20 Eylül 2018 Perşembe

DAEŞ sonrasını planlamalıyız

daes-sonrasini-planlamaliyiz

Başbakan Binali Yıldırım’ın Bağdat ve Erbil ziyaretlerine katılan AK Parti Mardin Milletvekili Orhan Miroğlu, Türkiye’nin IŞİD sonrası döneme ilişkin “arka bahçesindeki Kürtlere dair bir tahayyülü” olması gerektiğini söyledi. Al Jazeera’ye konuşan Miroğlu’na göre, Türkiye için Kürt sorunu bir demokrasi sorunu ve başta yurttaşlık tanımı olmak üzere siyasi temsil konusunda da atılacak adımlar var.
14 Ocak 2017 Cumartesi 08:08

  Başbakan Binali Yıldırım’ın Bağdat ve Erbil ziyaretine katılan isimlerden biri, AK Parti Mardin Milletvekili Orhan Miroğlu. Miroğlu, iki günlük bu ziyaretten, "ufukta DAEŞ sonrası bölgedeki aktörlerin pozisyonlarının nasıl belirleneceğinin" de aralarında olduğu bir dizi tespitle döndü. Al Jazeera’nin sorularını yanıtlayan Miroğlu’na göre, Kürtlerin kendi aralarındaki ilişkileri, ABD seçimleri sonrası oluşabilecek değişiklikler ve İran’da beklenen seçim, geleceği şekillendirebilir. Miroğlu, Türkiye’nin bu süreç için “arka bahçesindeki Kürtlere ilişkin bir tahayyülü olması gerektiğini” söyledi.

 

Bu süreçte PKK’nın, hem Türkiye’de hem Suriye’de paradigmasının çöktüğünü de belirten Miroğlu, Türkiye’de bugün itibarıyla Kürt meselesini ise şöyle tanımladı: Türkiye’de Kürt meselesi bir demokrasi meselesi, bir yurttaşlığın yeniden tanımlanması ve kapsayıcı yurttaşlık konusunun içselleştirilmesi ve siyasi temsil ve eşitlik sorunu.

 

Önce genel bir değerlendirmeyle başlayalım. Başbakan Binali Yıldırım’ın başkanlığında bir heyetle Bağdat ve Erbil’e gittiniz. Nasıl geçti bu ziyaret?



 

İki önemli nokta var. Bölgede bence Türkiye’nin rolü giderek artacak. Küresel aktörlerin çok güçlü olduklarına dair verdikleri görüntülerin, aslında pek karşılığının olmadığını görüyorsunuz. Bu muazzam bir boşluk yaratacak. Bir küresel muhatap ihtiyacı, tıpkı Birinci ve İkinci Dünya Savaşı'ndan çıktığımız dönemlerde olduğu gibi güçlü bir küresel adres olma ihtiyacı söz konusu. Bölgenin, hem güvenlik politikalarını hem de ekonomisini, refahını, gelişmesini, dünya ile entegrasyonunu planlayabilecek ve bunu on yıllara yayabilecek küresel bir aktörün olması ihtiyacı olacak. Özel olarak da Bölgesel Kürt Hükümeti ile Türkiye arasında çok daha güçlü bir entegrasyon döneminin gelmekte olduğu. Buna dair güçlü hazırlıkların olduğunu gördüm ben. Şu an Kuzey Irak ekonomisi gerçekten en zor dönemini yaşıyor. Bu zorluklardan kurtulabilmek için de Türkiye’ye büyük ihtiyaç duyuyor. Henüz maalesef Irak’ın diğer coğrafyalarına yayılmış bir ticaret yok. Bizi bu koşullarda önümüzdeki onyıllarda güçlü bir entegrasyon bekliyor. Bunun sadece ekonomik düzeyde değil, siyasi ayağı da olacaktır. Kürtlerin, DAEŞ sonrası dönemde yapacakları tercihler çok önemli olacaktır. Kürtlerin kendi aralarındaki münasebetleri, yani PKK, GORAN, YNK ve Kürdistan Demokrat Partisi arasındaki münasebetlerin nasıl seyredeceği çok önemlidir.

 

"Türkiye'nin pozisyonu Rusya'dan güçlü"

 

Ne belirleyici olacak?

 

Ona geleceğim, ancak şunu söylemek lâzım. Bugün hazırlıklar, DAEŞ sonrası döneme ait hazırlıklar olmak zorunda. Bu DAEŞ sonrası dönemde, ABD, Rusya, İran ve Türkiye üzerinden tabloya baktığımız zaman şunu söyleyebiliriz: İran’ın etkinliği bölgede tahmin edildiği gibi çok güçlü bir şekilde seyretmeye devam etmeyecek. İran’da belki muhalefet Rafsancani’nin ölümünden sonra daha da artacaktır. Biliyorsun, seçimler yapılacak. Bu seçimlerin, ABD seçimleri gibi bir etki yaratabileceğini söyleyebiliriz. Bu, Türkiye’nin rolünün artacağı anlamına geliyor. Rusya da bu boşluğu doldurmaya hevesli. Türkiye’nin pozisyonu Rusya’dan daha güçlü bir pozisyondur.

 

PKK’nın varlığı konusu ziyaretin en önemli başlıklarından biriydi. Şimdi bir de Sincar’da örgütün bir üslenmesi söz konusu. Gelecekte atılabilecek adımlara ilişkin bu konuda nasıl bir izlenim ile döndünüz?

 

Irak Anayasası’na göre Sincar, Kürt Federal Bölgesi'nin dışında olan bir alan, Bağdat’ın hükümranlığı altında. Burada PKK’nın, askeri ve siyasi olarak konumlanmasını görüyoruz. Bağdat hükümeti, şu anda Kürt-Şii ittifakında PKK’nin oynadığı rol nedeniyle bunu uzun bir zaman görmezlikten geldi. Ama bu tabii, Irak’ın stratejik çıkarları açısından uzun zaman tolere edilebilecek bir şey değil. Fakat bunu söylerken, Irak ordusunun hemen bu bölgeye bir askeri operasyon yapacağını da düşünmemek lâzım. Bu, belki biraz zaman alacak olan ve DAEŞ sonrası bir mesele. PKK’nin buradaki varlığı mutlaka bir bütün olarak masaya yatırılacaktır. Ama şu an için ben şahsen böyle bir operasyonu beklemiyorum. Çünkü, hem Haşdi Şâbi güçleri, hem de PKK-PYD arasında çok güçlü ilişkiler var. Maalesef bunlar Şam ve Bağdat’ın bilgisi dahilinde olan görüşmelerdir. Türkiye açısından sorun şu: PKK’nin oradaki siyasi varlığının, Türkiye bakımından taşıdığı riskler elbette ki her zaman bizim güvenlik meselemiz olarak gündemde yer alacaktır. Ama, tabii biz buraya müdahaleyi her şeyden önce Erbil ve Bağdat’tan bekliyoruz. Zaten Başbakan, bu geziye çıkmadan önce de Neçirvan Barzani çok önemli bir açıklama yapmıştı. PKK’nin bu bölgeyi derhal terk etmesi gerektiğini söyledi, onlar da görüşmeye hazır oldukları mesajını vermişti. Bu konu daha ziyade PKK’nin geleceği ile ilgili bir konu. DAEŞ sonrası PKK’nin payına ne düşecek?

 

"PKK'nın siyasi paradigması çöktü"

 

Bugün Türkiye'nin, hem PKK’dan hem de IŞİD’den büyük zarar gördüğü bir ortam söz konusu. Ama bir de, IŞİD sonrası döneme ilişkin hesaplar yapılıyor. IŞİD, PKK’nın elini güçlendirdi ama sonrasında nasıl bir PKK görüyorsunuz?

 

PKK’yi bu süreçte önemli kılan şey, DAEŞ’in ideal düşmanlarından biri olması. Bu ideal düşmanından yoksun PKK’nin, Irak’ta, Suriye’de ve tabii Türkiye’deki durumu ne olacak? PKK’nin Türkiye’deki siyasi varlığına bakarsak, çözüm sürecini terk edip yüzünü Ortadoğu’ya dönmüş bir PKK’den söz ediyoruz. Daha güçlü bir aktör olma uğruna, Suriye’de büyük ideallerin peşine düştü. Bu şekilde Türkiye’de muazzam bir demokratik siyasi zemin kaybedildi. Kayyumlar atandı, milletvekilleri tutuklandı. Bu, aslında PKK’nin kendi zeminine yönelttiği bir sabotajdı. Sonuç olarak PKK’nin paradigmasının çöktüğünü gördük biz. Neydi bu, “Silahlı mücadeleyi elinde tutmak, ama bir yandan da, demokratik ve siyasi zeminde de var olmak.” Bu ikinci çaba, silahlı mücadeleden sonuç alamayan PKK’nin de bu etnik problemler, talepler nedeniyle Haziran seçimlerinde demokratik ve siyasi zeminde güçlendiğini gördük. Haziran ayında yapılan seçimlerde, AK Parti’yi iktidardan düşüren, aslında PKK’nin izlediği stratejiydi. Ama iktidara taşıyan da yine PKK’nin stratejisi oldu. PKK, savaşa yüzünü tekrar dönmeseydi 80 milletvekilinde bir azalma olacağını doğrusunu isterseniz ben pek düşünmüyorum. Bu şekilde yola devam edilseydi, PKK’nin HDP üzerinden güçlü bir demokratik zemini olacaktı. Bu, Türkiye’de devlet bürokrasisi arasında yüzünü savaşa dönünceye kadar şöyle bir kanaat vardı, “PKK ile bir takım şeyler konuşulabilir. Onu demokratik ya da siyasi sürecin bir parçası haline getirmek mümkün olabilir” diye düşünülüyordu. Şu an ise bu fikir çok geride kaldı. Artık PKK, Türkiye koşullarında kendisi ile işbirliği yapılabilecek bir örgüt değil. Zayıflaması gereken ve demokratik, siyasi zeminden uzaklaştırılması gereken bir örgüt gibi görünüyor. Yani durum şu, PKK, Türkiye’de kaybetti. Siyasi paradigması çöktü. Kürt toplumu ondan uzaklaştı.

 

"Amerikan desteğinin siyasi desteğe dönüşmediğini görüyoruz"

 

Peki, DAEŞ sonrası PKK’yı konuştuk ama, Türkiye’de Kürt siyaseti açısından bakarsak ne görüyorsunuz?

 

Zayıflayan bir PKK-HDP çizgisinin, aynı şekilde bu zayıflığı Suriye ve Irak’ta da hissedeceği gerçeğini beraberinde getiriyor. Burada güçlü bir PKK ve HDP, Irak’ta da güçlü bir HDP ve PKK anlamına gelirdi. Amerika’nın desteğinin siyasi bir desteğe çok da dönüşmediğini görüyoruz. Meselâ, şu an ABD adına konuşan politikacılar, Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunması gerektiğini belirtiyorlar. Bu, PKK’nin yaptığı ön hazırlığın boşa gideceğini gösteriyor. Bu kantonlar arasındaki coğrafi temasları sağlayabilmek, orayı askeri olarak koordine edebilmek gibi imkânlara sahip olmayabilir PKK. Ben olamayacağını düşünüyorum. Üstelik, “Bu stratejide Esad nerede duruyor?” sorusu çok önemli. Esad da şurada duruyor, “Suriye federal ya da özerk bölgelere bölünemeyecek kadar küçük bir ülkedir” diyor. Daha önce Mesud Barzani ile yaptığımız bir görüşmede demişti ki, “Biz bu arkadaşlara Şam yönetiminin size yönelik siyasi bir vaadi var mı diye soruyoruz. Varsa bunu görmek isteriz. Rojava Kürtlerinin özgürlüğünü garanti altına almışsanız, o anlaşmayı görelim. Belki biz de sizi destekleriz. Ama bu arkadaşlarımız böyle bir belgeyi bize getiremediler” diyor.

 

Bu durumda Suriye'nin kuzeyi (Rojava) nasıl formüle edilecek?

 

Ben, Türkiye’deki âkıbetin Suriye’de de geçerli olacağını düşünüyorum. Rojava Kürtlerini çok inciterek, hakikaten akıl almaz ihlaller üzerinden bir denetim sağladılar. Bunu yaparken de Esad’ın ordusundan alabildiğine yararlandılar. 14-15’e yakın Kürt siyasi partisinin tüm faaliyetlerini durdurdular. Rojava’da Kürt temsiliyeti PKK’ye bırakılamayacak kadar önem kazanabilir ama bu temsiliyeti PYD üzerinden iktidar ile ilişkilendirmek de doğru olmayacaktır. Ben PKK’nin bu süreçte, hem Türkiye Kürtleri ile hem de Suriye, Irak ve İran ile ilgili Kürtlere yönelik paradigmaların çöküşüne tanık olacağımızı düşünüyorum.

 

"DAEŞ sonrası" diye anlattığınız bu dönemin ne zaman geleceğini düşünüyorsunuz?

 

Çok uzun bir dönem olacağı kanaatinde değilim. Bu süreçte Amerikan politikasının Trump ile birlikte nasıl değişeceği, İran seçimleri önemli. Şam’ın ve Bağdat’ın bu kadar egemenlik altında olmasının, bu sonuçların silahlı organizasyonlar tarafından kullanılıyor olmasının, bölgenin jeopolitik geleceği ile çok çatışacağı bir döneme gireceğiz. Böyle bir dönemi, ne ABD ister artık ne Tahran. Geçtiğimiz günlerde Dugin söylemişti, bizim de arka bahçemizdeki Kürtlere ilişkin, sonrasına dair bir tahayyülümüz olmalı.

 

"Güçlü bir entegrasyon olmalı"

 

Ne olmalı sizce?

 

Bir kere güçlü bir entegrasyon olmalı. Bilhassa Kuzey Irak, hatta onlar üzerinden Musul ve Kerkük’e kadar. Suriye Kürtleri de dahil buna.

 

Suriye Kürtleri kimin liderliğinde olursa bu entegrasyona katılabilir?

 

Şiddet ve terör kendisine yönelmediği sürece Türkiye’nin bu liderliğe söyleyebilecek bir şeyi olduğunu sanmıyorum.

 

"Toplumsal alandaki eşitlik yeniden düşünülmeli"

 

Türkiye’de Kürt siyasetini biraz önce de sormuştum. Ne öngörüyorsunuz Kürtler ve PKK çizgisindeki Kürt siyaseti açısından?

 

Bu kadar tecrübelerden sonra Türkiye’de Kürt meselesinin bir demokrasi meselesi, bir yurttaşlığın yeniden tanımlanması ve kapsayıcı yurttaşlık meselesinin hakikaten içselleştirilmesi meselesi olduğunu söyleyebiliriz. Dolayısıyla, buradaki siyasi temsil ve eşitlenme hakkı çok önemli. Bir çoğumuz bu eşitlenme hakkının sorun olmadığını düşünüyor. Ama ben aynı kanıda değilim. Devlet bürokrasisinden başlayarak toplumsal alandaki eşitliğin yeniden düşünülmesinde fayda görüyorum.

 

Meselâ...

 

Meselâ, siyasi partiler. Sadece AK Parti’yi kastederek söylemiyorum. Siyasi partilerin, siyasi temsili yeniden düşünmelerinde fayda var. Biz madem milli ve yerli politikalar diyoruz, bu yerelliğin ancak yerel aktörler oluşturarak, daha doğrusu zaten bu çaba içinde olan yerel aktörleri güçlendirerek olabileceğini düşünmeliyiz. Hakikaten Türkiye artık her mânâda sadece Ankara’dan yönetilecek bir ülke değil. Bu bakımdan yerel güçlenme, ekonomik ve siyasi güçlenme dediğimiz zaman aklımıza ikinci büyük nüfus olarak Kürtler geliyor. Bu güçlenme bir bölge ile de sınırlı değil. İstanbul’da 4-5 milyon Kürt yaşıyor. Bu siyasi eşitlenme ve temsil üzerinden Kürtlere mesajını ileten bir hareket, zaman geldi İstanbul’da Haziran seçimlerinde 1 milyonun üzerinde oy aldı. Bugün Türkiye’de her Kürt yurttaşımızın gönlünden geçen siyasi temsil ve eşitlenmedir. Bunun da etnik bir ayrışmaya yol açmadan sağlanmasıdır. Bunu tüm siyasi partilerimiz yeniden düşünebilir.

 

Türkiye’de şu an Kürt sorunu nedir?

 

Demokrasi sorunudur. Siyasi temsil ve eşitlenme sorunudur.

 

Demokrasi dediğiniz sorunun içinde ne var?

 

Yeni bir anayasa, tabii ki.

 

Büyük bir değişiklik yapılıyor şu an Anayasa’da...

 

Evet, ama başka kapsamda. 12 Eylül Anayasası devam ediyor. Yurttaşlık ile ilgili bizim öngördüğümüz tanımlardan çok uzağız.

 

Bugün MHP ile varılan uzlaşma sonrasında, öngördüğünüz bu tanıma uygun değişiklik yapılabilir mi?

 

Ben, MHP’de de bir takım değişikliklerin olabileceğini düşünüyorum ama biz Anayasa'yı şu veya bu partinin fikirleri üzerinden tartışamayız. Türkiye’nin ihtiyaçları üzerinden tartışmalıyız. Bu ihtiyaçlar aslında AK Parti’den de bağımsız ihtiyaçlardır. CHP’de de değişim olmalı. Ben, AK Parti’liyim ama en çok da MHP’nin değişmesini istiyorum. MHP’de de belli bir değişimi görebiliyorum ve bu değişim hakikaten makbul. O dar, sınırlı, herkesi dışlayan milliyetçilikten kendi mantığı içinde kapsayıcı milliyetçiliğe biraz dönüş yaptılar. Çok kritik anlarda Sayın Bahçeli’nin bizi nasıl felaketlerden koruduğunu hep birlikte gördük.

 

Siyasi temsil sorunu ile ne kast ettiğinizi biraz daha açıkça anlatabilir misiniz?

 

Çeşitli ülke deneyimlerinde farklı çözüm yolları var. Yerel yönetimlerin güçlenmesi de var bunun içinde. Ama burada da PKK’nin izlediği politikalar, o yerel yönetimlerin üzerinde elindeki silahla kurduğu mekanizmalar nedeniyle maalesef çok iyi niyetle başlatılan bu büyükşehir statüleri, bumerang gibi geldi Türkiye’yi vurdu. Biz, Van’ı ve Mardin’i güçlendirelim diye Büyükşehir statüsüne soktuk, ama onlar araçlarla hendeklere malzeme taşıdılar.

 

AK Parti’ye oy veren Kürtlerde MHP ile işbirliğine yönelik bir soru işareti var mı sizce?

 

Şu ana kadar olmadı, ama kampanya için çıktığımızda karşılaşacağımız bir problem olabilir bu konu. Ama ben bunu AK Parti’ye de HDP’ye oy veren seçmenin de iyi anlatılması durumunda bunu iyi anlayacağından eminim.

 

Kaynak:aljazeera



Haber okunma sayısı: 2375

Yazdır

YORUM EKLE

Yorum Başlığı

Yorum

YORUMLAR

  • Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun.

DİĞER HABERLER

ikinci-tura-ince-cikar

‘İkinci tura İnce çıkar’

11 Mayıs 2018 Cuma 10:43
hakeme-ragmen-bu-maci-alacagiz

Hakeme rağmen bu maçı alacağız

27 Mart 2018 Salı 23:40
bizi-aldatan-devletin-destegi-oldu

Bizi aldatan devletin desteği oldu

26 Mart 2018 Pazartesi 10:09
muhterem-secmenden-osmanli-tokati-yiyecek

Muhterem seçmenden Osmanlı tokatı yiyecek

26 Mart 2018 Pazartesi 09:55
korktukca-zulum-artiyor

Korktukça zulüm artıyor

26 Şubat 2018 Pazartesi 10:47

ÜLKE GÜNDEMİ

Soruşturma izni çıkınca başkanlıktan istifa etti

Danıştay 1. Dairesi, hakkında şikayet bulunan AKP’li Ordu Büyükşehir Belediye Başkanı Enver Yılmaz

Osmangazi Köprüsü'nün büyük kazığı!

CHP İstanbul Milletvekili Ali Şeker, Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’a sordu: “Yap-İşlet-Devret

Ana, baba, bacı, gardaş üniversitesi

Hitit Üniversitesi’ndeki akademisyen kadrosunda aynı soyada sahip en az 10 çiftin olması sosyal medyada tepkiye

10 hastalık 10 tuhaf komplo

Milyonlarca kişinin ölümüne neden olan hatta öldürmeye devam eden hastalıklar bilinçli olarak çıkarılan bir

İnce o tartışmalara noktayı koydu

CHP'nin 24 Haziran'daki Cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce, Habertürk TV'de yayınlanan 'Türkiye'nin Nabzı'

MHP tabanıyla gönül ittifakımız var

CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel, TBMM'de düzenlediği basın toplantısında, İdlib mutabakatının içeriğinin

ÇOK OKUNANLAR

  • Haber bulunamadı

  • Haber bulunamadı

  • Haber bulunamadı

İSTANBUL - HAVA DURUMU

ISTANBUL