20 Ağustos 2019 Salı

FETÖ'cülük yalancılıktır

fetoculuk-yalanciliktir

15 Temmuz Demokrasi ve Millî Birlik Günü özel gündemiyle toplanan TBMM Genel Kurulun'nda bir konuşma yapan "FETÖ'cülük yalancılıktır. FETÖ'cülük haramcılıktır. FETÖ'cülük talancılıktır. FETÖ'cülük sadakati istihdam etmektir liyakat yerine. FETÖ'cülük aslında kendi hakkı olmayan yerleri ele geçirmek için muhataplarına iftira atmaktır. FETÖ'cülük aslında siyasi hasımlarına her türlü enstrümanla müdahaleyi hak görmektir."diyen İYİ Parti Gurup Başkan Vekili Yavuz Ağıralioğlu İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener'i FETÖ'cü olarak göstermeye çalışanlara da göndermede bulundu
15 Temmuz 2019 Pazartesi 19:06

 15 Temmuz Demokrasi ve Millî Birlik Günü özel gündemiyle toplanan TBMM Genel Kurulun'nda " Namlu bize doğrultuluncaya kadar ikazların hepsine kulak kabartmış olmanız, bugün bazı tenkitlere sizi muhatap eder. Yani bugün sadece siyasi olarak bir tartışmanın, bir polemiğin unsuru hâline getirmeye çalışmıyoruz iktidarımızı. İktidarın on yedi yıllık dönemi içerisinde… Bu şenaat organizasyonu en büyük siyasi kuvvetlenme imkanını devriiktidarınızda buldu. Hatırlatmalarımızın tamamına, 2004'teki Millî Güvenlik Kurulunun hatırlatmalarına bile aslında, -bu bizim muhasebe cümlemiz olsun- devleti ele geçirmek ile devletin hizmetini ele geçirmek arasındaki makastan kaynaklanan bir körlük sebep oldu. Yani "Ahmet Necdet Sezer'in Başkomutan ve Cumhurbaşkanı olduğu orduya sızılabilir, Recep Tayyip Erdoğan'ın Başkomutan olduğu orduya niye sızılsın?" keyfîliğinin önüne geçilmelidir." diyen İYİ Parti Gurup Başkan Vekili Yavuz Ağıralioğlu 'nun konuşması şöyle:

15 Temmuz'un seneidevriyesinde 15 Temmuzu anmak, hem siyasi mesuliyetlerimizi hatırladığımızı ifşa etmek hem de milletimize "Bizi bu sürece getiren ne kadar iş varsa bunların muhasebesini yaptık." demek için bir imkândır. Biz bugün 15 Temmuzu seneidevriyesinde klasik cümlelerle anmak gibi bir mesuliyetsizliği burada göstermeyecek bir siyasi topluluğuz. Bugün yasama faaliyetini ifa eden bu Meclis, FETÖ kalkışmasının, alçak teşebbüsünün iradesini gölgelemeye çalıştığı, iradesini gasbetmeye çalıştığı bir yerin içerisinde konuşuyoruz.

 

Biz 15 Temmuz alçaklığını bir sebep olarak görmüyoruz, 15 Temmuz bir sonuçtur. 15 Temmuz millet iradesine bir suikast olmaktan önce, önce milletin şahsiyetine suikast kurmuş bir şebekenin, milletin iradesine, ahlakına suikast kurmuş bir şebekenin, milletin din tasavvuruna suikast etmiş, pusu kurmuş bir şebekenin, milletin bin yıldır bu topraklarda yaşatmaya çalıştığı değerlere, ideallere aslında tuzak kurmuş bir şebekenin finalde yaptığı şeni işin adıdır. 15 Temmuz aslında bu topraklarda bin yıldır varlığımızı üzerine bina etmiş olduğumuz Müslüman Türk şahsiyetine kurulmuş pusunun nihayetidir. Dolayısıyla bizi bugün bu Mecliste birbirimizi daha çok dinlemeye, daha çok anlamaya mecbur edecek olan şey şudur: Siyasi sağırlığımızın, siyasi basiretsizliğimizin ödediğimiz bedeli artırdığı bu ağır kalkışmanın arkasında biz, hep beraber, devleti ele geçirmekle, devletin hizmetini ele geçirmek arasındaki farktan doğan suistimal alanlarından beslenen bu alçak organizasyonun benzerlerinin bir daha böyle bir şeye teşebbüs etmeyeceği adaleti ve feraseti hâkim kılmak zorundayız. Dolayısıyla biz bugün aslında 15 Temmuzu anarken kurumlar kurumu olarak devleti muhafaza edeceğimiz ölçüleri de ihbar etmek zorundayız.

 

Devlet bir organizasyon olarak en büyük cemaattir, eğer devlet devlet olmazsa her cemaat devlet olmaya kalkabilir. Dolayısıyla aklına esenin, gücü yettiğine inananın, aklına kestirdiği hedefle uygun çalışmalar yapanın kastedeceği bir örgüt değildir devlet. Devlet aslında 15 Temmuz kalkışmasından evvel idarecileri vasıtasıyla şu mesuliyeti taşımak zorundadır; 15 Temmuz alçaklığı kadar devletimizin düşünmek ve cevabını vermek, hazırlığını yapmak ve bundan benzer organizasyonların cüret sahibi olamayacağı bir ciddiyeti inşa etmek zorunda olduğu yer şurasıdır: Erzurum'dan bir emekli vaiz olarak kalkan bir adamın beş bin yıllık bir devleti, imparatorluklar kurmuş bir milleti ifsat etme cüretini kendinde bulabilmiş olması düşünülmelidir.



 

15 Temmuz alçaklığına bizi getiren süreç muhasebe edilirken aslında, bizim iyi niyetimizden, her birimizin, sağdan ve soldan siyasetin şöhretli olanlarının tohum ekildiği zamanlarda müspet, takdir eden, taltif eden cümleleri duyuldu. Tohum ekildiği dönemlerde sağdan ve soldan, siyasetin en itibarlı, en şöhretli insanlarının himaye cümleleri duyuldu. Bugün tekrarına lüzum hissetmediğim pek çok taltif cümlesi iktidar grubumuzdan da duyuldu.

 

Tohum ekilme döneminin size denk gelmemiş olması bu anlamda herkesi mesuliyet altına itiyor ama hasat size denk geldi. Hasadın size denk gelmiş olmasını, bu şeni organizasyonun, bu şer organizasyonunun, bu alçak kalkışmanın otuz kırk yıldır biriktirdiği enerjinin finalini size denk getiriyor olmasındaki mesuliyetinizi sadece "Biz kandırıldık." diyerek savuşturamazsınız. Evet, sizin için masumiyet alanı olan bu "Biz kandırıldık." alanı bundan sonra hiç kimse kandırılmayacak hâle gelene kadar devletin kurumsallaşmasına dönüştürülmelidir.

 

Mesuliyetimiz şudur, milletin bu alçak kalkışmaya karşı 15 Temmuzda meydanlara inerek Türk siyasetinin omuzlarına, Türk devletinin yöneticilerinin omuzlarına yüklediği mesuliyet şudur: Biz, Ön Asya'nın en büyük ordusunu beslediğimiz bu topraklarda ruhları üniformalı bir millet olarak devletimizi ve milletimizi hiçbir şer organizasyonuna yâr etmeyiz; 15 Temmuzda milletimizin, devletimizin idarecilerine verdiği mesaj budur. Biz ruhları üniformalı bir milletiz ve devletimizi ve milletimizi asla kurda kuşa yem etmeyeceğiz.

 

Ama siyasetin omuzlarına milletin bu iradesiyle yüklemiş olduğu mesuliyet şudur: Sadece FETÖ'cülerle değil, FETÖ'cülükle de mücadele edilmelidir. Mücadelenin esas merkezi FETÖ'cüleri tek tek bulup yargılamaktan ibaret değildir. Elbette bu şeni organizasyona dâhil olan, bununla alakalı Türk devletinin, Türk milletinin istikbaline pusu kuran her alçaklığın cezasını devlet bulabilmeli, mesuliyetlerini bulabilmeli, mesullerini cezalandırabilmelidir ama esas mesuliyet FETÖ'cülükle mücadeledir.

 

Türk milleti aslında siyasi basiretsizliğimiz yüzünden sokaklara düşürülmüş devlet iradesini alıp tekrar millet iradesinin tecelligâhında devletin hizmetini görenlere teslim ettiğinde bir mesuliyet daha yüklemiştir omuzlarımıza, münhasıran yürütmenin başından itibaren Hükûmetimizin omuzlarına "Ben millet olarak kahredici bir irademle devletin, milletin istikbaline kastetmiş bu alçaklığa mukabele ediyorum." cümlesinin peşine omuzlarınıza, omuzlarımıza yüklenen mesuliyet şudur: Sadece FETÖ'cüler değil, bu Türk yurdunda FETÖ'cülük kahrolmalıdır. FETÖ'cülük devletin kendi sensörleri içerisinde mutlaka bir algının takılabileceği objektif kriterlerle değerlendirilmeli, mücadele alanına çekilmelidir.

 

FETÖ'cülük nedir? FETÖ'cülük yalancılıktır. FETÖ'cülük haramcılıktır. FETÖ'cülük talancılıktır. FETÖ'cülük sadakati istihdam etmektir liyakat yerine. FETÖ'cülük aslında kendi hakkı olmayan yerleri ele geçirmek için muhataplarına iftira atmaktır. FETÖ'cülük aslında siyasi hasımlarına her türlü enstrümanla müdahaleyi hak görmektir. FETÖ'cülük aslında şahsiyet gaspıdır. FETÖ'cülük ortak aklın değil, bilimin değil; naklin, birtakım rivayetlerin, rüyaların tasallutunda bir milletin istikbaline pusu kurmaktır. Dolayısıyla, sadece FETÖ'cüler değil, devletimizin omuzlarına yük adaletle bu işlerin önüne geçerken "FETÖ'cülük" denilen şenaat organizasyonunun, "FETÖ'cüler" denilen organizasyonun FETÖ'cülüğüyle de mücadele etmek. Şimdi, biz, bizim omzumuza yüklenen mesuliyeti unutursak şayet, devletin kurumlar kurumu olduğunu unutursak, devleti ayakta tutan şeyin adalet olduğunu unutursak, bizim için milat saydığımız günden evveli ve sonrasına dair suçlar ihdas edebilirsek o zaman adaleti bozmuş, Türk yurdunu ifsat etmiş oluruz. Bizim dünyaya cevabımız her şartta adalettir. Türk milleti tarih sahnesine çıktığı günden beri her türlü zulme, her türlü kalkışmaya, her türlü alçaklığa karşı cevabı adalet olan bir millettir.

 

Bugün Parlamentonun da, yürütmenin de, Türkiye Büyük Millet Meclisindeki her bir mebus arkadaşımızın da mesuliyeti aslında Türk yurdunun adaletle ayakta kalacağına dair bir inancı hayatın her safhasında gösterebilmektir. Bizim boynumuza borç, sadece devleti idare ederken namluyu bize doğrultuncaya kadar dünyanın şer odaklarının gözü gibi davranan Türkiye'deki şenaat merkezlerinin gözleri bizim kabahatlerimize dönene kadar göstermiş olduğu bu siyasi ferasetsizliğin mesuliyetini taşımaktır. Namlu bize doğrultuluncaya kadar ikazların hepsine kulak kabartmış olmanız, bugün bazı tenkitlere sizi muhatap eder. Yani bugün sadece siyasi olarak bir tartışmanın, bir polemiğin unsuru hâline getirmeye çalışmıyoruz iktidarımızı. İktidarın on yedi yıllık dönemi içerisinde… Bu şenaat organizasyonu en büyük siyasi kuvvetlenme imkanını devriiktidarınızda buldu. Hatırlatmalarımızın tamamına, 2004'teki Millî Güvenlik Kurulunun hatırlatmalarına bile aslında, -bu bizim muhasebe cümlemiz olsun- devleti ele geçirmek ile devletin hizmetini ele geçirmek arasındaki makastan kaynaklanan bir körlük sebep oldu. Yani "Ahmet Necdet Sezer'in Başkomutan ve Cumhurbaşkanı olduğu orduya sızılabilir, Recep Tayyip Erdoğan'ın Başkomutan olduğu orduya niye sızılsın?" keyfîliğinin önüne geçilmelidir. Devlet bizim için de bizim milliyetçiliğimizin, mukaddesatçılığımızın mesuliyet alanı içerisinde de aslında kuralların işleticisi olarak görülmek zorundadır.

 

Bizi, savunduğumuz ilkelerin istisnası olmak bu hâle getirmiştir. Bizi, "Bizim nasıl olsa rakiplerimize müdahale ediyorlar. Biz bunun yanlış olduğunu biliyoruz ama neticede bu adamlar daha önce bize benzerlerini yapmışlardı." keyfîliği bu hâle getirmiştir. Kurallara uymak, kurallara uyanları itibarlı etmek zorundayız. Bu Türk yurdu, kuralları delenlerin değil, kurallara ittiba edenlerin, kurallara uyanların yurdu olmak zorundadır. Bugün Hükûmet dâhil Parlamentonun boynuna borç, bu Türk yurdunu kurallar ülkesi hâline getirmektir. Kurallarla yaşanacak, adaletle hüküm ferman edilecek; bu millet, 82 milyon bir ve beraber edilecek bir siyasi şuurun emrine verilecektir. Aksi hâlde, bugün "FETÖ" dediğinizin yarın benzerlerini görmekten kurtulamaz hâle geleceğiz.

 

Bizi, bu topraklarda, her şartta, kızgınlığımız bile olsa adaletsizlik yapmaktan menedecek bir inancın da suikast edenidir. Dine de suikast edilmiştir, dindarlığa da suikast edilmiştir, din adamlarının toplumdaki itibarına da suikast edilmiştir. Darbenin ilk defa bu kisvede olanı görülmüştür. Darbenin, darbe teşebbüsünün ilk defa dinî referanslar içerisinde hiyerarşisini oluşturmuş bir organizasyonu görülmüştür. Otuz yıl boyunca, terfi ettireceği bütün adamların bütün detaylarıyla terfisini planlayacak bir örgütün, otuz yıl boyunca hiyerarşide bir aksilik olursa yerine gelecek yedekleri bile planlayacak kadar detaylı organizasyon kurabilmiş bir örgütün darbe teşebbüsünün arkasındaki siyaset ayağının hâlâ bilinemiyor olması bu Meclisin üstünde bir istifhamdır.

 

Dolayısıyla biz bugün aslında bütün detayları otuz yıl boyunca, kırk yıl boyunca her şekilde düşünmüş bir organizasyonun "Darbeye teşebbüs ettik, darbeye kalkıştık ama darbe yaptıktan sonra diğer detayları planlayacaktır." demesine itibar edemeyiz. Bunun siyasi ayağının bütün tafsilatıyla, bütün detayıyla ortaya çıkması bundan sonra bu teşebbüse kalkışacak herkesin önünü kesecek bir iradedir, irade beyanıdır. Eğer bu ayağını eksik bırakırsak, biz bugün bu teşebbüsün arkasında devlet olmak gibi bir cinneti otuz yıl boyunca sistematik olarak muhafaza etmiş, dünyanın bütün istihbarat organizasyonlarıyla güç beraberliği yaparak Türk devletine, Türk milletine pusu kurmuş bu organizasyonu devlet yönetimini darbeyle ele geçirdikten sonra kimlerle iş göreceğini, kimlerle bu işi planlandığını ortaya çıkaramazsak bu mücadele akim kalacaktır. Dolayısıyla mesuliyetlerimizin farkında olarak çocuklarımıza içinde hür ve müreffeh yaşayacakları bir vatan bırakacaksak Türk yurdunun olmazsa olmaz ilkesinin adalet olduğunu hem unutmayacağız hem de unutturmayacağız. Kimseye olan kızgınlığımız bizi zulme, zulmetmeye dönüştürmeyecek. Biz devleti sadece hesap sorarken değil, hesap verirken de göstermek zorundayız.

 

Dinî referanslarımız içerisinde kendisine çok atıf yaptığımız Hazreti Ömer'in hayatından atıflar yaparak bugünün hassasiyetine konu olacak bir sürü örneğini hatırlatarak siyaset yapıyoruz. Ganimetten düşmüş paydan üstüne bir gömlek diktirdiği için "Biz gömleği yarım giymişken senin üstündeki tam gömleğin hesabı nedir?" diye soran ashaba cevabını kendi çocuğundan veren bir anlayışla siyaset yapıyoruz, yapıyorsunuz. Dolayısıyla hesabını vermek zorunda olduğunuz şey şudur: Adalet sadece kendi yakınlarınızı, kendi siyasi vizyonunuza yakın olanları muhafaza etme gücü hâline gelmemelidir. Adalet hasımlarınızın bile gönül rahatlığıyla "Benim hakkım yenmeyecek, burada Türk adaleti diye bir şey vardır." diye başvurabildiği mekanizmanın adıdır.

 

İnşallah, Türk milletinin, Türk devletinin istikbaline dair göstermiş olduğumuz 15 Temmuzdaki irade, ilanihaye bizim varlığımızın, ilanihaye bu topraklardaki istinadımızın delilidir.

 

Ben, sözlerime nihayet verirken millet iradesine ömrünü vermiş, millet iradesi örselenmesin diye ömrünü vermiş ve milletin vedasında hüsnü şehadet ettiği bir kahramanın sözüyle dünyanın bütün şer odaklarına irademizi beyan etmiş olayım, Muhsin Yazıcıoğlu'nun sözünü anayım: "Kan dökmeyi seven bir millet değiliz ama mevzubahis olan vatansa dünyanın şah damarını keseriz." Dolayısıyla, bu irademizle bu topraklardayız, devletimizin, milletimizin istikbaline kasteden herkes milletimizden bu iradeyi görecektir. Millet, devletini de böyle görmek istemektedir.



Haber okunma sayısı: 132

Yazdır

YORUM EKLE

Yorum Başlığı

Yorum

YORUMLAR

  • Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun.

DİĞER HABERLER

iyi-partiden-o-iddialara-aciklama

İYİ Parti'den o iddialara açıklama

16 Ağustos 2019 Cuma 00:53
ne-varsa-paylasmaya-haziriz

Ne varsa paylaşmaya hazırız

15 Ağustos 2019 Perşembe 19:23
sahlanisa-gecen-ekonomi-degil-issizlik

Şahlanışa geçen ekonomi değil, işsizlik

15 Ağustos 2019 Perşembe 19:13
vay-haysiyetsiz-serefsizahlaksiz-adam

Vay haysiyetsiz, şerefsiz,ahlaksız adam

15 Ağustos 2019 Perşembe 18:47
akpli-buyuksehirde-torpil-rekoru-

AKP'li büyükşehirde torpil rekoru

15 Ağustos 2019 Perşembe 18:28

ÜLKE GÜNDEMİ

Devlet Tiyatrolarında yasaklanan oyun çok

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Gamze Akkuş İlgezdi, 2002'den bugüne

İYİ Parti'den o iddialara açıklama

Son günlerde yapılan karşılıklı açıklamalarla parti içerisindeki demokrasiyi işleten İYİ Partililerden

Ne varsa paylaşmaya hazırız

Kurban Bayramı boyunca İstanbul’un birçok noktasında vatandaşlarla buluşan, devam eden projeleri inceleyen ve

Ebeveynlerin internetteki korkusu Siber zorbalık

Çocuklar teknoloji ile artık çok erken yaşta tanışıyor. Anne babaları en çok endişelendiren konuların

Denge ve denetimi biz sağlayacağız

İYİ Parti İstanbul İl Başkanı Buğra Kavuncu, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde (İBB) yer alan İYİ

FETÖ'nün şirketleri, bakın kimlere yaradı

FETÖ bağlantılı olduğu gerekçesiyle el konularak TMSF'ye devredilen şirketlere AKP'li eski belediye

İSTANBUL - HAVA DURUMU

ISTANBUL