiz bir ay içerisindeki yolcu sayısı sadece 5 binde kalmıştır. 90'lı yıllarda da isminin sonu "san" veya "paş" olan birçok şirket bilindiği gibi vatandaşlarımızı mağdur etmiştir. Bu sebeple söz konusu uygulamanın vatandaşlarımızı bir kez daha zarara uğratmasına vesile olabilecek yeni bir yöntem olup olmadığını yakından takip edeceğiz, bunun bilinmesini istiyoruz.

Saygıdeğer milletvekilleri, özellikle son birkaç yıldır bu ve buna benzer uygulamalarınız sayesinde ekonomi bugünkü noktaya gelmiştir. Dış borç alıp başını gitmiştir. Enflasyonu düşürdüğünüzü sandınız ama bakın yine yükselmeye başladı. İşsizlik tarihin en yüksek düzeyine ulaştı. Bu ülkenin artık sizin keyfî uygulamalarınıza değil gerçek çözümlere ihtiyacı vardır. Vatandaş kendisine faydası olmayan yatırımlardan bıkıp usanmıştır. Vatandaş iş istiyor, aş istiyor, evine ekmek götürmek, çocuklarının karnını doyurmak, tenceresini kaynatmak istiyor. Vatandaş kendisini intihara sürükleyen bu ekonomik darboğazdan kurtulmanın yollarını arıyor. Akşam vakti geliyor, esnafımız henüz siftah yapmamış; bırakın birkaç saati, günlerce siftah yapmamış esnafların olduğu çarşılarımız var. Müşteri gelmediği için masraf olmasın diye dükkânının ışıklarını dahi açmaktan imtina eden bir esnaf grubuyla karşı karşıyayız. Gerçek sorunlar bunlarken Kanal İstanbul gibi projelerle halkın karşısına çıkmak âdeta milletin aklıyla dalga geçmektir. Hem ekonomide hem iç siyasette hem de dış siyasette vatandaşın ve devletin menfaatlerini gözetmek birincil göreviniz olmalıdır. Ekonomide bu görevi unuttuğunuza bizzat şahitlik ediyoruz. İç siyasette de milletin sorunlarını çözmek yerine değerler üzerinden siyaset yapmaya devam ediyorsunuz. Vatandaş sizden değerler üzerinden çekişme yaşamanızı değil, gerçek sorunlarını çözmenizi beklemektedir. Ekonomide yarattığınız çürüme siz gittikten sonra bir şekilde düzeltilebilir fakat dış politikada Türkiye'yi telafisi mümkün olmayan bir noktaya sürüklüyorsunuz.

 

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2011 yılında Suriye'de başlayan iç savaşın üzerinden bugün itibarıyla dokuz yıl geçmiştir. AK PARTİ iktidarının, Müslüman Kardeşler eksenli, İhvancı dış politikadaki ısrarı sonucunda Türkiye Arap Baharı'nın kaybeden ülkesi konumuna gelmiştir. Rusya, ABD ve İran bölgedeki etki alanlarını hiç olmadıkları kadar artırmışlardır. AK PARTİ iktidarı, 2011 yılından itibaren Suriyelilere yönelik açık kapı politikası uygulayacağını ilan ederken 2012 yılında Türkiye'nin kabul edeceği sığınmacı sayısındaki kritik eşiğin yüz binlerde olduğunu ifade etmişti. Bugün geldiğimiz noktada Türkiye'de 5 milyon 300 bin Suriyeli var, 4 milyon Suriyeli sığınmacı da kapımıza dayanmış durumda. Türk halkının artık tek bir Suriyeli sığınmacı daha kabul edebilecek takati kalmamıştır. Türkiye'nin kaynakları artık yanlış politikalara ödenen bedellere değil, yoksulluğa mahkûm edilmiş Türk halkına harcanmalıdır. AK PARTİ politikalarının bizi Suriye'de getirdiği noktayı size Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın -Tayyip Erdoğan Bey diyor- 15 Şubat 2020'de AK PARTİ İstanbul İl Başkanlığında düzenlenen Yeni Üye Çalışmaları Ödül Töreni adlı programdaki ifadeleriyle izah etmek istiyorum: "Şu anda Suriye topraklarının neredeyse üçte 1'lik bölümü PKK terör örgütünün ve onu destekleyen Amerika'nın işgali altındadır." İşte bu, bizzat ülkenin Cumhurbaşkanı tarafından ilan edilmiş Suriye politikasının bir cümlelik özetidir. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın dediği gibi, Suriye iç savaşı başladığından bu yana, dokuz yıllık Adalet ve Kalkınma Partisi dış politikasının sonucunda PKK-YPG Suriye'nin üçte 1'ini ele geçirmiştir. Dokuz yıllık Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarının dış politikasının sonucunda Türkiye dünyada en fazla sığınmacı barındıran ülke konumuna taşınmıştır ve yine, dokuz yıllık AK PARTİ iktidarının dış politikasının sonucunda Türkiye 60 milyar dolarlık bir maddi yükün altına girmiştir.

 

Türk milleti olarak, ekonomik krizin derinleştiği, kendi vatandaşlarımızın yoksulluktan intihar etme aşamasına geldiği bir ülkede 5 milyon içeride, 4 milyon dışarıda olmak üzere 9 milyon Suriyeli sığınmacıya kaynak aktarmaya tahammülümüz yoktur. Sayın Erdoğan 2012 yılında Türkiye'yi "Şam'a gideceğiz ve orada Emevi Camisi'nde namaz kılacağız." gibi gerçekçi olmayan bir hedefe yöneltmişti. Erdoğan Şam'a gidemedi ama 5 milyon Suriyeli bugün Türkiye'dedir. Aradan geçen dokuz yılın ardından sizden tek bir beklentimiz vardı; hatalarınızdan ders çıkarmanız, Türkiye'nin güvenliğini, huzurunu, refahını sağlamak için

 

devlet aklını kullanmaya başlamanız. Fakat Cumhurbaşkanı Erdoğan son konuşmasında yine şu ifadelere yer verdi: "Suriye'deki rejim yapısı, halkıyla kavgalı birtakım devletlerin desteğiyle suni olarak hayata tutunan siyasi bir mevtadır." Dokuz yılın ardından ödediğimiz onca bedele rağmen merkezî rejimle siyasi diyalog yerine çatışmayı tercih etmek Suriye'nin üçte 1'ini ele geçiren PKK'ya hizmet etmek anlamına gelir ki bu, fevkalade yanlıştır. Ülkenin büyük bir kısmında kontrolü ele geçirmiş ve Birleşmiş Milletler nezdinde tanınan Esad rejimiyle Türkiye'yi savaşa sürüklemenin başımıza açacağı gaileleri artık görün ve Türkiye'yi "stratejik derinlik" diyerek götürdüğünüz bu çukurda boğmaktan vazgeçin. Devlet, kişisel hırs ve intikam hissiyle değil, sağduyu ve akılla yönetilir. Türkiye'nin daha büyük bedeller ödememesinin tek yolu budur.

Türkiye Cumhuriyeti devletinin birincil hedefi Suriye'deki PKK varlığını sona erdirmektir. Bunun için de başta Esad olmak üzere tüm aktörlerle diyalog kurmak mecburiyetindeyiz. Şunu unutmayınız ki Esad rejimi ile Türkiye arasında çıkacak bir çatışma, ABD destekli PKK'nın ellerini ovuşturarak bekleyeceği bir savaşın tetikçisi olacaktır. Sayın Erdoğan, Esad rejiminin çok kısa bir zaman içinde ceset olacağını söylüyor. Bu açıklamanın 2012 yılında AK PARTİ tarafından yapılan "Esad'ın gidişine haftalar kaldı." açıklamasından bir farkı yoktur. Aradan geçen bunca yılın ardından Esad hâlâ yerinde. Şimdi, aynı hedefi, Erdoğan, yine önümüze koyuyor. Sizleri uyarıyoruz: Bu hedef gerçekçi bir hedef değildir ve bu gerçekçi olmayan hedefin peşinden sürüklenmemiz hâlinde Türkiye çok daha büyük bedeller ödeyecektir.

 

Dış politikadaki zafiyetler PKK terör örgütünün elini güçlendirirken, iç politikadaki zafiyetler de Fetullahçı terör örgütünün elini güçlendirmektedir. Daha önce İYİ PARTİ olarak verdiğimiz FETÖ'nün siyasi ayağını ortaya çıkarmak amaçlı araştırma önergelerimiz iktidar kanadının oylarıyla reddedilmişti. Yargıya, emniyete, istihbarata, orduya, eğitime, hariciyeye hatta futbol dâhil her yere sızan FETÖ için "Sadece bir tek siyasi ayağa sızmadı." derseniz FETÖ'yle mücadeledeki bütün inandırıcılığınızı kaybedersiniz. Üstelik "Gelin bunları araştıralım." diyenlere de dava açılması akıl tutulması değilse ancak bir niyet bozukluğunun göstergesidir. Geçtiğimiz haftalarda Sayın İlker Başbuğ bu konuda önemli bir yere parmak basmasına rağmen, Sayın Erdoğan milletvekillerinden Başbuğ için dava açmalarını istemiştir. Bunların hepsi aslında Hükûmetin FETÖ'nün siyasi ayağını ortaya çıkarmaya niyeti olmadığını göstermektedir. Ortaya çıkaramadığınız takdirde, "Siyasi ayağı saklıyor musunuz?" sorusuyla muhatap kılınacağınız aşikârdır.

 

Bankaya üç-beş kuruş para yatıran sıradan vatandaşların üstüne gidilip üçüncü kuşak akrabaları bile memuriyetten atılırken darbenin beyni olarak kabul edilen bir tümgeneralin kardeşi Cumhurbaşkanı Başdanışmanı ve sonrasında da büyükelçi yapılıyorsa burada bir sorun var demektir, gariban tutuklanıp hapse atılırken FETÖ'ye milyon dolarlar aktaran iş adamları serbest bırakılıyorsa burada bir sorun var demektir. Bu dediklerimize karşı çıkıyor, itiraz ediyorsanız, buyurun, siz getirin araştırma önergesini, biz her türlü desteği İYİ PARTİ olarak vermeye hazırız. Biz önergenin kimden geldiğini önemsemeyecek kadar FETÖ'nün siyasi ayağını ortaya çıkarmaya kararlı ve niyetliyiz. Buyurun, önergeyi verin, Türkiye'yi bu beladan el birliğiyle kurtaralım.

 

Değerli milletvekilleri, İYİ PARTİ Türk siyasetine girdikten sonra birçok şeyi değiştirmiş, ülkemiz demokrasisinde oluşan boşluğu doldurmuş, milletimizin asıl meselelerini Türkiye Büyük Millet Meclisine ve Türkiye'nin gündemine taşımıştır; tek kutuplu Türk siyasetini dengeleyerek kimsesizlere kimse, çaresizlere umut olmuştur.

 

İYİ PARTİ'nin yükselmesiyle birlikte, on yedi yıl seçim kaybetmeyen iktidar partisi ilk kez mağlubiyeti tatmış ve iktidarını kaybetmiştir. İYİ PARTİ, içerisinde bulunduğu ittifakla beraber iktidara ilk yenilgiyi yaşatmıştır, sıkışmış siyasete yeni bir umut olmuştur. İYİ PARTİ olmasaydı Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde eski dostların arasına sıkışmış bir yarış gerçekleşecekken, İYİ PARTİ'yle beraber çoğulcu bir temsilin yolu ve önü açılmıştır.

 

Sayın Genel Başkanımızın, gittiği her yerde, arkasından iktidar partisi temsilcileri de gitmek zorunda kalmış; vatandaşın derdi, iktidarın zorunlu olarak gündemine girmiştir. Milletimizin sorunlarını Meclise taşıyarak gündem yaratan partimiz, yaptığı ısrarlı ve etkili muhalefetle, iktidara fabrika bacalarına filtre takılması gibi konularda geri adım attırmayı başarmış 3600 ek gösterge gibi vatandaşımızı birinci dereceden ilgilendiren konuları iktidarın seçim vaatleri arasına aldırmıştır. Güneş doğmaya devam ettikçe İYİ PARTİ etkili siyasetini sürdürecek ve iktidar yolculuğunda kararlı bir şekilde ilerleyecektir.

Haberin etiketleri:

İYİ Parti, Musavat Dervişoğlu


Haber okunma sayısı: 136

Yazdır

YORUM EKLE

Yorum Başlığı

Yorum

YORUMLAR

  • Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun.

DİĞER HABERLER

bunlar-erdogani-rahatsiz-etti

Bunlar Erdoğan'ı rahatsız etti

04 Nisan 2020 Cumartesi 22:35
her-sey-silinir-ama-gecmis-silinmez

Her şey silinir ama geçmiş silinmez

04 Nisan 2020 Cumartesi 21:24
vicdana-sigmayanin-affi-yok

Vicdana sığmayanın AFFI YOK

04 Nisan 2020 Cumartesi 21:09
bedeli-zaferden-sonra-odenecektir

Bedeli zaferden sonra ödenecektir

04 Nisan 2020 Cumartesi 20:21

ÜLKE GÜNDEMİ

Mansur Yavaş çağrı yaptı, hayırseverler harekete geçti!

Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın Twitter’dan bir video ile çağrı yaparak sosyal

Gökçek’in Keçiörengücü’ne açtığı bir musluk daha kesildi

ABB, Gökçek’in isim babası olduğu Keçiörengücü spor kulübü tarafından işletilen taksi durağını geri

Destici kıyas faturalara tepki gösterdi

Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı ve Cumhur İttifakı'nın minik ortağı Mustafa Destici, “Tedbir amaçlı

Erdoğan 'İki ayyaş' dedi, sıkışınca 'Atatürk' dedi

Bugünkü açıklamasında Mustafa Kemal Atatürk'ün ismini tam olarak kullanmasını eleştiren CHP'li Muharrem İnce

Sağlıkçıların menüsü domates, peynir, salatalık

Koronavirüsüyle canı pahasına mücadele eden ve her akşam saat 21.00'da ülke genelinde alkışlanan sağlık

Coronavirüs mücadelesinde 3 önemli kavram

Solunum Derneği TÜSAD, koronavirüs (CoVid-19) salgınına karşı #evdekal çağrısını yinelerken önemli

İSTANBUL - HAVA DURUMU

ISTANBUL