01 Nisan 2020 Çarşamba

Atatürk'ün vasiyetinin takipçisi olacağız

ataturkun-vasiyetinin-takipcisi-olacagiz

CHP Genel Başkan Yardımcısı Oğuz Kaan Salıcı, CHP'nin İş Bankası'ndaki hisselerinin hazineye devredilmeye çalışılmasıyla ilgili, "Atatürk'e karşı düşmanlığı tescilli olanlar bu süreci germeye devam edecek, biz Atatürk'ün vasiyetinin takipçisi olacağız" dedi.
17 Şubat 2020 Pazartesi 19:33

 CHP Genel Başkan Yardımcısı Oğuz Kaan Salıcı bugün Genel Merkez’de, MYK gündemine dair düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:


Bugün Medeni Kanunun kabul edilişinin 94’üncü yılı. 17 Şubat 1926’da kabul edilen Medeni Kanun, Türkiye’de laik bir özel hukuk sisteminin başlangıcıdır. Tek eşli evlilik sistemi benimsenmiş, kadınlara miras konusunda eşitlik ilkesi getirilmiş, boşanmalarda kadın güvence altına alınmıştır. Kişiler hukuku, evlilik hukuku, eşya hukuku ve miras hukukunu düzenleyen Medeni Kanunun kabulüyle Türkiye uygarlık yönünde en önemli atılımlardan birini gerçekleştirmiştir. Mustafa Kemal Atatürk Türkiye’si kendi döneminde birçok ülkeyi öncelediği gibi, bugün dahi benzer kültürel coğrafyayı paylaşan pek çok ülkenin henüz o noktaya gelemediğini üzülerek görüyoruz. Atatürk önderliğinde atılan bu çağdaşlık adımı, 1920’lerde cumhuriyet devrimini taçlandıran ve Türkiye’yi çağdaş hukuk anlayışına taşıyan devrimci bir adım olmuştur. Başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere Medeni Kanunun kabulüne önderlik eden cumhuriyetimizin kurucularıyla, kadınımızı, erkeğimizi çağdaş uluslar düzeyine ulaştırma yolunda çaba harcayanları saygıyla ve minnetle anıyorum.


Hatırlarsanız 2001 yılında Başbakanlık merdivenlerine bir yazarkasa atıldı. Türkiye bir ekonomik kriz içindeydi ve ekonomik krizden duymuş olduğu sıkıntıyı ifade etmek için bir esnafımız yazarkasayı götürüp Başbakanlık merdivenlerine attı. Tabi o zaman basının durumu bugünkü gibi değildi; basın yazabiliyordu, basın gösterebiliyordu, basın yaşanan gelişmeleri vatandaşa aktarabiliyordu. O fotoğraf, o günleri yaşayan herkesin gözünde açıkça görülebilecek durumda hala hatırlanır. Bugün öyle bir noktaya geldi ki; Türkiye 2018 yılında bir finansal krize girildi, bu finansal kriz 2001’deki gibi V şeklinde olmadı yani krize girip hızlı bir şekilde çıkma şeklinde olmadı.


CHP olarak 13 madde 2018’in Ağustos ayında açıklandı ve dedik ki, ağır bir ekonomik krize giriliyor, bu konuyla ilgili alınması gereken tedbirler bunlardır, 13 madde de özetlenmiştir. Hatta bu konuyla ilgili meclise desteğe ihtiyacınız varsa, ey iktidar gel biz size bu desteği verelim, yeter ki Türkiye bu ekonomik krizden çıksın dedik. Tabii iktidar ne yaptı? 2018 yılında bizim daha önce önerdiğimiz çözüm önerilerini dikkate almadığı gibi 2018’deki bu 13 maddelik çözüm paketimizi de dikkate almadı. Ekonomiyi damada ve damadın uygulamış olduğu politikalara teslim etmeye devam etti.


İçinde bulunduğumuz nokta: Ekonomik kriz daha da derinleşti, tam bir buhrana dönüştü. Öyle bir buhrana dönüştü ki artık yaşamın kutsallığını en iyi bilen bizim insanımız kendi canına, kendi hayatına kıyar oldu. Kendi sevdiklerinin hayatına kıyar oldu. Dolayısıyla bugün itibariyle yazarkasayı hatırlayan halkımız kendisini meclis önünde yakmaya çalışan, valilik önünde yakmaya çalışan, siyanürle intihar eden yurttaşlarımızı göremez hale geldi. Türkiye’nin içinde bulunduğu medya düzeninin de bir sonucu olarak.




Bir hatırlatma yapmak istiyorum.


-13 Ocak 2018’de, TBMM’de Dikmen girişinin yaklaşık 50 metre yukarısındaki meclis hastanesi önünde, elinde benzin bidonuyla gelen 39 yaşındaki bir yurttaşımız maddi sıkıntılar nedeniyle kendini ateşe verdi.


-9 Şubat 2018, Şanlıurfa’nın Birecik ilçesinde uzun süredir işsiz olduğu belirtilen ve borçları nedeniyle bunalıma girdiği öne sürülen 4 çocuk babası bir yurttaşımız, evde kimsenin olmadığı sırada tavana bağladığı iple kendisini astı.


-3 Ağustos 2018, Van’da bir süredir ekonomik sorunlar yaşayan ve iş bulamayan bir inşaat ustası, 6 çocuk babası bir yurttaşımız intihar etti.


-20 Eylül 2018, Kocaeli Körfez Yukarı Hereke’de ikamet eden bir yurttaşımız, lisede okuyan çocuğuna istediği pantolonu alamadığı için bunalıma girerek hayatına son verdi.


-26 Eylül 2018, Çanakkale’de yaşayan iki çocuk babası bir yurttaşımız, Barbaros Mahallesinde bulunan evinde kendisini asarak intihar etti.


-21 Mayıs 2019, Gaziantep’te işsizlik nedeniyle bunalıma giren ve son çare olarak Şahinbey Belediyesine başvuran bir yurttaşımız, olumsuz yanıt almasının ardından belediyenin önünde üzerine benzin dökerek kendini ateşe verdi.


-4 Haziran 2019, Adana’da 35 yaşındaki bir yurttaşımız, bir apartmanın 8. katındaki evinin balkonundan atlayarak yaşamına son verdi, maddi zorluklar içinde olduğunu ifade etti yakınları.


-14 Haziran 2019, Diyarbakır Sur Belediyesinde çalışan bir yurttaşımız işten çıkarıldı, yaşanan bu olayın ardından geçim sıkıntısı çekmeye başlayan yurttaşımız ve eşi bu sıkıntılara dayanamayarak intihar etti.


-16 Haziran 2019, Kocaeli’nde 46 yaşındaki bir yurttaşımız eşi bankamatikten para çekmek için evinden ayrıldığı sırada kendisini doğalgaz borusuna asarak intihar etti.


-5 Ağustos 2019, Aydın Efeler’de 60 yaşındaki bir çiftçi yurttaşımız, evinin ahırında silahla intihar etti. Tamamı ekonomik sıkıntılardan kaynaklanıyor.


-6 Kasım 2019, İstanbul’da 4 kardeş siyanür içerek, kimseye zarar vermemek için kapıya da not bırakarak intihar etti ekonomik sıkıntılardan dolayı.


-9 Kasım 2019, Antalya’da 9 aydır işsiz olduğu öğrenilen ve yoksulluk yüzünden bunalıma girdiği değerlendirilen bir yurttaşımız, 5 ve 9 yaşındaki iki çocuğuyla eşini de öldürdükten sonra intihar etti.

-12 Kasım 2019, İstanbul Kadıköy Yeldeğirmeni Mahallesinde bulunan bir matbaacıda çalışan iki çocuk babası bir yurttaşımız, yaşadığı ekonomik sıkıntı nedeniyle işyerinde kendisini asarak intihar etti.


-15 Kasım 2019, İstanbul’da bir işadamı ve eşi 7 yaşındaki çocuklarıyla beraber cansız bedenleri bulundu, bir değerlendirmeye göre yine siyanürle intihar vakası, ekonomik sıkıntılardan dolayı.


-18 Aralık 2019, Çorum’da Bahçelievler Mahallesinde yaşayan 33 yaşındaki bir yurttaşımız, maddi sıkıntı nedeniyle kendisini asarak intihar etti.


-7 Şubat 2020, Hatay Valiliği önünde bir yurttaşımız, “çocuklarım aç, iş istiyorum, anlamıyor musunuz” diyerek kendini yaktı. 4 gün sonra da kalp krizinden vefat etti.


-En son 12 Şubat 2020’de AK Partinin grup toplantısında bir yurttaşımız aç olduğunu feryat ederek ifade etti.


-3 gün önce 13 Şubat 2020’de TBMM’de Çankaya kapısına yakın bölümde bir yurttaşımız üzerine benzin dökerek “açım, çocuklarım aç” diyerek intihar girişiminde bulundu.


-Daha dün Konya’da, evli iki çocuk babası kamyon şoförü bir yurttaşımız kendisini kamyon garajında asarak intihar etti.


Ve bütün bu yaşanan acılara, bütün bu intiharlara ve kendini yakma girişimlerine” bunlar ucuz siyasi manevralar” diye yanıt veren bir iktidarla karşı karşıyayız.


2001 yılında Başbakanlık merdivenlerine yazarkasa atıldığında kimse ölmemişti, kimsenin burnu kanamamıştı. Ama o günleri yaşayan herkes o fotoğrafı, o tabloyu, o görüntüleri bugün itibariyle hatırlıyor. Ama bu kadar uzun bir liste, maalesef yurttaşlarımızın kendi canına kıyma noktasına gelmiş olduğu bir liste önümüzde ve bunları kamuoyu neredeyse göremiyor içinde bulunmuş olduğumuz medya düzeni nedeniyle.


Ülkemiz neden bu hale geliyor? Ekonomiyle ilgili bazı rakamlar açıklandı. Örneğin TÜİK Kasım 2019’a ilişkin iş gücü istatistiklerini açıkladı. Buna göre Türkiye genelinde 15 ve daha yukarı yaştakilerde işsiz sayısı, 2019 Kasım’da bir önceki yılın aynı ayına göre 327 bin kişi arttı 4 milyon 308 bine çıktı. İşsizlik oranı bir puan yükseldi yüzde 13.3 oldu, her 100 işsizden 27’si bir yıl veya daha uzun bir süredir işsiz. Hükümet ne yapıyor? Hükümet bu arada cumhuriyet tarihinin en büyük tek seferde borçlanmasını gerçekleştirdiği için övünmekle meşgul. 4 milyar dolarlık bir borçlanma gerçekleştirdiler. 5 yıl ve 10 yıl vadeli vermiş oldukları faiz; birisinde 4,25 döviz bazında, diğerinde 5,25… Dünyada fonların artık negatif faize döndüğü bir ortamda yani paranızı bankaya koyduğunuzda bankacının sizden neredeyse para istediği bir ortamda, Türkiye bu kadar yüksek faizle borçlanıyor, borçlanmak zorunda kalıyor ve hükümetimiz de bunu bir başarı olarak Türkiye’ye anlatmaya çalışıyor.


TÜİK’in verilerine göre 2019 yılında işsizlik ödeneği için başvuranların sayısı 2018’e kıyasla yüzde 19.8 artarak, 1 milyon 955 bin 41 kişiye ulaştı. İşsizlik ödeneğini almak çok kolay olmadığı için tabii bu yurttaşlarımızın tamamı işsizlik ödeneğini alamıyor, onun bazı şartları var, o şartları yerine getiremedikleri için. Öbür taraftan “Türkiye’de ekonomi çok iyi gidiyor, ekonomi, üretim her şey gayet yolunda” diyen bir iktidarla karşı karşıyayız. “Tank Palet Fabrikasına 50 milyon dolar bulamadığım için özelleştirdim, 50 milyon dolar bulamadığım için sattım” diyen iktidar, bu faizci iktidar, bakın bir günde 48 milyon 703 bin dolar yabancılara faiz ödüyor. Yabancıya faiz ödemeye geldiği zaman parayı buluyorlar ama Tank Palete, Türkiye’nin can damarı fabrikalarından bir tanesine kaynak ayırma ihtiyacı geldiği zaman bu parayı bulamıyoruz, dolayısıyla yandaşımız olan işadamına bunu verelim, peşkeş çekelim diyorlar.


Bugün 2020’nin Ocak ayına ilişkin merkezi yönetim bütçe verileri de açıklandı aynı zamanda. Ocak ayında faiz harcamaları önceki yılın aynı ayına göre yüzde 75’lik artışla 12.8 milyar TL oldu. Artan borçlar, artan faiz ödemeleri olarak milletimize fatura edilmeye devam ediyor. Bütçede dikkat çeken bir husus, teşebbüs ve mülkiyet gelirlerinin yüzde 21 artışla 42,5 milyar TL’ye ulaşmış olması, bu önemli, çünkü Merkez Bankasından hazineye aktarılan parayı bu kalemde görüyoruz. Ocak ayın sonunda Merkez Bankasından hazineye yaklaşık 41 milyar lira aktarılmıştı. 42,5 milyar liralık teşebbüs ve mülkiyet gelirinin büyük kısmını bu para oluşturuyor. Hatırlanacağı gibi 2019’da Mart ayında yapılacak yerel seçimler öncesi kaynak yaratmak için Merkez

Bankasının genel kurulu Ocak ayına çekilmişti. Her sene Nisan ayında aktarılan Merkez Bankası kârı Ocak ayında hazineye aktarılıp bir güzel yenmişti. Sonra bu uygulama yol oldu, 2020’de de aynısı yapıldı. Merkez Bankasının kaynağını bütçeye önden yüklemek sarayın alışkanlığı haline geldi. Sadece bu değil, milletin kefen parası olarak Merkez Bankasının ihtiyat akçesi de hazineye aktarıldı.


TÜİK her yıl yaşam memnuniyeti araştırması yapıyor, bu yıl da yapmış, verilerini açıkladı. Türkiye’de 2018’de mutlu olduğunu ifade edenlerin oranı yüzde 53.4. Bu oran 2019’da 52.4’e düşüyor. Mutsuz olduğunu söyleyenlerin oranı 2018’de yüzde 12.1 iken 2019’da bu oran 13.1’e çıkıyor, bir puan artıyor. Önemli olan nokta şu, 2003 yılından beri kayda geçen en düşük seviyede mutluluk oranı. Yanlış politikalarla halkımızın mutluluğuna da göz dikmiş bir iktidarla karşı karşıyayız.


Hatırlarsanız bir siyasi dava olarak Gezi Davası görülmeye devam ediyor ve 18 Şubat’ta - yarın - Gezi Davasının duruşması yapılacak. Dava, bir siyasi dava orası kesin. Dolayısıyla Genel Başkan Yardımcılarımız, milletvekillerimiz, il başkanımız, partili arkadaşlarımız davayı izlemek için dava salonunda bulunacaklar. Barışçı, tüm toplumun bütün kesimlerinin katıldığı bir hak arama eylemiydi Gezi süreci, Gezi protestoları. Ben de Gezi’deydim düşüncemi özgürce söyleyebileyim diye. Ben de oradaydım; birlikte olmanın, dayanışmanın güzelliğini yaşamak için. Ben de Gezi’deydim; kimse ne giydiğime, kaç çocuk doğuracağıma, gülüp gülmeyeceğime karışmasın diye. Ben de oradaydım, yaşadığım şehir beton yığınına dönmesin diye. Ben de Gezi’deydim, barış içinde yaşamak istediğim için. Dönemin İl Başkanı olarak ben de Gezi’deydim arkadaşlar. Gezi Davasında arkadaşlarımız bulunacaklar ve olabildiğince Gezi Davasının siyasi mülahazaların dışında, hukuken gereken şey neyse o şekilde sonuçlanması için kendi desteklerini ifade edecekler.


Benim şimdilik söyleyeceklerim bu kadar, sizlerin soruları olursa yanıtlamaya çalışacağım.


Soru- İki sorum olacaktı efendim. İlki, Sayın Hilmi Özkök’ün hafta sonu yaptığı bazı açıklamalar vardı, “2004 MGK’sında biz hükümeti FETÖ’yle ilgili uyardık ama gereği yapılmadı” dedi. Kendisine yapılan eleştirilere de, “neden ihraç yapmadınız FETÖ’leri TSK’dan” şeklindeki eleştirilere de “Fethullahçılık kanunen suç değildi o dönem” dedi. Sayın Özkök’ün bu açıklamalarını nasıl değerlendirirsiniz?


Oğuz Kaan SALICI- Aslında Perşembenin gelişi Çarşambadan belliydi. Evet 2004 yılında bir MGK kararı var. Sayın Genel Başkanımız geçen haftaki grup konuşmasında bunu geniş bir çerçeve içinde ele aldı, FETÖ’nün siyasi ayağı meselesini ele aldı. Ama 1990’lardan itibaren yazılmış olan raporlar var, MİT raporları var. Bizim arkadaşlarımızın dile getirmiş olduğu görüşler var. Devlet içinde bir örgütlenme var ve bu örgütlenmenin devletin dışındaki güçlerle de temas halinde olduğunu ifade eden MİT’in de yazmış olduğu raporlar var. Bunların tamamı görmezden gelindi, bunların tamamı duymazdan gelindi. O dönem AK Parti iktidarında bakanlık yapanların veciz ifadeleri var. Fethullah Gülen’i, Gülen cemaatini ya da bugün FETÖ terör örgütü dediğimiz yapıyı savunan, ortaya onların yaptığı iyi şeyler olduğunu ifade ettikleri konuları anlatan şeyler var. Aslında dediğim gibi Perşembenin gelişi Çarşambadan belliydi ama eğer 2004 MGK kararına ve MGK’da alınmış olan karardan sonra yapılanlara baktığınızda, Ömer Dinçer’in bu konudaki kitabındaki ilgili bölüme baktığınızda, aslında o kararın bakanlıklara dağıtılmadığını, bunun siyasi sorumluluğunu Tayyip Erdoğan’ın aldığını, bürokratik sorumluluğunu Ömer Dinçer’in aldığını kendi ağzından göreceksiniz zaten.


Soru- Bir diğer sorum da, son dönemde artan bir darbe söylemi var, artarak devam ediyor. Buna yönelik de Sayın Başbuğ’un çıkışından sonra da bazı eleştiriler oldu konuşmalarını bu yönde yaptığına dair. İktidarın da muhalefeti özellikle bir darbe söylemi üstünden eleştirmesi var. Siz bu söyleme, bu eleştirilere nasıl bakıyorsunuz?


Oğuz Kaan SALICI- Arkadaşlar, iktidar muhalefeti darbe söylemi üzerinden eleştirmeye çalışıyorsa ortada bir garabet vardır. Bu darbe söylemini son günlerde kaleme alanlar kimler? AK Partili köşe yazarları. Doğrudan onların yönlendirdiği kişiler. Peki savcılıklar kimin emrinde, mahkemeler kimin emrinde? İktidarın emrinde. Bir çağırıp sorsunlar bakalım nereden kaynaklanıyor bu söylemler, neden bunları yazıyorsunuz, bunlarla ilgili bildiğiniz bir şey mi var, bildiklerinizi bize bir anlatın diye bir sorsunlar. Devletin bütün kurumları şu anda iktidarın kontrolünde. Özellikle referandumdan sonra başkanlık sistemine geçildiğinden beri kuş uçsa Tayyip Erdoğan’ın bilgisi dahilinde oluyor. Dolayısıyla buyursunlar onlara sorsunlar önce. CHP darbelerden mağdur olmuş ve darbelere karşı da göğsünü gere gere karşı çıkmış bir siyasi parti. Bizim daha fazla söyleyecek bir şeyimiz yok. Bizim durumumuz çok açık bu konuda.


Soru- Efendim CHP’nin İş Bankası hisseleri yeniden gündemde, Cumhurbaşkanı Erdoğan da “beklemeye tahammülümüz yok” dedi. Bu kapsamda da Nurettin Canikli çalışmalarını sürdürüyor. Sizin değerlendirmeniz ne olur acaba?


Oğuz Kaan SALICI- Şimdi değerli arkadaşlar, bu konu gündeme ara ara getiriliyor. Şimdi önce şunu ortaya koymak lazım; CHP’nin İş Bankası hisselerinden dolayı elde etmiş olduğu bir kuruşluk bir gelir yok, CHP’nin görevlendirmiş olduğu yönetim kurulu üyeleri İş Bankasında Atatürk’ün vasiyetini temsil etmek için bulunuyorlar, bu daha önce de böyleydi, bugün de böyle. Ama biliyorsunuz bankalar itibarları ve şöhretleri üzerinden ayakta kalırlar. İş Bankasına yönelik yapılan bu saldırılar, İş Bankasını Türkiye’nin en büyük bankaları sırasında gerilere doğru çekiyor, dünyanın en büyük bankaları sıralamasında gerilere doğru çekiyor. 2018, 2019 ve 2020 aslında bu tartışmalar daha çok son iki yıla ait. Bu üç yıl içindeki İş Bankasının sıralamasına bakarsanız İş Bankasının zemin kaybettiğini görürsünüz. Az önce ne dedik? Dedik ki, Türkiye’de bir kriz yok artık, Türkiye’de bir buhran var. Böyle bir buhran döneminde sırf siyasette yeni bir kutuplaşma yaratmak için Türkiye’nin ekonomisini daha derin bir krize sokacak bir çabanın içine girmiş oluyor iktidar. Biz kendilerini bu konuda uyarıyoruz, bizim insanımız az önce izah ettik kendisini yakıyor, intihar ediyor, açlıktan çöp konteynırlarını kurcalayıp pazar artıklarını toplayıp hayatını geçindirmeye çalışıyor. Böyle bir ortamda Türkiye’yi tekrardan gerecek, Türkiye’yi ekonomik olarak sıkıntıya sokacak bu tür adımlardan uzak durulması gerekir. CHP’nin kendi kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün, ülkenin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün biz vasiyetinin takipçisi olacağız, Atatürk’e karşı düşmanlığı tescilli olanlar, onlar da bu süreci görünen o ki germeye devam edecekler.


Soru- Geçtiğimiz günlerde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanının bir sorusu oldu Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yönelik, “kabinenizde İmamoğlu’na FETÖ iftirası at diyen bir bakan oldu mu, olmadı mı” şeklinde. Bu konu MYK’da gündeme geldi mi? Biliniyorsa o isim kimdir efendim?


Oğuz Kaan SALICI- Şöyle, MYK’da bu konu gündeme gelmedi ama bu soruyu sorduğunuz iyi oldu. Çünkü bu konu arada bir ısıtılıp ısıtılıp gündeme getiriliyor. Ben size isterseniz sözkonusu olan, yani bu tartışmaların odağında olduğu söylenen Erkan Karaaslan’ın vermiş olduğu ifadeden bir paragraf okuyayım, o paragrafta aslında iddiaların nereye kadar ulaştığını hep beraber görelim. Erkan Karaaslan 14.03.2019’da bir ifade veriyor ve burada diyor ki, 14.03.2019 tarihinde avukat görüşü adı altında cezaevinde beni görüşmeye çıkarttılar. Bu görüşmeye çıkartmadan önce psikoloğa götürdüler bir baskı olup olmadığını sordular. Bir baskı olmadığına dair beyanda bulundum. Avukat görüşüne girdiğimde cezaevine girmesi mümkün olmayan Aydın ilinde gazetecilik yapan Serkan Seyhan isimli gazeteciyi gördüm. Avukat görüşü diye çağrılıyor ama karşısına bir gazeteci çıkarılıyor. Bu kişi avukat değildir. 14.03.2019 tarihli kendisinin bana yaptığı görüşmede başta Özlem Çerçioğlu Aydın Belediye Başkanımız ve Ekrem İmamoğlu İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımız hakkında, CHP’li başkanlar hakkında beyanda bulunmam halinde o gün itibariyle tahliye olacağımı, bu duruşma dahil başka duruşmalarda da tahliye olacağımı, anlam bozuklukları ifadeye ait. Aksi takdirde hüküm giyeceğimi bana beyan etmiştir. Bu görüşmenin ardından yargılanmamın belediye başkanlarıyla ilgisi olmadığını söylemiştir. Kendisine faks göndereceğimi belirttim. 15.03.2019 tarihinde Ankara Cumhuriyet Savcısı beni odasına davet etti, çektiğim faksın devlet kurumlarından çıkmasının mümkün olmadığını, istediğim kişiyle beni görüştürebileceğini söyledi. Tutanaklara isminin geçmesini istemediğim bakanlar bana ve aileme ulaşarak belediye başkanları aleyhinde beyanda bulunmamı istediler. Davalardan beraat etmemi ve tahliye olmamı da bu beyanlar ile ilişkili olacağını söylediler. Bu süreç devam etmiştir. 18, 19, 20, 27 Mart tarihlerinde cezaevinde talebim olmaksızın gelenler olmuştur. Bunlarla ilgili Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına başvuru yaptım.


Sorular şunlar, Erkan Karaaslan bakanlar, belediye başkanları beni aradılar aileme baskı yaptılar diyor. Kim bunlar, kim bu kişiler, kim bu belediye başkanları, kim bu bakanlar? Seni avukat görüşüne çıkaracağız dedikleri halde karşısına bir gazeteci çıkaran ve o gazetecinin az önce okumuş olduğum ifadelerine neden olan görüşmeyi sağlayanlar kimler? Bunlar tek merkezden yönetilen bir operasyon mu? Bunlardan sarayın bilgisi var mı? Bunlar neyin sonucunda ortaya çıkıyor? CHP’li Özlem Çerçioğlu ve Ekrem İmamoğlu nasıl bir oyuna alınmaya, nasıl bir sürecin içine sokulmaya çalışılıyor? Bunlar da bizim soracağımız sorular.


Soru- Dün Ankara olağan il kurultayını tamamladınız ancak bazı tartışmalar yaşandı. Delegelere baskı yapıldığı iddia edildi. Bu iddia doğru mu? Aynı zamanda adaylık başvurusu sırasında da tartışmalar yaşandı. Üst kurul delege listelerinde de bu tartışmaların yaşandığını gördük. Buna ilişkin değerlendirmeniz nedir?


Oğuz Kaan SALICI- Şimdi değerli arkadaşlar, biliyorsunuz Türkiye’de kongre yapan tek parti biziz. Ben başka bir siyasi partinin kongresinde blok liste, çarşaf liste, birden fazla aday, bunların nasıl yapıldığıyla ilgili bir tartışma olduğuna ya da bir kongre olduğuna genellikle şahit olmuyoruz. Şimdi dolayısıyla CHP delegesi kendi özgür iradesiyle kararını vermiştir. Bir arkadaşımız aday olmak istedi, aday olmak için tüzükte gerekli olan koşullar sağlanmadığı için adaylığı gerçekleşmedi ve CHP’li delegelerimiz Ali Hikmet Akıllı arkadaşımızı Ankara İl Başkanı olarak seçti ve süreç devam ediyor. Biz toplamda 56 il kongresi yaptık. Bu kongrelerde tüzük neyse, tüzükteki maddeler neyse bağlayıcıdır. Bizim hepimizi bağlayıcıdır. Dolayısıyla biz o tüzükteki maddelerin gereği neyse bunları uygulamaya devam ederiz. Sorduğunuz için teşekkür ederim, CHP’nin kongre yapan tek parti olduğunu ifade etmeme neden oldunuz teşekkürler.


Soru- Efendim İYİ Partide yaşanan bir istifa oldu bugün İsmail Ok. Ki, kendisi millet ittifakı olarak sizin de belediye başkan adayınızdı Balıkesir’de. İstifa gerekçelerinde CHP’nin HDP’yle bir ortaklık halinde olduğunu ve sizin de ittifak ortağı olarak bundan rahatsızlık duyduğunu belirtti ve istifa gerekçeleri arasında bunu sıraladı. Bunu nasıl değerlendirirsiniz bu birinci sorum efendim.

İkinci sorumda, malum HDP Van Milletvekilinin aracında terör örgütü üyesi olduğu ifade edilen bir kişiyi taşıdığı belirtildi. Bunu nasıl değerlendirirsiniz, yorumunuz ne olur?


Oğuz Kaan SALICI- Şimdi takdir edersiniz ki ben CHP’nin sözcüyüm, burası CHP’nin Genel Merkezi. Dolayısıyla İYİ Partide yaşanan bir iç meseleyle ilgili bizim yorumda bulunmamız İYİ Partili yöneticilere, İYİ Partide siyaset yapan değerli siyasetçilere karşı saygısızlık olur. Benzer bir durum gözaltına alındığı ifade edilen HDP’li ya da işte birçok iddia sözkonusu o konuyla ilgili de geçerli. Eğer ortada terörle bir bağlantı varsa bu ülkenin polisi var, yargıcı var, askeri var, gereken yapılır. Eğer böyle bir iddia yoksa zaten konu, davası düşmüş demektir. Başka bir siyasi partinin gündemiyle, iç meselesiyle ilgili yorum yapmak bize çok nezaket içinde bir davranış olarak görünmüyor. 


Soru- Efendim bir de geçen hafta yaşanan bir görüşme vardı Sayın Genel Başkanla Muharrem İnce arasında. Daha önce Muharrem İnce’nin dile getirdiği iddialar da vardı. Bunların ve kurultay sürecinin de konuşulduğu ifade ediliyor. MYK’da bir değerlendirme oldu mu, bu görüşmeyi nasıl yorumlamak gerekiyor? Genel Merkez yöneticisi olarak neler söylersiniz?


Oğuz Kaan SALICI- Bu konuda MYK’da bir görüşme olmadı. Ama Sayın Muharrem İnce partimizin üyesi, partimizdeki önemli bir siyasetçi. Eğer Genel Başkanımızla görüşme istediyse doğal olarak Genel Başkanımız görüşür, nitekim bir görüşme gerçekleşti. Bu iki siyasetçi arasında CHP’nin Genel Başkanıyla Cumhurbaşkanı adayı olmuş Sayın Muharrem İnce arasındaki görüşme bizce çok normal bir görüşme. İddialar biz Sayın İnce’nin ağzından duymadığımız sürece bu konularla ilgili yorum yapmayız.


Soru- Efendim benim sorum dış siyasete ilişkin Suriye bağlamında İdlib meselesiyle ilgili. Bugün Rusya’da görüşmeler gerçekleşiyor. Dışişleri Bakanlığı Sedat Önal başkanlığında bir heyet Moskova’da. Sayın Cumhurbaşkanının sözlerinden sonra kamuoyunda bir operasyon beklentisi de oluştu. Özelde İdlib meselesi genelde Suriye MYK’nızda değerlendirildi mi, bununla ilgili güncel yorumunuz nedir?


Oğuz Kaan SALICI- Şimdi değerli arkadaşlar, Türkiye dış politikada uzun zamandan beri savruluyor. Özellikle Suriye söz konusu olduğunda biz bir hafta Amerika’yla yakın temastayız, başka bir hafta Amerika’yla aramıza kara kedi giriyor Rusya’yla yakın temasta oluyoruz. Yani bunu daha önce de ifade ettik pinpon topu gibi bir taraftan öbür tarafa savurulan, Türkiye Cumhuriyetinin ağırlığına, büyüklüğüne, bölgedeki etkisine ve tarihsel geçmişine yakışmayan bir dış siyaset izleniyor. İdlib’le ilgili, İdlib’de yaşanan gelişmelerle ilgili Sayın Genel Başkanımız 5 maddelik bir öneri paketi daha önce sundu. Biz ısrarla şunu yapıyoruz, hani diyorlar ya CHP eleştiriyor karşılığında çözüm önerisini söylesin. Çözüm önerisini de söylüyoruz. Söylemiş olduğumuz çözüm önerileri iktidar tarafından dikkate alınırsa Türkiye Cumhuriyetinde yaşayan bütün yurttaşlarımızın Suriye’de yaşayan insanların, başka ülkelerde yaşayan, bu coğrafyada yaşayan insanların çıkarına olur. Ama bu çözüm önerileri dikkate alınmayıp da biz kendi bildiğimizi yaparız anlayışıyla gidildiği sürece Türkiye bu konuda sıkıntı yaşamaya maalesef devam edecek.



Haber okunma sayısı: 103

Yazdır

YORUM EKLE

Yorum Başlığı

Yorum

YORUMLAR

  • Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun.

DİĞER HABERLER


ÜLKE GÜNDEMİ

Bez torba ve fileler salgın riskini artırıyor

Tüketicileri koronavirüs salgını tehlikesine karşı uyaran uzmanlar; “Virüs taşıma riski taşıyan çok

Paranın yerine gideceğine nasıl inanacağız?

İlahiyatçı yazar, KRV Tv program yapımcısı İhsan Eliaçık, Erdoğan'ın başlatığı 'Milli Dayanışma

İnce'den, Erdoğan'a sert tepki

Cumhurbaşkanlığı seçiminde Erdoğan ile yarışan CHP'li Muharrem İnce, Erdoğan'ın korona salgını ile

Erdoğan'ın yardım kampanyasına CHP'den videolu yanıt

CHP Milletvekili Tuncay Özkan’dan AKP'li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın koronavirüs salgını nedeniyle

Saadet Partisi’nden çok çarpıcı video

Saadet Partisi sosyal medya üzerinden koronavirüse ilişkin sosyal devlet anlayışının gerekliliğinin

Müge Anlı'dan doktorlar için skandal sözler

ATV’de yayınlanan "Müge Anlı İle Tatlı Sert"te konuşan sunucu Müge Anlı’nın doktorlar hakkında sarf

İSTANBUL - HAVA DURUMU

ISTANBUL