28 Ocak 2020 Salı

'Bunlar akıllarını saraya kiralamış'

bunlar-akillarini-saraya-kiralamis

Kılıçdaroğlu 3 Ekim Dünya Engelliler Günü'nde toplantıya gelen engelli vatandaşlara "Engelli arkadaşlarımız aramızda. Bizim izlememiz gereken 3 öneri sundular. Buradan ifade ediyorum tüm önerileriniz CHP tarafından takip edilecektir" ifadelerini kullanarak destek verdi. Öte yandan Kılıçdaroğlu, Barış Pınarı Harekatı'nda şehit olan 2 askerimiz için rahmet diledi.
03 Aralık 2019 Salı 19:25

  Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun TBMM CHP Grup Toplantısında yaptığı konuşma şöyle:

 

Değerli arkadaşlarım, engelli arkadaşlarımız aramızda, hepsine hoş geldin diyoruz. Üç öneri, bizim izlememiz gereken üç öneri ifade edildi. Buradan bütün engelli kardeşlerime açık ve net ifade ediyorum. Bütün önerileriniz talepleriniz dilekleriniz Cumhuriyet Halk Partisi tarafından takip edilecektir. 


Efendim sözlerime başlarken, Barış Pınarı Harekâtı bölgesinde Piyade Uzman Çavuş Harun Çınar ile Irak’ta devam eden Pençe 3 Harekâtı sırasında Sözleşmeli Er Alparslan Kurt şehit oldular. Şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyoruz, ailelerine geçmiş olsun dileklerimizi, başsağlığı dileklerimizi iletiyoruz. Bütün şehitlerimizin, yakınlarının, gazilerin ve ailelerinin yanında olacağımızı hemen hemen her ortamda ifade ediyoruz. Kahraman Türk Silahlı Kuvvetlerinin de teröre karşı vermiş olduğu mücadeleyi her zaman her ortamda dile getiriyoruz ve destekliyoruz.

Değerli arkadaşlarım, bu grubumuzda ağırlıklı olarak engellilerin sorunlarını dile getireceğim. Ama izin verirseniz önce, bir süredir unuttuğumuz, ama geçen salı günü bir şekliyle Erdoğan’ın hatırlattığı bir olaya değinmek isterim, Man Adası olayına. Demişti ki, “Man Adası dolayısıyla doğruları söylemedi, mahkemeye gitti, tazminat davalarına mahkum oldu Kılıçdaroğlu” diye. Yine söylüyorum, bir daha söylüyorum, herkesin huzurunda söylüyorum, adaletin huzurunda söylüyorum; söylediğim her cümle, kullandığım her belge yüzde yüz doğrudur, zaten hiç kimse de bu belgeleri yalanlamadı. Hiç kimse!




Olay neydi hatırlatayım, unutuluyor. Olay şuydu, aslında Erdoğan’a teşekkür ediyorum tekrar bu olayı gündeme getirdiği için, Man Adasında 1 Sterlinlik bir şirket kuruldu, sermayesi 1 Sterlin. Yani bugünkü parayla 7 lira 44 kuruşa kurulan bir şirket. Kim kurar? Sıtkı Ayan. Bir süre sonra bu 1 Sterlinlik şirketi Kazım Öztaş’a devreder. Bir süre sonra, devirden sonra, 15 milyon dolarlık bir ticaret oluşur, bir ticaret trafiği bir para trafiği oluşur. Bunun tamamını ilgili bankanın dekontlarını okuyarak, artı paranın yurtdışındaki muhabir bankaya giden paranın swift kayıtlarını açıklayarak kamuoyuna duyurmuştum.


Oğlu, Erdoğan’ın oğlu Burak Erdoğan’ın aldığı para 1 milyon 450 bin dolar, 4 Ocak 2012’de de 2 milyon 300 bin dolar. Sordum, bu para niye geliyor? Bu para neden gitti ve neden geldi? Kardeşi Mustafa Erdoğan 15.12.2011’de 2 milyon 500 bin dolar, 26.12’de 1 milyon 250 bin dolar. Eniştesi Ziya İlgen 2 milyon 500 bin dolar, 26.12.2011’de 1 milyon 250 bin dolar. Dünürü Osman Ketenci 1 milyon 250 bin dolar, tekrar aynı şekilde 1 milyon para daha gidiyor ve tekrar geliyor. Eski özel kalem müdürü Mustafa Gündoğan, o da 1 milyon 250 bin dolar, sonra da 250 bin dolarlık bir para trafiği daha var. Bunların tamamını banka kayıtlarını açıkladık, dekontlarını açıkladık. Muhabir bankayı, New York’a paranın swift kayıtlarıyla nasıl gittiğini, oradan nasıl döndüğünü de açıkladık. Götürdük belgelerin tamamını Ankara’da savcıya teslim ettik. Sahtedir dediler. Savcı inceledi, bankaya sordu, muhabir bankalara sordu, belgelerin tamamı doğru. Erdoğan ne diyordu? “İspat edersen cumhurbaşkanlığını bırakırım” diyordu. Bırakamıyor. Yüzde yüz doğru mu? Yüzde yüz doğru. Bırakamıyor, ne yapacak? “Senin hakkında dava açacağım” dedi, aç ne olacak yani. Açtı davaları.


Nasıl dava açtı yalnız? Davayı açtı, davanın düştüğü mahkemenin hâkimlerini değiştirdi. Namuslu, dürüst, ahlaklı, hukuku bilen hâkimleri görevden aldı, yerine militan hâkimleri tayin etti. O hâkimler de beni cumhuriyet tarihinde görülmemiş büyüklükte tazminata mahkum ettiler. Ne dedi? Bak gördünüz mü, haklı olsaydı tazminata mahkum olmazdı. Ama ben haklıyım, Allah’ın huzurunda da ben haklıyım, tüyü bitmemiş yetimin huzurunda da ben haklıyım.


Erdoğan ailesinin bu dümenini açıkladım doğru; damat var, dünür var, enişte var, oğul var, hepsi var. Şu soruyu sordum, bu para trafiği nedir? Erdoğan bir açıklama yaptı. Bu bir şirket satışıdır dedi. Demek ki doğru, o da doğruladı, ama hâlâ istifa etmiyor. O da doğruladı. Şu soruyu sordum: Bu şirket hangi şirket? Nasıl olur da 1 Sterlinlik, yani 7 lira 44 kuruş sermayesi olan bir şirket 15 milyon dolarlık bir şirketi satın alır, nasıl oluyor bu iş? Bunun cevabını şu ana kadar almış değilim. 82 milyonun huzurunda yine soruyorum: Bu şirket hangi şirket? Senin ailenin 15 milyon dolarlık gelirini elde etmesine yol açan bu şirket hangi şirket?


Ben açıklayayım, şirketi değil, bu dümeni niçin çevirdiklerini. Türkiye Cumhuriyeti Devletine vergi ödememek için. Bir daha söylüyorum, Türkiye Cumhuriyeti Devletine vergi ödememek için Man Adasında bir uyduruk şirket kuruluyor, ona bir başka şirket mallarını satıyor, dolayısıyla Türkiye’ye gelen para için beş kuruş vergi ödenmiyor. Esnaf vergi ödüyor, çiftçi vergi ödüyor, asgari ücretli vergi ödüyor, sanayici vergi ödüyor, herkes vergi ödüyor Erdoğan ailesi Man Adasındaki bu kumpas dolayısıyla beş kuruş vergi ödemiyor.


Şimdi yine soruyorum: Sen Türkiye Cumhuriyeti Devletine vergi ödememek için bu kumpasları kuranları baş tacı ediyorsun da, esnafı niye perişan ediyorsun, çiftçiyi niye perişan ediyorsun? Ben bunu sorunca yeniden tazminat davası açacaklar. Açmazsanız namertsiniz, açmazsanız! Ben bunu söylemezsem tüyü bitmemiş yetimin hakkını kim savunacak, fakirin fukaranın hakkını kim savunacak? 15 milyon doları alır götürürsün beş kuruş vergi vermemek için. Tazminata mahkûm edecekmiş! Bütün davaları kazanacağım. Adalet burada olmasa bile dünyada adalet vardır, milletin vicdanında adalet vardır.


Sanıyor ki, ben para pul işinden çok korkarım. Benim parayla pulla işim yok, Dolar’la Euro’yla benim işim yok. Benim işim ne? Birisi açsa o iş benim işimdir, onun derdini ben dile getireceğim. Hem cumhurbaşkanlığı koltuğunda oturacaksın, hem Türkiye Cumhuriyeti Devletine beş kuruş vergi vermemek için kumpaslar çevireceksin. Ben bunu söyleyince de hâkimlerin aracılığıyla bana gözdağı vermeye kalkacaksın. O hâkimlere de meydan okuyorum ben, o hâkimlere de! Sizde hâkimlik kimliği yok zaten, hâkimlik ahlakı yok sizde. Onlar da versinler mahkemeye, sanıyorlar biz çekineceğiz. Tüyü bitmemiş yetimin hakkını sonuna kadar savunacağım değerli arkadaşlarım. Man Adasını yeniden hatırlattığı için de Erdoğan’a teşekkür ediyorum.


Efendim biliyorsunuz ben 15 Temmuz şehit ve yakınlarının ve gazilerinin davalarını ve toplanan paraları ısrarla soruyorum “nereye gitti bu paralar?” diye. 309 milyon lira para toplandı, güzel… Nereye gitti bu paralar?


Cumhuriyet güzel bir gazetecilik örneği yaptı. Biliyorsunuz Beşiktaş’ta bir patlama olmuştu 2016 yılında, 39’u polis, 7’si sivil 46 vatandaşımız hayatını kaybetmişti. Onlar için de bir bağış kampanyası açıldı. O para ne oldu? Toplanan para 52 milyon lira. 39’u polis, 7’si sivil 46 vatandaşımız terör dolayısıyla hayatını kaybetti. Bağış kampanyası açtılar, 52 milyon lira para toplandı. Soruyorum bu para nereye gitti? 15 Temmuz şehit ve gazileri için para topladılar 309 milyon lira, soruyorum bu para nereye gitti?


Bir belgeyi size açıklamak isterim değerli arkadaşlarım; 15 Temmuz şehit ve gazileri için değil de bu 46 vatandaşımızın hayatını kaybettiği, 2016’daki terör saldırısında hayatını kaybettiği bir aileye çocuğunu kaybetti diye terör mağduru diye aylık bağlıyorlar. Aylık diyeceksiniz ki herhalde bir 3-4 bin ya da 5 bin lira filandır diyeceksiniz, aile mağdur bağlanmıştır diye. 121 lira 96 kuruş. 52 milyon lira para topluyorlar, bağladıkları aylık 121 lira 96 kuruş!


Evet, şimdi sarayda oturanlara seslenmek isterim. Sizde vicdan var mı? Sizde ahlak var mı? Sizde namus kavramı nedir Allah aşkına, nedir bu namus kavramı? Çocuğunu kaybetmiş aylık bağlıyorlar, Allah aşkına 121 lira 96 kuruş. Bütün annelere sesleniyorum bütün annelere, hangi partiden hangi kimlikten hangi inançtan olursa olsun bütün annelere sesleniyorum, bütün annelere! Anne çocuğunun üzerine titrer, terör dolayısıyla bir anne çocuğunu kaybetmişse, ona eğer 121 lira aylık bağlanıyorsa bütün annelerden istirhamım şudur: Bu sarayda oturanlara bir ders verin Allah aşkına, bir ders verin bunlara! Bir elleri yağda, bir elleri balda, aile boyu malı götürüyorlar aile boyu! Milyon dolarla oynuyorlar. Açlık nedir, yoksulluk nedir, sefalet nedir, elektrik nedir, doğalgaz nedir bunların hiçbirisini bilmiyorlar. Evladını kaybeden anneye bağladıkları aylık 121 lira! 52 milyon da para topluyorlar, milletin bağışıyla para topluyorlar. Diyorlar ki, bunu sorma. Niye sormayacağım? Ben sorunca kızıyorlar. Zaten siz kızın diye ben bunları dile getiriyorum. Tüyü bitmemiş yetimin hakkını Allah’ın huzurunda da, milletin huzurunda da soracağım.

Tank Palet Fabrikasını da sormuştum. Sevgili anneler, bu Tank Palet Fabrikasının değeri kaç lira biliyor musunuz? 20 milyar dolar. Avrupa’nın en büyük tank entegre tesisi, Avrupa’nın en büyük! Bunu da verdiler Katar’a ve Erdoğan’ın akrabalarına verdiler. Geçen bir soru sormuştum Erdoğan’a, bu Talip Öztürk kimdir diye. Kim bu Talip Öztürk? Erdoğan ailesi Türk Savunma Sanayini ele geçirmeye çalışıyor. Bir daha söylüyorum, ciddi bir iddia, bütün belgeleri olan bir iddia; Erdoğan ailesi, enişte, dünür, oğul, hala oğlu, dayı oğlu neyse, Erdoğan ailesi Türk Savunma Sanayini ele geçirmek istiyor. BMC’nin ortaklarından birisi de bu, Tank Palet Fabrikasını verdiler.


Bunu satmadılar ben de biliyorum, satsalar para alacaklar; 1 lira, belki 5 lira 10 lira, 100 milyon dolar alacaklar para… Satış yok, kiralama? 25 yıllığına veriyorsun, kiralama? O da yok, çünkü kiralasa kira parası alacak, ihaleye çıkması lazım. İhalesiz 25 yıllığına Ethem Sancak’ın BMC’sine veriyorlar. Ethem Sancak çantacı arkadaşlar, asıl Erdoğan ailesidir burada. Talip Öztürk… Asıl burada ele geçiren Erdoğan ailesidir. Bedava veriliyor, 25 yıllığına bedava veriliyor.

Her sözüme laf yetiştirirdi, “Talip Öztürk” dedim dut yemiş bülbül gibi sesi çıkmıyor. Daha arkası gelecek bunların, Erdoğan ailesinin bu devletten nasıl beslendiğini bütün millete anlatacağım. Bedeli ne olursa olsun, ne yaparlarsa yapsınlar ben bunları anlatmak zorundayım.


Bizim siyaseti zenginleşme aracı olarak gören bir siyaset anlayışına ihtiyacımız yok. Bizim ihtiyacımız namuslu siyasetçiler, halka hizmet eden siyasetçiler. Eğer bir siyasetçi halka değil de ailesine hizmet ediyorsa, devletin en büyük fabrikalarını kendi ailesine, ailesinin ortak olduğu yakınlarına beş kuruş para almadan veriyorsa, bunun adı peşkeş çekmektir.

Katar ordusuna verdiler. Niye veriyorsunuz Katar ordusuna? Bana gösterin, dünyanın hangi ülkesinde bir silah fabrikası yabancı bir orduya verilir? “Bunun adı vatana ihanettir” dedim, dava açtılar. Açmazsanız namertsiniz, onu da ispat edeceğiz!


Dedim ya, kimin bir derdi varsa, o dertlere derman olmak bizim görevimizdir; kimin bir sorunu varsa, o sorunu dile getirmek bizim namus borcumuzdur. Biz derdi olanın siyasi görüşüne bakmayız, derdi olanın kimliğine bakmayız, derdi olanın inancına bakmayız, derdi olanın yaşam tarzına bakmayız, kimin derdi varsa ve çözülmesi gerekiyorsa çözüm önerileriyle beraber onları dile getirmek bizim görevimizdir. Biz bunları yapıyoruz ve yapmak zorundayız. Bunları yapacağız.

Hürriyet Gazetesinin 45 çalışanını işten attılar, çıkardılar. Niçin? Efendim işletmesel nedenlerle. Aslında gerçek neden sendikalı oldukları için, sendika kurmak istedikleri için. Anayasanın 51.maddesini okuyayım Allah aşkına. Yani Anayasada var, ama fiilen Anayasa da uygulanmıyor. “Çalışanlar ve işverenler, üyelerinin çalışma ilişkilerinde ekonomik ve sosyal hak ve menfaatlerini korumak ve geliştirmek için önceden izin almaksızın sendikalar ve üst kuruluşlar kurma, bunlara serbestçe üye olma ve üyelikten serbestçe çekilme haklarına sahiptir.” Doğru. Hiç kimse bir sendikaya üye olmaya ya da üyelikten ayrılmaya zorlanamaz. Zorlanıyor, dünya kadar örneği var zaten. Dolayısıyla Anayasa yazıyor bunu, ama hikâye, bu Anayasa da uygulanmıyor.


Bizim üzerinde durduğumuz konu ne? 45 çalışanı attın işten. Doğru, attın. Bunların haklarını ver, bunların aileleri var, çoluk çocuğu var bunların. Bunlar yıllarını verdiler, gazeteye verdiler yıllarını. Gün geldi 24 saat çalıştılar, yağmurdu kıştı fırtınaydı tipiydi borandı demediler haber peşinde koştular, gazete yaptılar bunlar. İşten atıyorum, kıdem tazminatı yok. Niye yok? Yine kızacaklar bana… Ne dedim? Kimin bir derdi varsa, o derdi bu kürsüden dile getirmek benim görevlerimden birisidir ve ben bu görevimi yapmak zorundayım.


Ahilik Haftası her yıl kutlanır. Nerede? Kırşehir’de. Gidilir… Ahi Evran İran Horasan’dan Türkiye’ye gelen değerli bir mutasavvıf, Türkiye Diyanet Vakfının İslam Ansiklopedisinde şöyle bir bölüm var: “Şeyhlerinin Ali Baba unvanını aldığı Kırşehir’deki Ahi Evran Zaviyesi, Osmanlılarda Türk debbağlarının –yani dericilerinin- ve zanaat erbabının manevi merkezi durumundaydı.” Türbesi de zaten orada. Esnafların pir olarak kabul ettiği, esnafların uymaları gereken etik değerleri belirlediği kişidir Ahi Evran. Ahi Evran sadece bizim dünyamızda değil, bütün dünyada saygı duyulan bir kişidir. Emeği vardır, alın teri vardır. Dürüstlükten söz eder, kinden nefret eder. O nedenledir ki, bir esnafın dükkânında kavga çıktığı zaman onları barıştıran ana aktör esnaftır. Esnafın da etik değerleri vardır. O etik, ahlaki değerleri belirleyen Ahi Evran’dır.


Her yıl Ahi Evran dolayısıyla Kırşehir’de Ahilik Haftası düzenlenir. Fakat gelin görün ki, Kırşehir Belediye Başkanlığını Cumhuriyet Halk Partisi aldı. Bunları bir telaş aldı, Ahi Evran’ı nerede kutlayacağız? Kırşehir’de kutlasalar, orada belediye başkanı CHP’li, ne yapalım? Konya’ya alalım. Konya’da kutladılar Ahi Evran’ı. Allah aşkına akıl var mantık var. Şimdi ben merak ediyorum, İstanbul’un fethini nerede kutlayacaklar? Herhalde İstanbul’un fethini de Bursa’ya alırlar, herhalde öyle anlaşılıyor, başka nereye alacaklar?

Siyaseti bu kadar düzeysiz bir noktaya getiren anlayışı görüyor musunuz arkadaşlar? Yazıktır günahtır bu memlekete. Ahi Evran bizim ortak değerimizdir. Sadece benim değil, benim gibi düşünmeyenlerin de ortak değeridir. Ahi Evran’dan hepimiz biraz nasibimizi almak isteriz, güzel sözlerini bilmek isteriz, öğrenmek isteriz. Bütün esnaf için çok değerlidir, çok kıymetlidir, tarihi bir şahsiyettir. Tasavvuf dünyasının en önemli unsurlarından aktörlerinden birisidir. Hacı Bektaşi Veli’nin, Yunus Emre’nin çağdaşıdır. Nasıl oluyor da, orada bir CHP’li belediye var, o zaman biz Ahilik Haftasını oradan alalım Konya’ya getirelim... Ben merak ediyorum gerçekten, İstanbul’un fethini nereye götürecekler? Siz de merak edin, hep beraber merak edelim, nerede kutlayacaklar?

Efendim arkadaşımız Turan İçli Engelliler Günü dolayısıyla burada kısa ve özlü bir konuşma yaptı. Taleplerini dile getirdi, bu taleplerin yerine getirilmesini istediler. Engelliler bizim dünyamızın bir parçasıdır ve hepimiz her an engelli olabiliriz. Kaza geçirebiliriz, başka şeyler olabilir, hayatımızı bir engelli vatandaş olarak da sürdürmek zorundayız.


Sosyal devletin temel unsurlarından birisi, herkese sosyal güvenliği vermektir. Ama Anayasamız engelliler için özel bir düzenleme yapmış. 61.maddesi diyor ki, sosyal güvenlik bakımından özel olarak korunması gerekenler, “Devlet sakatların korunmalarını ve toplum hayatına intibaklarını sağlayıcı tedbirler alır” diyor. Devletin aldığı tedbirler hangileri? Az önce Turan Başkan konuşurken dedi ki, “devlette engelli kadroları var, boş kadro var doldurulmuyor.” Ben de biliyorum, boş kadrolar var doldurulmuyor.


Örnek vereyim size değerli arkadaşlarım, devlette 14 bin engelli kadrosu boş şu anda. 6 bin 167 kişilik engelli kadrosu Milli Eğitimde boş, 1606 engelli kadrosu Diyanet İşleri Başkanlığında boş, 506’sı Adalet Bakanlığında boş, toplam 14 bin engelli kadrosu doldurulmuyor. Parlamento görevini yapmış mı? Evet yapmış. Yasa çıkarmış mı? Evet, yasa çıkarmış. Diyor ki, “kamuda ve özel sektörde en az şu kadar engelli çalıştıracaksın” diyor. Oranlarını da vermiş. Halkı savunduğunu, halkı koruduğunu, engelliden yana olduğunu izleyen ya da söyleyen bir politika, yani AK Parti iktidarları, yani saray iktidarı neden 14 bin engelli kadrosunu boş tutuyor? Neden bunlara istihdam alanı yaratmıyor? Kanun çıkmış, doldurmak zorundalar. Binlerce engelli var iş istiyor, gelip bize yalvarsın diyorlar. Engelli size niye yalvaracak? Engelli de çalışmak istiyor, alın teri dökmek istiyor, geçinmek istiyor, o da mutlu bir hayat sürdürmek istiyor, sosyal devletin nimetlerinden yararlanmak istiyor, ama tam tersini yapıyorlar. Dolayısıyla engelliye bu haklar sağlanmıyor.


9,5 milyona ulaşan bir engelli sayımız var. Bu konuda sağlıklı ve tutarlı, özellikle son 10 yıldır ciddi bir çalışma da yok. Engelliyi hayatımızdan atacak mıyız, engelliyi toplum olarak kucaklayacak mıyız? Dünyanın her ülkesinde engelliler var. Dünyanın her ülkesinde engelliler için pozitif düzenlemeler vardır. Biz de yapmışız, kanun çıkarmışız, en az şu kadar engelli istihdam edeceksin demişiz. 17 yıldır iktidardalar, engelli kadrolarını doldurmuyorlar niçin? Kanun çıkmış, engelli çalıştıracaksın diyor, niye çalıştırmıyorsun kardeşim, niye engel oluyorsun? Dolayısıyla ne görürlerse görsünler, bundan sonra bütün engellilerden ricamdır, artık bu iktidara ders vermenin zamanı gelmiştir.


Engelliler Konfederasyonunun 2018 yılında Birleşmiş Milletlere sunduğu bir rapor var. O rapordan sadece üç bölümü okuyacağım, üç cümle: “Türkiye Cumhuriyeti Devleti Engelli Hakları Sözleşmesiyle ilgili olarak hazırlamakla yükümlü olduğu ilk ülke raporunun hazırlanma sürecine sivil toplum örgütlerini dahil etmemiştir” diyor. Ben söylesem kıyamet kopacak, “siz gittiniz bizi Birleşmiş Milletlere ihbar ettiniz” diyecek. Engelliler Konfederasyonunun hazırladığı rapor... Sivil toplum örgütlerinin dahil edilmemesi ne demektir? Engellileri dikkate almadan sarayda oturmuşlar beyler kendilerine göre bir rapor yazmışlar. Engelli hiç önemli değil.


Bir başka belirleme: “Türkiye’de engelli çocukları da kapsayacak biçimde, çocuğun yüksek yararını gözeten, engelli çocukların gelişimlerini destekleyen, onların topluma tam ve eşit katılımlarını sağlamayı amaçlayan, ayrımcılıktan uzak, bütüncül ve kapsayıcı devlet politikaları olmadığını üzülerek söylemek zorundayız.” Kim söylüyor? Engelliler Konfederasyonu söylüyor, ayrımcılık var diyor. Ben engelliyim diye beni neden toplumun dışında tutuyorsun ve beni neden dışlıyorsun?


Üçüncü nokta: “Eğitimde erişilebilirlik koşulları sağlanmadığından, engelli bireylerin okuldan ayrılma oranları yüksektir. Engellilerin ömür boyu eğitim hakkı Anayasayla korunsa da, zorunlu eğitim sürecinde genel eğitim içinde kalmalarını sağlayacak politikalar yoktur.”


Evet, engelliler bir anlamda toplumdan dışlanıyorlar. Ama benim de bütün engellilere sözüm var. Sizi bu ülkenin birinci sınıf vatandaşı kılmak benim boynumun borcudur. Neden biliyor musunuz engelli kardeşlerim? Benim saray merakım yok, benim dolar merakım da yok, benim para merakım da yok. Ben mütevazı bir ailede yetiştim, mütevazı bir hayatım var benim. Malı götürmek gibi, ceplerim dolar dolsun, efendim çocuklarım ailem işte bilmem mal mülk edinsin gibi... Alın terinden daha değerli bir şey yoktur, millete hesap vermenin onurunu yaşıyorum. Allah da haram lokmayı boğazımızdan aşağıya indirmesin, onu da söyleyeyim.


Tabii engelliler bütün engellere rağmen dünya çapında güzel başarılar elde ediyorlar. Down Sendromlular Dünya Judo Şampiyonasında Talha Ahmet Erdem ve Doğukan Coşar altın madalya kazandılar. İkisini de yürekten kutluyor, gözlerinden öpüyorum. Türkiye’ye ilk altın madalyayı getirdiler. Demek ki, engelli demekle beraber, engelli aslında imkân sağlandığı zaman önündeki bütün engelleri kaldırabilecek potansiyele sahiptir. Aslında engelli olan onlara engel çıkaranlardır, onlar çıkarıyorlar. Yoksa engellinin- elbette herkes engelli, ben de gözlük takıyorum, gözlük takmadığım zaman iyi okuyamıyorum- ama bütün sorun ne? Benim rahat yaşayabileceğim, gelir elde edebileceğim bir süreci yakalamaktır. Bunu yaptığımız zaman zaten bir sorunumuz olmaz. Engelli çalışmak istiyor, engelli üretmek istiyor, engelli bir başkasına muhtaç olmak istemiyor, engelli birisinin avucuna bakmak istemiyor. Engelli diyor ki; iş verin, ben çalışacağım, üreteceğim, alın teri dökeceğim, helal para kazanacağım, kendime bakacağım, benim de sigortam olsun. Siz engel oluyorsunuz. Diyorsunuz ki hayır, sen bekle başkaları kazansın, başkaları köşeyi dönsün, başkaları malı götürsün. Onun malı götürme gibi bir şeyi yok, sadece çalışmak istiyor, sadece üretmek istiyor, sadece kazanmak istiyor, sadece alın terinin karşılığını almak istiyor. Ahmet Can Topal da kendi kategorisinde o da gümüş madalya kazanmış. Talha’ya, Doğukan’a ve Ahmet Can’a yürekten teşekkür ediyoruz bayrağımızı göndere çektikleri için. Onlara hocalarına, ailelerine de şükran borçluyuz.


Efendim bir torba yasa gelmişti, torba yasa parlamentoda görüşülürken, termik santrallerle ilgili de düzenleme vardı. Bizim arkadaşlarımız itiraz ettiler. Dediler ki, bu termik santrallerde, yani kömürle çalışan santrallerde çevre kirliliği var, bakın orada çok sayıda hastalık oluyor, insanlar hayatını kaybediyor, kanser hastalıkları daha fazla bu bölgelerde yayılıyor. Bunlara baca takın, dolayısıyla bu sorunu çözün, süresi doldu bunların. Dinlemediler, dediler ki hayır, 2,5 yıl da erteledik, 2,5 yıl erteliyoruz, 2,5 yıl içinde takabilirsiniz diye.


Erdoğan bunu veto etti. Edebilir, veto ettiği için de memnunuz onu da söyleyeyim. Veto ettiği için de memnunuz. Veto ettiği için de teşekkür ederim. Bakın doğruya doğru, yanlışa yanlış. Ama benim merak ettiğim şu: Burada el kaldırıp, bu illa geçsin diyenler birdenbire döndüler “yaşasın Reis, bravo Reis” demeye başladılar. Sen dün diyordun ki, ben buna evet diyeceğim, şimdi birdenbire hayırcı oldun, yani CHP’nin saflarına geldin. Ama öyle CHP’li istemiyoruz biz, saraydan talimat alan CHP’li istemiyoruz.


Bunlara ne denir biliyor musunuz? Akıllarını saraya kiralamış kişiler denir. Bunların bağımsız iradeleri yok. Erdoğan demiş ki büyük bir ihtimalle, gel sen buna evet de sonra ben bunu veto edeyim, sen beni göklere çıkar, ondan sonra ne kadar güzel bir iş yaptık de, yani iyi polis-kötü polis. Olmaz arkadaşlar, olmaz! Parlamentonun saygınlığına düşen bir gölgedir. Bunun baş aktörlüğünü de Kahramanmaraş AK Parti milletvekili yapıyor. Bizim milletvekilimiz Ali Öztunç buna hayır dedi, defalarca gitti, çevre kirliliği var dedi, kanser hastalıkları yayılıyor dedi. Bütün ziraatçılar çiftçiler şikâyetçidir dedi, hepsini anlattı, hayır oyunu kullandı. Şimdi onlar daha baskın çıktılar. Onlar diyorlar ki yaşasın Reis, sen bizim talebimizi yerine getirdin. Senin talebin hayırdı, o da evet dedi, ne diyeceğiz şimdi?

Bir milletvekilinin iradesini parlamentoda özgürce kullanması temel kuraldır. Ama bir milletvekili iradesini saraya kiralamışsa, bu tür açmazlarla karşılaşabilir. Biz iradesi saraya kiralanmış milletvekilleri istemiyoruz. Milletin vekilleri olmasını istiyoruz. Onlar milletin vekilleri değil, sarayın vekilleridir, saray ne derse ona göre el kaldırıp indiriyorlar. Onlar sarayın parlamentodaki 19 Mayıs hareketlerini yapan kişileridir, milletvekilleridir.


Peki, bunu veto etti Erdoğan, güzel. Kombassan zedeler vardı, onları niye veto etmedi. Bu insanlar Almanya’da yıllarca alın teri döktüler, para biriktirdiler. Buradan bazı beyler gitti, camilerde topladılar bunları. Dediler ki, bize para verin, uçak fabrikası kuracağız, helikopter fabrikası kuracağız, akıllarına ne gelirse hepsini söylediler. Dünyanın parasını topladılar getirdiler Türkiye’ye, parayı hortumladılar, Almanya’daki binlerce kişi perişan oldu, alın terleri yok oldu gitti. Dava açtılar, avukat tuttular, davaların sonunda nihayet adalet tecelli etti paralarını alacaklar. Bu sefer Meclise bir kanun getirdiler, sana para vermiyoruz. Niçin? Sana hisse senedi vereceğiz. Peki, iflas etse ne olacak? Onu veto etmiyor. Niçin? Hortumculardan yana oy kullandı da ondan, hortumculardan yana tavır aldı da ondan.


Buradan açık ve net çağrı yapıyorum; Almanya’da kendilerine İslami sermaye denilen, aslında hortumcu olan bu gruba oy vermeye tenezzül etmeyin, oy vermeyin, bu hortumcuları destekleyenlere oy vermeyin, hortumcuların yanında durmayın, sizin alın terinizi çaldılar, çoluk çocuğunuzun rızkını yediler. Erdoğan onu da veto etmeseydi, onu da götürecektik Anayasa Mahkemesine, bunu da götüreceğiz Anayasa Mahkemesine. Almanya’daki işçilerin hakkını ve hukukunu koruyacağız.


Asgari ücret görüşmeleri başladı. Asgari ücret konusunda bir-iki küçük açıklama yapayım. Anayasal bir kurum aslında asgari ücret; kişiyi koruyor. Kişinin emeğini koruyan, alın terini koruyan bir anayasal düzenleme var. 55.madde diyor ki, “ücret emeğin karşılığıdır. Devlet çalışanların yaptıkları işe uygun adaletli bir ücret elde etmeleri ve diğer sosyal yardımlardan yararlanmaları için gerekli tedbirleri alır.” Adaletli bir ücret elde etmeleri ve diğer sosyal yardımlardan yararlanmaları için gerekli tedbirleri alır. Bu tedbirlerden biri de asgari ücret, “kimse asgari ücretin altında insan çalıştıramaz” diyor.


Güzel bir şey oldu, tam 39 yıl sonra üç işçi sendikası konfederasyonu bir araya geldi. 39 yıl sonra asgari ücret konusunda ortak politika belirlemek için bir araya geldiler. Bunu ben işçi sınıfının hareketi açısından çok değerli buluyorum. Çünkü her konfederasyonda işçiler var ve bu işçilerin hakları var ve bu hakları savunacak olan sendikalar ilk kez 39 yıl sonra bir araya geldiler. Hep birlikte göreceğiz. Kaç kişinin hakkını savunacaklar? 6,5 milyon asgari ücretli var, öyle ifade ediliyor. 6,5 milyon asgari ücretlinin hakkını savunacaklar.


Peki, asgari ücret nedir? Ne diyoruz, yani asgari ücretten neyi kastediyoruz? O da tanımlanmış aslında bir yönetmelikte. Asgari ücret şu: Asgari ücret işçilere normal bir çalışma günü karşılığı ödenen ve işçinin gıda, konut, giyim, sağlık, ulaşım ve kültür gibi zorunlu ihtiyaçlarını günün fiyatları üzerinden asgari düzeyde karşılamaya yetecek ücreti ifade eder. Demek ki gıda, konut, giyim, sağlık, ulaşım ve kültür gibi ihtiyaçlarını asgari düzeyde karşılayacak ücrete biz asgari ücret diyoruz.


Verdiler, ne kadar? 2 bin 20 lira şu anda. Açlık sınırı 2 bin 20 liradan fazla, 2 bin 100 küsur lira; yani şu anda asgari ücret dedikleri rakam açlık sınırının altında. Son bir yılda gıdaya gelen zam yüzde 54, 1 liraya aldığınızı 54 liraya almaya başladınız. Elektriğe gelen zam yüzde 71, doğalgaza gelen zam yüzde 58 değerli arkadaşlar, devletin enflasyonu da yüzde 22,58.

Bir araya geldiler, dediler ki asgari ücreti belirleyeceğiz. Türk-İş’in yaptığı araştırma, 2 bin 578 lira asgari ücret olsun diyor. Aslında normali bunun 2 bin 600 lira civarında olması gerektiğidir. Çünkü 22,58 zaten enflasyon var, artı üstüne bir de kalkınmadan pay vereceksin, büyümeden pay vereceksin hedef yüzde 5, onunla da 2 bin 600 lira civarında bir para ediyor.


Ama ben adım gibi eminim, sendikalara şunu söyleyecekler. İstiyorsunuz haklısınız, ama para yok diyecekler. Bak bütçenin halini görüyorsunuz para yok, para olsa size vereceğiz. Bizim sendika başkanları da umarım bu palavraya inanmazlar. Ne demek para yok? İşçiye gelince mi para yok? Beşli çeteye gelince dünyanın parası var, her türlü parayı veriyorsun, işçiye gelince para yok. Niye yok!


Örnek vereyim, dün parti sözcümüz açıklama yaptı, Osmangazi Köprüsüne “Deli Dumrul köprüsü” dedi. Doğru, Deli Dumrul köprüsü yaptılar. Biz defalarca dedik, “köprüyü yaptın tamam eyvallah, hastane yaptın eyvallah, havaalanı eyvallah, peki kaça yaptın bunları?” Onu kimse bilmiyor, kaça yapıldığını kimse bilmiyor. Milletin cebinden yapacaksın, ama kaça yaptığını açıklamayacaksın. Çünkü hortuma büyük paralar gitmiş. Diyor ki Bakan Osmangazi Köprüsü için, “evet biz Osmangazi Köprüsünde şu anda garantinin yüzde 25’i kadar para topluyoruz” diyor. Yani verdikleri garantinin yüzde 25’i kadar para alıyorlar, yüzde 75’i bir yerde duruyor. “Nedenini de soracak olursanız, aslında Osmangazi Köprüsünden de garanti ettiğimiz trafik kadar trafik geçiyor, ama pahalı. İşte döviz üzerinden yaptığımız için, bunları vatandaşımıza bu kadar yüksek miktarda para ödememek için ücreti üçte bir seviyesine indirdik” diyor. Yani diyor ki, bir fiyat verdik, garanti fiyatı verdik, fakat o kadar yüksek ki dolar bazında verdik, fakat bu kadar parayı kimse ödeyemez, üçte bir düşürdük. Ve devam ediyor, “yani şu anda 44,5 dolar almamız gereken köprüden geçiş ücreti olarak 15 dolar artı KDV alıyoruz” diyor. Verdikleri garanti 44,5 dolar.


Peki, 44,5 doları garanti veriyorsunuz, 15 dolar artı KDV geçenden alıyorsunuz. Farkı nereden alıyorsunuz? Bütçeden, yani 82 milyon ödüyor, hepimiz ödüyoruz. Neymiş? Köprü yapmışlar. Al o köprüyü başına çal! Kime yaptın sen bu köprüyü, kimin için yaptın sen bu köprüyü, kime veriyorsun sen bu parayı?


Şimdi ben AK Partili kardeşlerime özellikle seslenmek isterim, onların vicdanlarına seslenmek isterim. Cumhuriyet Halk Partisi olarak yönetime geldiğimizde bu rezilliğe son vereceğiz. Onun altını çizeyim, bu rezilliğe son vereceğiz. O firmaların hepsini tek tek çağıracağız, maliyetlerine tek tek bakacağız. Bunlar kendilerine “biz yerliyiz ve milliyiz” diyorlardı değil mi? Diyelim ki ihtilaf çıktı, nereye gideceğiz? Diyeceksiniz ki Türk mahkemelerine. Yok efendim, karar almışlar, maddeyi de koymuşlar sözleşmeye de, Londra’daki mahkemeler karar verecek. Niye Londra’daki mahkemeler?


Şimdi AK Partiye oy veren kardeşlerime seslenmek benim hakkım değil midir? Bu ülkenin mahkemeleri yok mu? O mahkemelerin büyük bir kısmı Erdoğan’ın emrinde değil mi? Ona rağmen bu beşli çete neden Erdoğan’a güvenip de “sen zaten talimat veriyorsun, istediğin kararı çıkartıyorsun” deyip bizim mahkemelere güvenmediler de neden Londra’daki mahkemelere güvendiler? Çünkü onlar da biliyor ki, Abbas yolcu. Gelenle bizim ihtilafımız çıkacak, o zaman ben çareyi yurtdışında arayayım diyor. İster Londra de, ister Washington de, ister Tokyo de, bu milletin cebinden haksız para alanların burnundan fitil fitil getireceğiz, bu benim görevim.


Bu ekonomide adaletsizlik demek. Hakkari’de oturan adam bu köprüden hiç geçmeyecek, ama ondan da para alıyor. Hem vergi alıyorsun, hem bu köprü için para alıyorsun. Çifte ödüyor, fakir fukara bunu çifte vergi olarak ödüyor. Dolayısıyla adalet aradığımız temel kavram. Adaleti vicdanla süslediğimiz zaman, adaletin ne kadar değerli olduğunu görürüz. Anayasa Mahkemesi adaletle ilgili çok güzel bir karar verdi. Dedi ki, güvenlik soruşturması yapıyorsunuz kusura bakmayın ben bunu iptal ediyorum, böyle saçma şey olmaz, dolayısıyla kimden alacaksınız bu bilgileri, bunların ne şekilde kullanılacağı, bu soruşturmayı kimlerin yapacağı belli değil, bu konuda düzenleme yok, ben bunu iptal ediyorum dedi. Doğru mu? Evet, doğru.


Kanun hükmünde kararnamelerle 125 bin kamu görevlisi işten çıkarıldı. OHAL OHAL komisyonu sadece bunlardan 8 bin 450 kişinin dönüşünü kabul etti. 125 bin kişiden 8 bin 450 kişinin dönüşüne evet bunlar dönebilirler, bunlara haksızlık yapılmış demiştir. Anayasa Mahkemesi bu konuda evrensel hukuka uygun bir karar verdi. Barış Bildirisini imzalayanlar vardı;  406 akademisyen, biliyorsunuz bunların görevlerine son verilmişti. Anayasa Mahkemesinin bu kararı üzerine 406 akademisyen beraat etti. Peki sonuç? 406 akademisyenin, yani hocanın, yani üniversite hocasının görevine başlaması lazım. Görevine başlatmıyorlar.


Şimdi Adalet Bakanına seslenmek lazım, hani adalette reform yapılmıştı, hani mahkeme kararına uyulacaktı? Bu insanların hakları teslim edilecekti? Öyle dramlar var ki, bir dramı anlatayım size değerli arkadaşlarım. Annelere sesleneyim özellikle. Bülent Uçar diye birisi. Bu yetiştirme yurdunda yetişen genç birisi. Aile fakir, büyük bir ihtimalle anne veya babadan birisi yok, yetiştirme yurdunda okuyan birisi. Okuyor, eğitimini alıyor, devlet hastanesinde sağlık personeli olarak çalışmaya başlıyor. Kanun hükmünde kararnameyle görevine son veriliyor, elinden ekmeği alınıyor. OHAL komisyonu bir sürü sonra diyor ki, bir haksızlık yaptık biz buna, görevine iade edelim. Görevine iade edecekler, ama Bülent Uçar kalp krizi geçirmiş ve ölmüştür. Bunlarda vicdan var mı, bunlarda ahlak var mı, bunlarda fakir fukaranın hakkını korumak var mı? Emin olun anlamakta zorlanıyorum.


Birgün Gazetesi hepimizin bildiği bir gazete. Ona da FETÖ’cü soruşturma açtılar. Savcı ne diyor arkadaşlar Allah aşkına; “şüphelilerin-yani Birgün’de yazanların-örgütle hiyerarşik bağlarının olmadığı-yani terör örgütüyle hiyerarşik bağları yok- geçmişte örgüt aleyhine çok sayıda haber yaptıkları anlaşılmıştır.” Zaten karşılardı, onu da söylüyor savcı. Devam ediyor, “toplanan deliller uyarınca kast unsurunun takdiri mahkemeye aittir” yani aradım bir suçlu bulamıyorum, delil bulamıyorum, ama talimat geldi bunu mahkemeye vereceğim, ben bir şey yapamıyorum, sen bir bak Allah aşkına, ceza ver buna da biz de kurtulalım bu işten. Aldıkları şey bu. Gidiyor mahkemeye, mahkeme o da bakıyor, savcının iddianamesinde bir delil filan yok ortada. Mahkeme de şöyle bir karar veriyor: “Gazetecilerin üye oldukları dernek ve sendikaların araştırılmasına, hatta kaldıkları otellerle o otelin diğer konuklarının örgütle bağlantılarının olup olmadığına...” Yani bir otele gitmişse, o otelde birisi varsa bunların bağlantısı var mı yok mu ona bakın diyor. “Televizyon aboneliklerine bakın” diyor ve bakıyorlar suç yok. Ama talimat gelmiş, ceza vermeleri lazım. Böyle adalet olur mu Allah aşkına!


Sevgili anneler, böyle adalet olur mu? Vicdan denilen bir şey yok mu, insanlık denilen bir şey yok mu? FETÖ terör örgütüyle düne kadar bunlar kol kola gezmiyorlar mıydı, beraber gezmiyorlar mıydı, birlikte gezmiyorlar mıydı? Yalvarmıyor muydu, yakarmıyor muydu “gel buraya, Türkiye’ye gel” diyordu. Ne oldu?


Aynı suçlama Doğan Akın için de var değerli arkadaşlarım. Gazeteciler için böyle bir kendilerine göre kumpas kuruyorlar. Osman Kavala 763 gündür hapiste değerli arkadaşlarım ve suçu belli değil, ama yargılanmayı bekliyoruz.


Ve bu arada Selahattin Demirtaş. Selahattin Demirtaş seversiniz sevmezsiniz, bir siyasal partinin genel başkanlığını yaptı. Haksız yere, hukuksuz yere hapiste yatıyor. Bir daha söylüyorum, haksız ve hukuksuz yere hapiste yatıyor. Yatmasının nedeni “seni başkan yaptırmayacağız” demesidir. Vay sen misin beni başkan yaptırmayan, o zaman ben seni hapiste çürüteceğim diyor.


Demokrasiyi savunduk, ama hepimiz için savunduk; insan haklarını savunduk, hepimiz için savunduk; adaleti savunduk, hepimiz için savunduk. Adalet sadece benim için değil, benim gibi düşünmeyenler için de geçerli. Hukuk benim için geçerli değil sadece, benim gibi düşünmeyenler için de geçerli olmak zorundadır. Benim rakibim olan siyasi partilere haksızlık yapıldığı zaman, benim karşı çıkmam gerekir, bu benim insanlık görevimdir. Onlar ayrı parti biz ayrı partiyiz, nasıl ki biz iktidarın kendi belediye başkanlarını haksız bir şekilde zorla istifa ettirildiklerinde nasıl karşı çıktıysak... Ne adına? Demokrasi adına. Selahattin Demirtaş beraat ediyor, başka bir davadan alelacele yargılayıp mahkum ediyorlar. Niçin? Hapiste kalsın diye. Sonra da siz döneceksiniz dünyaya diyeceksiniz ki, Türkiye Cumhuriyeti Devletinde yargı bağımsızdır. Onu benim külahıma anlatacaksınız! Kimse de inanmıyor zaten.


Selahattin Bey rahatsızlanmış ve hastaneye kaldırılmış, gecikilerek hastaneye kaldırılmış. Tedavi görüyor. Kendisine geçmiş olsun dileklerimizi buradan iletiyoruz değerli arkadaşlarım.

Adil Öksüz nerelerde biliyoruz diyor. Zaten sizin bildiğinizi biz de biliyoruz. Adil Öksüz’ün kim olduğunu ben çok iyi biliyorum, siz de çok iyi biliyorsunuz. Adil Öksüz’ün nasıl serbest bırakıldığını, Adil Öksüz’e niçin kelepçe takılmadığını, Adil Öksüz’e telefonlarının nasıl verildiğini, Adil Öksüz’ün CPS cihazını nerelerden nasıl sağladığını, bunların hepsini biliyoruz. Yeni bir şey bulmuşlar gibi, Adil Öksüz’ün yerini biliyoruz. Git yakala getir, niye getirmiyorsun?


Biz ne diyorduk? “Kontrollü darbe” diyorduk. Kontrollü darbe olduğunu araştırma komisyonunda bütün belge ve bulgularla ispat ettik. Rapora muhalefet şerhi olarak koyduk. Şimdi korkularından millet öğrenmesin diye o raporu yayınlamıyorlar. Raporu yayınlamıyorlar, belki de Meclis tarihinde bir ilktir. Araştırma komisyonu kurulmuş, 15 Temmuz darbesinin bütün hikâyesini inceliyoruz, araştırıyoruz. Belgeler, dokümanlar, konuşmalar, her şey var orada, Adil Öksüz gerçeği de var orada, ama raporu yayınlamıyorlar. Niçin? “Adil Öksüz’ü yakalayacağız...” Yakala getir, ne olacak yani? Yakalayıp getirsen ne olacak? 15 Temmuz darbe girişimini, 20 Temmuz darbesiyle farklı bir noktaya taşıdılar. Allah’ın lütfu olarak gördüler zaten 15 Temmuz darbe girişimini. Ne yaptılar? 20 Temmuz’da sivil darbe yaptılar. Bütün dünya da bunu biliyor. Az önce söyledim, haksız hukuksuz bir sürü uygulamayı Anayasa Mahkemesi iptal etti. Mahkemeye gittiler beraat ettiler, görevlerine dönmeleri lazım, göreve başlatmıyorlar. Sonra da biz bu ülkede adalet var diyeceğiz.


Ama hiç kimse endişe etmesin, hiç kimse umutsuzluğa kapılmasın; ister tarlada, ister lokantada, ister fabrikada, ister caddede, nerede çalışırsa çalışsın, nerede olursa olsun 82 milyon vatandaşıma sesleniyorum: Beraber hep birlikte güzel bir Türkiye inşa edeceğiz. Hep beraber, birlikte her eve huzuru, her eve bereketi getireceğiz. Her eve huzur, her eve bereketi getireceğiz. Herkes mutlu olacak, herkes huzurlu olacak; hangi görüşten, hangi inançtan olursa olsun.

Haberin etiketleri:

CHP, kemal kılıçdaroğlu


Haber okunma sayısı: 119

Yazdır

YORUM EKLE

Yorum Başlığı

Yorum

YORUMLAR

  • Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun.

DİĞER HABERLER

erdogandan-haftere-tepki

Erdoğan'dan Hafter'e tepki

27 Ocak 2020 Pazartesi 23:53
kuzunun-tweetine-mhpden-cok-sert-sozler

Kuzu'nun tweetine MHP'den çok sert sözler

27 Ocak 2020 Pazartesi 19:22
konkordato-bahane-yandaslik-sahane

Konkordato bahane yandaşlık şahane

27 Ocak 2020 Pazartesi 19:01
akp-hukumetine-zor-deprem-sorulari

AKP hükümetine zor deprem soruları

27 Ocak 2020 Pazartesi 18:49
turkiye-nufusunun-yuzde-85i-koyludur

Türkiye nüfusunun yüzde 85'i köylüdür

27 Ocak 2020 Pazartesi 16:38

ÜLKE GÜNDEMİ

Konkordato bahane yandaşlık şahane

CHP Genel Başkan Yardımcısı Denizli Milletvekili Gülizar Biçer Karaca, Denizli’de inşaatı bir türlü

Türkiye nüfusunun yüzde 85'i köylüdür

Bağımsız Ardahan Milletvekili Öztürk Yılmaz, Meclis'te düzenlediği basın toplantısında, Elazığ ve

Yüksek Hızlı Tren rayları fay hattı üzerinde

CHP Kahramanmaraş Milletvekili Ali Öztunç, Meclis'te düzenlediği basın toplantısında, Elâzığ ve Malatya'da

Artık fay hatlarını değil .......

Elâzığ Sivrice’de, 24 Ocak 2020 günü 20.55’te meydana gelen 6,8 büyüklüğündeki depremle ilgili

Siber saldırıya uğramamak artık bir mucize

Siber güvenlik kuruluşu ESET, iş ortakları ve müşterilerinin yanı sıra kurumları bilgilendirmek amacıyla

Deprem vergileriyle saraylar yaptırılıyor

Elazığ’da meydana gelen deprem sonrası 20 yıldır toplanan deprem vergilerine ne olduğu sorusu tekrar gündeme

İSTANBUL - HAVA DURUMU

ISTANBUL