11 Aralık 2018 Salı

Uyuyan kahin Cayce’nin kehanetleri

uyuyan-kahin-caycenin-kehanetleri

Duyu Dışı Algılama´nın sınırlarının içinde, durugörü, telekinezi, astral yolculuk ve mistik deneyler bulunmaktadır. Yaşanan deneyler sonucunda sırların çoğunun Doğu´da saklı olduğu görülmüştür; bu gizem çözülme noktasına Satori, Moksha ya da Nirvana denir.
02 Aralık 2018 Pazar 19:57

 Düşünce daima eylemin merkezindedir, beyne bağlı sinirsel iletişim ağı yeterli güce ulaşıldığında Nirvana gibi, Duyu Dışı Algılama olaylarını başlatır. Bu durumun en iyi örneklerinden birisi, Okült alanın en tanınmış isimlerinden birisi olan Uyuyan Kahin olarak da bilinen Edgar Cayce´dir. Bir şifacı, bir kahin ve bir kutsal kitap yorumcusuydu. Kehanetlerini uykuya benzer bir trans hali içinde söylediği için, kendisine “Uyuyan Kahin” lakabı verilmiştir. Uyandığında bunların hiç birini hatırlayamaması da onun gerçek anlamda bir transa girdiğinin en önemli göstergesiydi. Trans sırasında yaptığı teşhislerde, kimi değişik vakaların tedavisi için gerekli ilaçların nerede bulunabileceğini tarif etmiştir. Ayrıca reenkarnasyon astroloji ve Atlantis ile ilgili kehanetlerde bulunmuştur.

 

Edgar Cayce, tüm bedenimizde bilinçlilik oldugunu söyler. Cayce, insanların hayatları ile ilgili tüm ayrıntıları içeren kitapların bulunduğu eşsiz bir kütüphaneden söz eder. Bu kayıtlar tarih boyunca yaşamış bulunan insanların bilinçaltından toplanmıştır. Cayce, astral planda seyahat edebilen herkesin, bu evrensel kayıtlara girebileceğini düşünüyordu. Bir kanepeye uzanıp gözlerini kapattıktan ve ellerini karnı üzerine kavuşturduktan sonra kendini bir çeşit uyku durumuna sokan Edgar Cayce, sıradışı bir yetenek sergiliyordu. Bu gevşeme ve meditasyon konumu, ona zihnen tüm zaman ve uzayla temas kurma olanağı sağlıyordu. İlgili kişinin adı ve dünyanın neresinde olursa olsun oturduğu yer bilgisi kendine verildikten sonra, konuşmaya başlar ve bu kişi hakkında tüm soruları cevaplardı. “Okuma” adıyla bilinen bu yanıtlar bir stenograf tarafından kayıtlara geçirilir, bir kopyası dosyada saklanarak, diğeri bu bilgiyi isteyen kişiye gönderilirdi.

 



 

Edgar Cayce’in kendi iradesine bağlı olarak istediği anda uyku durumuna geçme ve bilgilerini çok aşan konular üzerinde hâkim bir şekilde konuşma gibi özel bir yeteneği vardı. Cayce hipnoz uykusundan uyanınca hiçbir şey hatırlamıyordu. Uykudayken bu işi nasıl başardığı sorulduğunda, yaşayan herhangi bir insan beyni ile ilişki kurabildiğini, bu beyin ya da beyinlerdeki bilgilerden, kendisine gelen hastaları teşhis edebildiğini, ilaçlar verebildiğini söylüyordu. Belki de bu anlarda Cayce’de bambaşka bir akıl canlanıyor ve insanlıkta dolaşan bütün bilgilerden, tıpkı bir kitaplıktan olduğu gibi yararlanıyordu. Bu işlem ışık hızıyla oluyordu. Fakat Edgar Cayce’nin durumunu bugün için açıklama imkânı yoktur. Cayce’in zihni, zamanı ve mekânı aşmaya muktedirdi. Örneğin, Wyoming’de oturan bir danışman, “okuma”nın başlangıcında “evin içinde dönüp durmayı bırakıp oturması” emrini almıştı. Şüpheci bir iş adamı Cayce’e, o özel hali içerisinde bulunduğu bir sırada kendisini bürosuna gidene kadar izlemesini teklif etmiş ve meydan okumuştu. Adam her zaman alış veriş yaptığı tütün bayiinin önünde durmuş, ama bu kez bir yerine iki adet püro almıştı. Bürosuna ise bu kez asansör yerine merdivenleri kullanarak çıkmıştı. Buraya varınca da hep yaptığı gibi mektup kutusunu açmıştı. Virginia’da, Virginia Beach’deki evinde uyumuş olan Cayce ise “okuma”sını vermişti. Şüpheci danışman raporu aldığında çok şaşırdı. Cayce en ufak davranışlarını ve hareketlerini tarif etmekle kalmamış, mektuplarını bile okumuştu! Kehanetlerini transtayken söylüyordu ama Cayce uyanıkken de çevresindeki etkilere son derece duyarlıydı. Bir gün bir konferans salonunu terk etmek zorunda kalışının nedeni de bu duyarlılıktı. Çünkü o sırada orada bulunan bütün gençlerin bir gün savaşa gideceklerini, içlerinden üç tanesinin de asla geri dönmeyeceklerini görmüştü.

 

Edgar Cayce ve de diğer mistik doktrinler daima ölümsüzlüğü düşünerek, ruhun bedenleri kullandığını öne sürdüler. Bu yaklaşım, reenkarnasyon ya da ruh göçüdür, Karma olarak da tanımlanır ve de neden-sonuç ilişkisi ile açıklanır. Göründüğü kadarıyla mantıksal olarak, birden fazla yaşam deneyi gereklidir, dünya sahnesindeki evrimin ve ruhsal yaşam açısından gelişimin yolu budur; özellikle de ruh düşünsel olarak ölümsüzlük sezgisine sahipse. Edgar Cayce, bunu ruhsal yaşamlar arası ilişkinin açıklanması şeklinde yorumluyor ve anlattıklarına “Yaşam Okumaları” diyordu. Cayce´nin okumalarında insan, sadece çevresel etkilerle gelişmiyor ya da olumsuz etkiler almıyordu. Kendisiyle de buluşuyor ve kozmik güçlerin karmik kalıntılarını da kullanıyordu. Cayce şöyle der; “Bir ruh bir bedene girdiği anda, bir kapı açılır. Bu bir fırsattır, ruhun kaderi inşa edilecektir. İyi ya da kötü olaylar önceden programlanmıştır, bunları kullanmak fırsatı ruha aittir yani önüne gelen iyi ya da kötü olayı ruh serbest iradesiyle değerlendirir. Verilecek kararlar ruhun kurtuluşu yolundadır, burada sorumluluklardan kaçılamaz, ruh buna mecburdur. Kalbin zenginliği, sözlerle anlaşılır, düşünceler eylemdir ve kişi kendisini geliştirmek için daima erdemli işler yapmalıdır, kendisini eğitmeli ve kendisine gücenmemelidir.” Cayce’a göre dünya yaşamlarının ara dönemlerinde ruh gezegensel boyutlarda varolur, bu bir bilinç alanıdır, bireyin ya da öz ruhun bu alandaki yönlendirmeleri, dünya yaşamlarında belirir. Diğer yandan, önceki dünya yaşamları ve deneyler duyusal tahrikler yaratarak, ruhsal ilişkinin başlaması için gereken kişiliği şekillendirirler. Edgar Cayce, astrolojik düşüncelerin özel anlamlar doğurduğunu söylerken, insan üzerindeki en büyük güç olduğunu önemli şekilde vurgulayarak şöyle diyordu; “İnsanın kaderini etkileyen en büyük güç, önce Güneş´tir, sonra dünyaya yakın gezegenlerin gücü gelir, bütün bunlar bireyin doğum zamanında etkilemeye başlarlar. Anlamaya çalışın, gezegenlerin bir eylemi yoktur ya da Güneş´in veya Ay´ın evrelerinden söz etmiyorum, doğal olarak tüm göksel varoluşlar insandaki olacaklar üzerinde etkindirler. İnsanlığın Güneş Sistemi ile çok özel bir ilişkisi vardır. Biz bir amaç doğrultusunda varız ve amacımız burada bulunmaktır. Tüm göksel kürelerle bir iç ilişki halindeyiz, bizler onlardan, onlar da bizden etkilenirler. Dünya ruhların buluşma ve çalışma yeridir, burada diğer ruhların yaşamlarını öğrenir ve öğretilerle bütünleştirirken göksel kürelerin bilinç boyutları ile karşılaştırırız. Her gezegen bir öğretinin bir parçasıdır, bir titreşim, bir frekans merkezidir, buralarda ruhlar bulunurlar ve toplu olarak büyük uyanışı amaçlarlar. Cayce, “tekrar diriliş” sözünün esas olarak “tekrardoğuş” anlamına geldiğini ve bu bütünlük içinde ele alındıklarında Yeni Ahit’te bulunan pek çok metnin daha derin bir anlam içerdiklerini söylemektedir. Edgar Cayce’a göre İnsanın alın yazısını gezegenler belirler. Gezegenler ruhsal varlıkların yaşam ve deney alanlarıdırlar. Her birimiz Güneş Sistemi´ndeki tüm cisimlerden etkileniriz ama bu etki fiziksel değil, bilinç düzeyimizi etkileyen farklı titreşim alanlarından oluşur. Cayce şöyle demiştir: “Burçlar karmik modellerdir, gezegenler dokuma tezgâhı, İrade ise dokuyucudur”. Her ruhun geliş amacı bir döngüyü tamamlaması, sonsuza daha da yaklaşması, dünyadaki mevcudiyetinin amacını daha iyi bilmesi içindir”. Cayce ye göre, ruh tekamülü sürecinde başka gezegenlerde de “ikamet etmekte” dir. Cayce şöyle demektedir “ Ölümden hemen sonra, süresi varlığın (o ruhun) ruhsal gelişimine bağlı olan bir bilinçdışı dönem vardır. Ölümden sonra ruh en son dünya deneyimi sırasında akılda oluşan şeylerle beslenir ve bir anlamda bunlar tarafından sahiplenilir. Fiziksel düzlemde (dünyada) ne kazanılmışsa, şimdi orada kullanılır.”

 

Ünlü kahin Edgar Cayce 1905 yılında bilincini yitirip, 3 gün boyunca komada kalmıştı. Hekimler tamamen ümitsizdi. Onlara göre öyle derin bir uykudaydı ki büyük olasılıkla asla uyanamayacaktı. Her türlü ilaç denenmiş olduğu halde bilincin geri döneceğine dair herhangi bir işaret görülmemişti. Üçüncü günün akşamında doktorlar yapılacak bir şey kalmadığını ilan söylediler. Fakat Cayce, komada durumundayken aniden konuşmaya haşladı. Doktorlar gözlerine inanamıyorlardı: Cayce’in vücudu uykuda olduğu halde kendisi konuşuyordu! Bir ağaçtan düşüp omurgasını incittiğini ve bu yüzden bilincini yitirdiğini söylüyordu. Altı saat içinde tedavi edilmediği taktirde beyninin zarar görüp ölümüne yol açacağını da ekliyordu. İçmesi gereken bitkisel bir karışım olduğunu öne sürüyor ve onu içtiği taktirde 12 saat içinde iyileşeceğini söylüyordu. Söylediği bitkiler Cayce’in bilebileceği türden değildi ve bu karışım daha önce böyle bir vakayı tedavi etmek için kullanılmamış olduğundan doktorlar ilkin bu söylediklerinin beynin hasar görmüş olmasından kaynaklandığını düşündüler. Fakat Cayce özellikle bu bitkileri söylediği için denemeye karar verdiler. Bu otlar bulunup Cayce’a verildi ve on iki saat içinde tamamen iyileşmesini sağladı .Uyandıktan sonra kendisine bu olaydan söz edildiğinde Cayce böyle bir ilaç önermiş olduğunu hatırlamıyordu; bu bitkilerin ne isimlerini biliyor ne de kendilerini tanıyordu. Fakat Edgar Cayce’in hayatındaki bu olay çok az rastlanan bir durumun başlangıcı oldu. Tedavi edilemeyen hastalıklara çare bulma konusunda uzmanlaştı; hayatı boyunca yaklaşık otuz bin kişiyi iyileştirdi. Önerdiği reçete her zaman doğruydu; onun verdiği ilacı alan istisnasız her hasta iyileşiyordu. Ancak Cayce bu durumu açıklayamıyordu. Yalnızca ne zaman bir hastalığa çare aramak için gözlerini kapasa, iki gözünün de iki kaşının ortasına doğru çekiliyormuşçasına yukarı döndüklerini söylüyordu. Gözleri orada sabitleniyor ve her şeyi unutuyordu; yalnızca bir noktadan sonra çevresindeki her şeye karşı kayıtsız kaldığını ve o noktaya ulaşana kadar tedavi yöntemine erişemediğini hatırlıyordu. Önemli ilaçlar bulmuştur ki bunlardan ikisi anlatmaya değerdir.

 

Amerika’da yaşayan çok zengin bir ailenin bireylerinden bir kadın uzun zamandır hastaydı ve tedavilerden hiçbirine yanıt vermiyordu. Son olarak Edgar Cayce’a gitti ve Cayce ona bilincini yitirdiği duruma geçip bir ilaç önerdi. Fakat söylediği ilaç hiçbir yerde bulunamıyordu. Kimse gerçekte böyle bir ilacın var olup olmadığını bile kestiremiyordu. İlaçla ilgili bilgi edinmek üzere uluslararası gazetelere ilanlar verildi. Üç hafta sonra İsveç’ten bir adam bu isim altında bir ilacın var olmadığını, 20 yıl önce babasının bu isim altında bir ilacın patentini aldığı halde asla üretimine geçmediğini yazdı. Aynı zamanda babası ölmüş olduğu halde bu ilacın formülünü gönderebileceğini de ekledi. Böylece ilaç hazırlandı ve kadına verilip iyileşmesi sağlandı. Diğer bir olayda yine bir hastaya belli bir ilacı önerdi; araştırmalar yapıldığı halde ilaç bulunamadı. Bir sene sonra gazetede bu ilaca ulaşılabileceğini duyuran bir ilan çıktı. Bir sene öncesinde laboratuarlarda test edilme aşamasındaydı ve henüz ismi verilmemişti ama Cayce bu ismi de bilmişti. Bu ilaç da o hastaya verildikten kısa bir süre sonra tamamen iyileşmesini sağladı. Cayce bazen de bulunamayan ilaçlar öneriyor ve hastalar ölüyordu. Bu konuda kendisine soru sorulduğu zaman çaresiz olduğunu ve elinden bir şey gelmediğini söylüyordu. “Bu ilaçları kimin gördüğünü ve ben bilinçsizken kimin konuştuğunu bilemiyorum. O insanla hiçbir alakam yok.” Ama kesin olan bir şey varsa, o da ne zaman o durumda konuşmaya başlasa gözlerinin yukarı doğru çekildiğiydi. İnsan derin uykudayken gözler de uykunun derinliğine bağlı olarak yukarı doğru çekilir. Uykun ne kadar derinse gözler de o kadar yukarıya çıkıyor; gözler ne kadar aşağıdaysa o kadar hareketli oluyorlar. Gözler gözkapağının altında hızla hareket ediyorsa bu çok hareketli bir rüya gördüğün anlamına geliyor. Artık derinlemesine yapılmış deneylerle bilimsel olarak kanıtlandığına göre hızlı göz hareketi (Rapid Eye Movement) yani REM hızla gelişen bir rüyanın göstergesi. Gözler ne kadar aşağıdaysa REM de o kadar büyük oluyor; gözler yukarı çıktıkça da REM düşüyor. REM sıfır seviyesine indiği zaman uyku da en derin noktasına ulaşmış oluyor. O noktada gözler sabit şekilde iki kaşın arasındaki noktada duruyor.

Edgar Cayce’ye göre Keops Piramidinde geometrik, matematiksel ve insanlığın ilerleyişine ait bilgiler bulunmaktadır. Büyük Piramit ile Sfenks arasında bir “Kayıtlar Piramidi” vardır. Bu yer, insanlık bencilliğini, egosunu yeninceye, belli bir idrak düzeyine ulaşıncaya kadar da gizli kalacaktır. Cayce’e göre Atlantisliler, İ.Ö. 10.500 yılında Mısır’a göç etmişler ve 40.000 yıllık uygarlıklarının kayıtlarını da yanlarında götürmüşlerdi. Mısır, eski ve gelişmiş bir uygarlık olan Atlantis’in bir kolonisiydi. Yağmalamalar sonucu kaybolan bu kayıtların, Sfenks’in yakınlarında, henüz keşfedilmemiş ve tamamen toprağın altındaki bir başka piramidin içinde yer alan, kendi verdiği isimle “Kayıtlar Salonu”nda bulunacağını söylemiştir. Ayrıca Cayce, Mısır Piramitleri’nin sanılanın aksine, M.Ö. 3500 yılından çok önce yaklaşık M.Ö. 10.500 yılında yine Atlantisliler tarafından yapıldıklarını söylüyordu. Cayce 1920’li yılların sonundan 1945’deki ölümüne kadar, Atlantis’in bütün detayları ile birlikte dünyasal ve ruhsal amaçlar için kullanıldıkları kabul edilen kristallerden çokca bahsetmiştir. Ona göre “Büyük Kristal”in kötüye kullanılması, onların kendi kendilerini yok edişine sebep olmuştur. Atlantis’te dünyanın içsel tesirleri ile bağlantı kurmak amacı ile kazılmış çukurlara yerleştirilmiş kristaller mevcuttu. Bu kristallere güneş ışığının düşürülmesi ile meydana getirilen güçlü ışınsal etki, yıkıcı bir niteliğe sahipti. Ancak sonraları açgözlülükleri yüzünden kozmik kuvvetlerle oynamak felaket getirdi. Felâketten geriye kalan insanlar kristal teknolojisi ile diğer kıtalara kaçarak sonraki uygarlıkların temellerini atmışlardır. Bimini adası yakınlarında Atlantis kalıntıların bulunacağını çok önceden söylemiştir. Yıllar sonra Bimini bölgesinde araştırmalar yapan Dr. J. Manşon, Jack Mayol ve Harold Climo 1968 yılında Okyanus’un altında yeralan; taşlardan yapılmış yollar, büyük bir duvar ve yapılar keşfettiler. O zamandan beri Bimini yolu arkeolojik incelemelere tabi tutuldu. Yakınlarında yivli mermer bir sütün parçası ve harç ile sıvanmış bir kiremit parçası bulundu. Bimini yolunun insan işi olduğu kuşkusuz, bir gözlemcinin dediği gibi, “Doğa kare şeklinde taş yaratmaz, ve taşları da sıra halinde dizmez”.

 

Cayce’in “okumaları” İsa’nın Essenîler tarafından yetiştirildiğini, İsa’nın onların öğretisini aldığını söyler. Tomarlar Essenelerin dini literatürü idi. Cayce’ye göre Essenelerin birkaç grubu vardı, İsanın hayatında rol oynayan grup Carmel Dağında idi. Esseneler, kendilerini Mesih’in annesi olmak üzere hazırlamaları için 12 kız seçip Carmel Dağındaki tapınağa getirdiler. Meryem, bu kızlardan biriydi. Bu kızlar fiziksel ve zihinsel egzersizlerle eğitildiler, özel diyetlere tabi tutuldular. Cayce’ye göre, o zamanlar Essenelerin başında ismi “Judy” olan bir kadın vardı. Judy kahin, psişik ve ruhsal öğretmen idi. Sadece Musevi mistisizmi eğitimi almamıştı, ayrıca Hindistan, Mısır ve Pers topraklarının eğitimini de almıştı. Meryem tapınağa geldiğinde sadece 4 yaşında idi. Cayce’ye göre, İsanın annesi olmak üzere Başmelek Cebrail tarafından seçildi, o zaman 12 veya 13 yaşında idi. Diğer çocuklardan ayrıldı ve daha ileri hazırlık ve eğitimden geçti. Seçildikten sonra; Meryeme şarap ve fermente olmuş içecekler yasaklandı ve katı bir diyete tabi tutuldu. İsa’nın 3 kardeşi vardı. İsa, ilişki olmadan doğmuştu, ancak Meryem ve Yusuf evlendikten sonra, normal yolla üç çocukları daha oldu. Cayce’ye göre, on iki yaşından önce İsa Musevi yasasının üstadı olmuştu. 12 –16 yaşları arasında Carmel Dağında Judy ona kehanetleri öğretti. Sonra Mısıra gönderildi, ardından 3 yıllığına Hindistana gitti ve sonra daha ileri eğitim için de İran’a. Öğretmen olarak hazırlığını tamamlamak için Mısıra yeniden gitti. Hindistan’da aldığı eğitim fiziksel ve zihinsel güç için hazırlanma ile ilgili bedenin temizliği” idi. İran’da Zu’nun, Mısır’da Ra’nın öğretilerini aldı.

 

 

1. ve 2. Dünya Savaşları’nı başlangıç ve bitiş tarihleriyle, 1929 yılındaki büyük ekonomik buhranı ve 1933’te dünyayı rahatlatan ekonomik büyümeyi bildiren Edgar Cayce’ın, günümüz için kehanetleri oldukça ilginç. Cayce, 1920’lerin ortasında yaptığı bir okumada, 1939 yılında borsanın çökeceğini ve bunu da büyük ekonomik bunalımın takip edeceğini söylemiştir. 1931 yılında ise, büyük bunalımın 1933’de sona ereceğini ifade etmiştir. Bunalım, gerçekten de 1933 yılında sona ermiştir. Adolf Hitler’in Almanya yönetimine geleceğini ve makamından indirilene ya da dışarıdan bir müdahale gelene kadar da yönetimde kalacağını 1934’de söylemiştir. Uluslararası dengelerin iyice kaybolacağını ve işlerin çığırından çıkacağını 1936 yılında, 2. Dünya Savaşı’nın ne zaman başlayıp ne zaman biteceğini de 1937 yılında öngörmüştür. Ayrıca, 1939 ‘da, aktif göreve ileriki yıllarda çağırılıp çağırılmayacağını soran emekli bir Amerikan deniz subayına, 1941’de çağrılabileceğini söylemiştir. Nitekim ABD, 1941’deki Pearl Harbor baskını ile 2. Dünya Savaşı’na dahil olmuştur.

 

Cayce, 1939’da yaptığı öngörüde, Roosevelt ve Kennedy’nin başkanlık görevleri sırasında öleceklerini de açıklamıştır. Hindistan’ın İngiltere’den bağımsızlığını kazanmasının yanında, o zamanlar komünist bile olmayan Çin’i kastederek, ABD. ve Rusya’nın Kızıl Çin’e karşı birleşeceğini öngörmüştür. Ona göre ABD, 2003 yılından itibaren İran’la uğraşmaya başlayacak ama hiçbir zaman İran’a savaş açmayacak. Ünlü kahin 1 Ocak 1945’de, 4 gün içinde gömüleceğini öngörmüştür. Bunu söyledikten 2 gün sonra ölmüştür.

 

Sovyet Kızıl Ordu’nun büyük başarı elde ettiği 1945’in şubat ayında, ölümüne sadece 1 ay kala Sovyetler Birliği’nin 1989’da çökeceğini ve Rusya’da dini ve spiritüel özgürlük doğacağını söylemiştir. Rusya yavaş ama istikrarlı bir biçimde güçlenecek. 2010’da Sovyet Birliği yeniden kurulacak. Eskisi gibi olmayacak ama Rusya, bölge ülkelerini etrafına toplayacak. Belarus, Kırgızistan, Ermenistan, Doğu Ukrayna, Kazakistan ve sonunda Gürcistan da Rusya’nın etrafında biraraya gelecek. Cayce ayrıca Rusya’nın ‘dünyanın ümidi’ haline gelmesinden bahsedip şöyle diyor: Dünyanın ümidi Rusya’dan geliyor ama bu ümit komünist veya Bolşevik diye tanımlanan şey değil; özgürlük, özgürlük! İnsanların kardeşçe yaşaması! Çekirdek oluştu. Somutlaşması yıllar alacak fakat dünyanın ümidi bir kez daha Rusya’dan doğuyor!

 

Cayce, kendi yaşadığı yıllarda bilinmeyen Plüton’un varlığını, sistemde bir 9. gezegen olduğunu söyleyerek öngörmüştür. Ayrıca, okyanusun dibinde büyük oranda altın olduğunu da ifade etmiştir ve bu altın damarları, 1970’lerde keşfedilmiştir. Ünlü kahin lazer ve kızılötesi görüşten de ilk olarak bahseden insandır. kendisiyle görüşmelerde bulunan danışanlarına, sürekli telsiz-telefon-telgraf iletişimi, havacılık ve elektronik gibi askeri alanları da destekleyen sektörlere yatırım yapmalarını öğütlemiştir. Bunlar, gerçekten de Cayce’den sonraki dönemde en önemli sektörler olmuşlardır.

 

1930’da yaptığı kehanette Üçüncü Dünya Savaşı olmayacağını ancak dünyayı daha büyük bir tehlikenin beklediğini söylemiştir. Bu tehlikenin, o dönemde hiç de sözü edilmeyen ‘küresel ısınma’yla birlikte başlayacak doğal felaketlerle geleceğini açıkladı. Antaktika ve Grönland’daki buzulların eriyeceğini öngören kahin, bununla birlikte su seviyesinin yükseleceğini ve ABD’de San Francisco ve Los Angeles gibi kıyı kentlerinin yok olacağını belirtmiştir. Buzulların erinesiyle dünyanın giderek daha büyük depremlerle sarsılacağını öngören Cayce’a göre ‘Depremler dünyanın şeklini ebediyen değiştirecek ve 21. Yüzyılın sonunda dünya eskisine hiç benzemeyecek. Cayce şöyle diyor: ‘Kuzey bölgelerinde ve Antarktika’da kabarmalar ve depremler, yerkürenin sıcak bölgelerinde volkanik patlamalar olacak. Kutuplar yer değiştirecek; öyle ki, soğuk veya yarı tropikal ülkeler daha tropikal olacaklar ve oralarda dev eğrelti otları ve yosunlar çıkacak. Değişimler meydana geldiğinde, birkaç yıl içinde Atlantik ve Pasifik’te yeni karalar ortaya çıkacak, günümüzdeki pek çok ülkenin kıyıları da okyanusun dibine gömülecek. Değişimler meydana geldiğinde, birkaç yıl içinde Atlantik ve Pasifik’te yeni karalar ortaya çıkacak, günümüzdeki pek çok ülkenin kıyıları da okyanusun dibine gömülecek. Dünyadaki tüm ülkeler arasında, depremlerden en az zararı İrlanda görecek, bu değişimler sırasında Japonya’nın da büyük bir bölümünün denize gömülecek.

 

Haberin etiketleri:

sır, gizem


Haber okunma sayısı: 93

Yazdır

YORUM EKLE

Yorum Başlığı

Yorum

YORUMLAR

  • Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun.

DİĞER HABERLER

100-yildir-cozulemeyen-cinayet

100 Yıldır çözülemeyen cinayet

11 Aralık 2018 Salı 09:32
ruhlarla-iletisim-mumkun-mu

Ruhlarla iletişim mümkün mü?

08 Aralık 2018 Cumartesi 19:32
reptilian-irki-gercek-mi

Reptilian ırkı gerçek mi?

08 Aralık 2018 Cumartesi 19:04
ilahi-dinlerde-cinler

İlahi dinlerde cinler

06 Aralık 2018 Perşembe 19:27
gelecegi-gormek-gercekten-mumkun-mu

Geleceği görmek gerçekten mümkün mü?

01 Aralık 2018 Cumartesi 11:37
uyuyan-kahin-caycenin-kehanetleri

Uyuyan kahin Cayce’nin kehanetleri

02 Aralık 2018 Pazar 19:57

ÜLKE GÜNDEMİ

Milli Eğitim Bakanlığı ne iş yapar

CHP Genel Başkan Yardımcısı Yıldırım Kaya, Milli Eğitim Bakanlığının; İnsan Vakfı'nın 'Mescitsiz Okul

Bu bütçe milyonerleri koruyan bir bütçe

Türkiye İşçi Partisi Genel Başkanı ve İstanbul Milletvekili Erkan Baş, Mecliste düzenlediği basın

Rejim kurumlarında tasarruf yok

Hükümet yetkilileri bütçe görüşmelerinde ısrarla tasarruf yapılması gerektiğini söylese de yeni rejimin

Bahçeli bize flu, HDP'ye net

İYİ Parti İzmir Milletvekili Dervişoğlu, “Sayın Bahçeli meclis oturma düzeninde solunda oturan bizleri flu,

Akit'e karşı adım atıldı

HKP, Yeni Akit hakkında Küçükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığına bir suç duyurusunda bulundu. Öte yandan,

Yıldırım gazetecilerin sorularını yanıtladı

TBMM Başkanı Binali Yıldırım, TBMM Tören Salonu'nda, Başkanlık Divanı üyeleri ve Grup Başkanvekilleriyle bir

ÇOK OKUNANLAR

İSTANBUL - HAVA DURUMU

ISTANBUL