06 Temmuz 2020 Pazartesi

Kara Ölümün Felaket getiren fetihleri

kara-olumun-felaket-getiren-fetihleri

Kara ölüm adıyla da bilinen ve alabildiğine yayılmış bir veba salgını 1347-1350 yılları arasında yaklaşık 200 milyon kişinin ölmesine neden olmuştu.
04 Ocak 2020 Cumartesi 19:57

 Büyük veba salgını, tarihte yaşanılmış birçok savaştan daha fazla can kaybına sebep olmuş bir felakettir. Etkisi o kadar büyüktü ki birkaç yılda 100 milyona yakın kişinin hayatını kaybetmesine sebep olmuştur. Veba salgını 1347-1351 yılları arasında Avrupa’da meydana gelmiştir. O zamanlar Avrupa’da yoğun nüfus artışı yaşanmış, bunun sonunda da kıtlık dönemine girilmiştir. Büyük veba salgınının kıtlık döneminin hemen arkasından gelmesi haliyle Avrupa’nın bu durumla mücalesini çok zorlaştırmıştır. Salgın ilk olarak yoksul ve bakıma muhtaç insanlarda görülmüş, salgının yayılmasıyla birlikte üst tabakadaki kesimin de etkilenmesi kaçınılmaz olmuştur. Tarihten tanıdığımız vebaya yenik düşen kişiler ise; Aragon Kralı 4. Pedro ve eşi Leanor, İngiltere Kralı 3.Edward’ın kızı Jon’dur. Cnterbury’de de iki başpiskopos vebadan dolayı ard arda yaşamlarını yitirmiştir.

 

Büyük Veba Salgınının Yayılması

Veba, Çin ve Orta Asya’da başlamış buradan tüm dünyaya yayılmıştır. Veba’nın Avrupa’ya ulaşması Asya’lı tacirenlerin Çin’den satın aldıkları vebalı kürkleri Avrupa’ya satması yoluyla bulaşmıştır. Gemide yaşayan pire ve farelerin de bu hastalığın yayılmasında etkili oldukları söylenmektedir. O sıralar Kırım Ttarları’nın reisi Canıbek, Ceneviz limanını kuşatmış ve kendi vebalı adamlarını mancınıkla şehrin içine fırlatıp hastalığı İtalyan’lara bulaştırmıştır. İtalyanlara bulaşan vebayla ilk karşılan şehirler Cenova, Messina ve Venedik olmuştur. Sonrasında Veba Salgını, 1348 yılında Paris’e kadar gelmiş 1349’da ise Londra’yı etkisi altına almış İskoçya ve İskandinavya’dan sonra da başlangıcı olan tatarların yurduna tekrar ulaşmıştır. Floransa’da 90.000’den 45.000’i, Fransa’da 125.000, İngiltere de 1.000.000 kişi ve Venedik’de ise nüfusun %75 ‘i veba salgınından ölmüştür. Suriye, Lübnan, Mısır, Hatay, Mekke, Yemen ve daha birçok şehir, toplamda tüm dünyanın büyük bir kısmı veba hastalığından yaşamını kaybetmiştir.

 



Halk arasında Veba olarak bilinen bu hastalık aslında bir enfeksiyon hastalığıdır ve antibiyotiğin bulunmasıyla sona ermiştir. Veba salgınında, enfeksiyona sebep veren bakteriye “Yersinla Pestis” adı verilmiş, bakterinin ismi Fransız bakteriyalog A.Yersin’den gelmiştir. Veba, 2007’ye kadar Dünya’da yaşanılan en önemli hastalıklardan biri olmuştur. Hastalığın vücütta oluşturduğu şişlikler ve morarmalardan ve bu nedenle de derinin kararmasından dolayı tarihte vebaya “ Kara ölüm”adı verilmiştir. Hastalığın birkaç türü bulunmaktadır. Bunlardan en güçlü olanı Hıyarcıklı(Bubonik)’dır. Diğer türleri ise: Septisemik, Akciğer ve Gastro İntestinol’dür. 

 

BÜYÜK VEBA SALGININ ETKİLERİ

 

Salgın, yayılmaya başladıktan kısa bir süre sonra insanlarda piskolojik yıkım yaşatmıştır. Bununla birlikte salgından sonra insanların yönetime olan güvensizlikleri ve itaatsizlikleri artmış, sosyal aktiviteleri bitmiş, iletişim kopuklukları olmuş, birbirlerinden uzaklamasına sebebiyet vermiş, ürün ve işçi ücretlerinin artmasına neden olmuştur. Bu salgınla birlikte Dünya, hem ekonomik hem de psikolojik bir çöküşe şahit olmuştur. Hastalığın en çok Batı’da ilerlemesinin sebebi ise hem kıtlık döneminden çıkılmış olması hem de o dönemde batıdaki insanların çok fazla yıkanmıyor olmasıdır. Sokakların insan pisliği ve çöplerle dolu oluşu hastalığın bölgede yayılmasını kolaylaştırmıştır. Avrupa’da yaşanılmış olan kıtlık insanlara uzun süre zorluklar yaşatmış ve bakımsız kalmalarına sebep olmuştur. Salgının kıtlıktan hemen sonra yaşanması Avrupa’nın nüfusunun yarısını yok etmiş ve Avrupa kendini 150-200 yıl kadar sonra ancak toparlayabilmiştir. 

 

Kirli havanın veba salgınını yaydığı düşünülmüş ve bu kirli havanın tütsü yakılıp güzel kokmasıyla geçeceği düşüncesi hakim olmuştur. O zamanlar insanlar, derileri hava almazsa hastalığın kendilerine bulaşmayacağına inanmış ve bu nedenle uzun süre banyo yapmamış, yıkanmamışlardır. Bu süre zarfında, bir sürü insan vebayı getirdiği gerekçesiyle suçlanmış ve bu insanların hayatlarına son verilmiştir. Bunlardan en acımasızları Yahudi karşıtlarıdır. Yahudileri su kuyularına zehir kattıkları iddasıyla canlı canlı yakmışlardır. Birçok günahsız kadın ve erkek; cadılık, büyücülük suçlarından canlı canlı yakılarak, suda boğularak öldürülmüştür. Bölgedeki dilenciler, çingeneler ve daha birçok kişi hem canından hem yurtlarından olmuşlardır. O dönemde cadılara yardım ettiği gerekçesiyle sadece insanlar değil bölgelerdeki kediler toplanılmış ve öldürülmüştür. Kedilerin öldürülmesi, kedilerin salgını yayan fareleri avlamasına olanak vermemiştir. Bu sebeple farelerin sayısı artmış ve salgın daha da hızlanmıştır. Salgın, zaman zaman azalmış fakat birçok farklı türlerde tekrar kendini göstermiştir. Hatta Osmanlı döneminde birçok türk şehri birçok veba türüyle karşılaşmıştır. Vebadan Macaristan, Rusya gibi nüfusu az olana ülkeler çok fazla etkilenmemiştir. 

 

JÜSTİNYEN VEBASI

 

MS 541 yılında patlak veren Jüstinyen Vebası’nın 25 milyona yakın insanın hayatına mal olduğu düşünülüyor.


Bilim insanları salgının çağdaş ve daha güncel tarihçilerin düşündüğünün aksine Mısır değil Asya kökenli olduğunu iddia ediyor.

 

Bulgular Avrasya bozkırlarında gün yüzüne çıkarılmış 137 insan iskeletinden alınan DNA analizlerine dayandırılıyor.


Macaristan’dan Kuzeydoğu Çin’e kadar 8.000 km boyunca uzanan bozkır bölgesi çok büyük bir alanı kapsıyor. İskeletlerden elde edilen numunelerin büyük bir bölümü MÖ 2.500 ile MS 1.500 arasını kapsayan döneme tarihlendiriliyor.

 

Eske Willerslev, Peter de Barros Damgaard ve diğerleri Nature dergisinde bu numunelerden alınan genomları nasıl dizilediklerini ve Jüstinyen Vebası’ndan sorumlu olan bakteriyle ilişkili bir bakteri suşunun DNA’sını saptadıklarını rapor ediyor. Derginin aynı sayısında yer alan bir diğer çalışmada ise Hepatit B’nin bozkırdaki antik insanlara kadar uzandığı bildiriliyor.

 

Veba salgınının başlangıcı Bizans İmparatoru I. Justinianus’un zamanında gerçekleştiğinden salgın Jüstinyen Vebası olarak adlandırılıyor. Öyle ki İmparator Justinianus’un da vebaya yakalandığı, fakat daha sonra iyileştiği söyleniyor.

 

Konstantinopolis’teki salgının şehre Mısır’dan gelen tahıl gemilerindeki farelerle taşındığı düşünülüyordu. Salgın Kuzeydoğu Afrika’da da mevcuttu, ancak yapılan bu yeni araştırma salgının kökenlerinin Orta ve Doğu Asya’ya uzanıyor olmasının daha muhtemel olduğunu gösteriyor.

 

Araştırmacıların ifade ettiğine göre salgının Romalı tarihçilerin Hunlar olarak bildiği kabilelerin göçüyle batıya yayılmış olması muhtemel.

 

Göçebelerle ittifak

Göç edenler tek bir halktan değil, güçlerini artırmak ve sahip oldukları toprakları genişletmek için tabiiyetlerini pekiştiren Hunlar ve İskitler gibi çeşitli göçebe gruplardan oluşuyordu. İskitler Romalılarca Avrupa ve Asya arasındaki sınırda yaşayan usta atlılar olarak tanınıyordu. Hunlar ise önce doğuya ilerlemiş ve Çin’deki Han Hanedanlığının birlikleriyle kanlı bir savaş yapmışlardı.

 

Kopenhag Üniversitesi’nden araştırma eş yazarı Eske Willerslev, “Hunlardan bazılarında Avrupa’da milyonlarca insanın ölümüne yol açmış Jüstinyen Vebası’nın temel bir formuna rastlıyoruz…” diyor.

 

Veba bakterisinin (Yersinia pestis) bir suşundan alınan DNA’nın MS yaklaşık 200’de ölmüş, Orta Asya’da yer alan Tian Shian dağlarından bir Hun’da bulunan Jüstinyen vebası’na yol açmış bakteriyle yakından ilişkili olduğu görüldü. Bu Tian Shian suşunun vebanın Jüstinyen formuna kıyasla daha bazal olduğu ortaya çıkarıldı, bu da vebanın genetik “soy ağacı”nın çok daha geriye dayandığını gösteriyor.

 

Jüstinyen Vebası suşusunun bir diğer akrabası da Rusya, Kuzey Ossetia’da bulunan, yaşı belirsiz ancak MS altıncı veya dokuzuncu yüzyıllar arasında öldüğü düşünülen bir insan kalıntısında ortaya çıktı.

 

Hunlar batıya doğru hareketlerine muhtemelen MÖ ikinci veya üçüncü yüzyılda başlamış, dördüncü yüzyılda ise Roma İmparatorluğu’nun sınırlarında belirmişlerdi. Var olan kabilesel grupları yerlerinden ederek ve doğrudan imparatorluğa karşı düzenledikleri saldırılarla Avrupa’da kısa ömürlü bir egemenlik elde etmişlerdi.

 

Avrupa’daki faaliyetleri Roma’ya karşı sayısız askeri eylem düzenleyen Hun lider Attila ile son noktasına varmıştı.

 

Bir biyolojik silah olarak atlar

Araştırma eş yazarı Peter de Barros Damgaard, “İncelediğimiz suşu MS yaklaşık 200’e, yani Jüstinyen Vebası’nın Avrupa’yı alt üst etmesinden birkaç yüzyıl öncesine dayanıyor.”

 

“Vebanın Mısır’da da ortaya çıktığı öğrenildi. Böyle olunca, Hun daha sonra ise Türk Kağanlığı altında artan etkileşimlerin bu veba suşusunun İpek Yolu boyunca yayılmasına sebep olduğu söylenebilir.”

 

“Yoğun ticaret çok muhtemel bir etmen” diyor.

 

Bu veba suşusuna yapılan DNA analizi, suşunun daha sonra gerçekleşen Kara Veba olayındaki gibi pirelerden bulaşmasına imkân tanıyan mutasyonlara uğradığını gösteriyor. Ancak, bunun altıncı yüzyıldaki veba yayılımının temel şekli olup olmadığı bilinmezliğini koruyor.

 

Dr. Damgaard, “Antik Çin kaynaklarında, Hun savaşçıların su kaynaklarına at cesetleri bırakarak biyolojik savaş tekniklerini kullandığının belirtilmesi bu konu için oldukça ilgi çekici.”

 

“Bu durumun veba salgını için elverişli bir ortam hazırlamış olabileceğini söylemek isterim, böylelikle insanlık tarihinin gidişatı bir kez daha atlara bağlanmış oluyor, ancak bunu kanıtlamanın bir yolu yok” diyor.

 

Nature dergisinde yayımlanan ve yine Eske Willerslev tarafından yönetilen bir diğer araştırmada ise insanlardaki Hepatit B virüslerine (HBV) dair ele geçirilen en eski kanıt rapor ediliyor. Bulgular, bozkırda keşfedilmiş 12 antik insan kalıntısından alınan viral dizilerine dayandırılıyor.

 

Cambridge Üniversitesi’nden araştırma eş yazarı Barbara Mühlemann, “İnsanlar uzun yıllardır HBV’nin tarihini aydınlatmaya çalışıyordu, bu araştırma virüse dair anlayışımızı değiştiriyor ve virüsün kökeninin Tunç Çağı’na kadar geriye gittiğini kanıtlıyor.”

 

“Ayrıca araştırmayla böylesi eski numunelerden alınan viral dizileri saptayıp inceleyebilmenin de mümkün olduğunu gösterdik” diyor.

 

2015 yılında, yaklaşık 257 milyon insanın HBV’ye yakalandığı tahmin ediliyor; yaklaşık 887.000 kişinin ise karaciğer kanseri gibi komplikasyonlar nedeniyle yaşamını yitirdiği biliniyor.

 

AVRUPA'YA DİZ ÇÖKTÜREN VEBA

 

 Tıp tarihindeki salgınların en zararlı olanı, Avrupa’da “Kara Ölüm” denilen veba salgınıdır. Hastalık, lenf düğümlerini davul gibi şişirmesi sonucu acılı bir ölüme götürür; Ortaçağ'daki veba doktorlarının kıyafetleri ise ölüm şeklinden daha korkunçtur..

 

''Kara Ölüm'' ün İnsanlığa Musallat Olması

Veba salgınlarının geçmişi Hitit dönemine, MÖ 14. yy.'a kadar dayandığı iddia edilir. Fakat bilinen bir gerçek var ki ‘’Kara Ölüm’’ün tarihi, insanoğlunun toprakla haşır neşir olması ile başlamıştır. Doğal toprakların yok edilmesi, üzerinde yaşayan canlıları (pire, sivrisinek, sıçan, kene) insanların yaşam alanlarına girmeye zorladı. Bu hayvanlarda beraberlerinde veba, tifüs ve sıtma gibi bulaşıcı hastalıkları taşıdılar. Coğrafyada yaşayan insan sayısı arttıkça, salgının vurduğu darbe büyüdü, toplu ölümler arttı.

 

Salgının baş gösterdiği toplumlar, öncelerde bunu bir ‘Tanrının Gazabı’ olarak nitelendirdi. Bazı toplumlar ise, salgının nedenini, burçlara (astrolojiye), hurafelere, cadılara bağlamış, hatta cadı oldukları ileri sürülen kişiler, hastalıktan kurtulmak için yakılmıştır. Tanrı’nın gazabını yatıştırmak için Orta Çağ karanlığındaki Batı toplumlarında, "vebalıların yakılması", "cadı" ve "Yahudi avı" meşhurdur.

 

Günümüzde, pek çok insanın ölümünden sorumlu olan ve çok hızlı bir yayılım gösteren veba hakkında araştırmalar devam etmektedir. Kuyruklu yıldız-kara ölüm arasındaki ilişkiyi inceleyen deondrokronolojist bilim adamı Mike Baillie bunlardan biridir. Baillie: "Yeryüzünde en büyük ölüm oranına sahip bir salgın olan kara ölüm, belki de bildiğimiz hıyarcıklı veba değil, dünya yakınından geçen veya çarpan kuyruklu yıldızların etkilerinin bir sonucuydu." diyor.

 

İbn-i Sina'nın çalışması, veba salgınının ne tür sebeplerden kaynaklandığına dair tespitini akla getiriyor. Doğu'da olduğu kadar Batı'da da alanında otorite olan, Avrupalılar'ın Avicenne diye adlandırdıkları İbn-i Sina hakında, Prof. Dr. Daniel Panzac, kitabında şu bilgiye yer vermiştir. "İbn-i Sina (980-1037)'ya göre veba; durgun sular, gömülmeyen çürümüş cesetler, kayan yıldızlar, göktaşları, şiddetli ve sıcak rüzgarlar, yağmursuz fırtına nemliliği gibi hava ve toprak etkenleriyle havanın bozulmasından kaynaklanır. Çağdaş bir deyim kullanmak istersek, atmosfer kirliliğindeki değişiklikler."

 

Veba salgınlarının ikinci kurbanı Yahudiler oldu. Birçok ülkede hastalık karşısında umutsuzluğa düşen köylü kitleler “Yahudiler kuyu sularını zehirliyor” sloganıyla acımasız bir katliama giriştiler. Yahudiler kazıklara geçirildi, şarap fıçılarına konulup Ren Nehri’ne atıldı. 1351 yılında Avrupa’da hemen hemen hiç Yahudi kalmamıştı. Çoğu öldürülmüştü, sağ kalmayı başaranlar da Rusya ve Polonya’ya kaçtılar.

 

Hastalığın birkaç türü olan, fakat en çok rastlananı hıyarcıklı veba denilen türüydü. Koltuk altı ve kasıklarda şişlikler meydana gelmesi, kusma, yüksek ateş belirtilerini genellikle ölüm izliyordu. 

 

Septisemik vebada mikroplar kana karışıp, kanda zehirleme yaptığı için oldukça ağırdır. 

 

Akciğer vebası, hayatı en çok tehdit eden hastalık tipidir. Bu etkiyle hastayı aynı gün içinde öldürüyordu.

 

Dönem dönem ortaya çıkan ve insanlara ölüm getiren veba, en büyük vurgununu ise 1347 yılında yaptı. Tarihin tozlu sayfalarına ‘Büyük Veba Salgını’ ya da ‘Kara Veba’ olarak geçen bu salgın, tüm Avrupa’yı bucak bucak dolaştı ve tam 25 milyon insanın ölümüne sebep oldu. Fakat ilginç olanı, hastalığın aşırı hızlı yayılmasının, bizzat salgının da sonunu hazırlamasıydı. Salgının belirli bir döneminde, virüs o kadar güçlü hale gelmişti ki, bulaştığı insanları öldürme süresi hızla kısalmaya başlamıştı. Bu da virüsü kapmış olanların başka insanlarla pek fazla temas edip onlara da veba bulaştırmaya imkan bulamadan ölmeleri ve kireç çukurlarına gömülmeleri anlamına geliyordu..

 

Veba salgınını yaşayan 14. yy. İtalyan yazarı Boccacio, "Decameron" adlı eserinde salgın günlerini şöyle anlatır:

 

"Babalar, oğullarını; anneler, bebeklerini terk ediyor; hizmetçiler, hanımlarından kaçıyor, noterler ölülerin son arzularını kaydetmekten vazgeçiyor; doktorlar, rahipler ve rahibeler, hastaları ziyarete gitmiyorlardı. Kimse Hristiyan usullerine göre gömülemiyordu; evler birer mezarlığa dönüşmüştü."

 

SAHTEKAR HEKİMLER

 

Veba salgınlarında hekimler, ahlaki sınavı veremediler. Hastalık kapma korkusuyla ya sivri gagalı garip maskeler takıyorlar ya da hastalara bakmayı reddediyorlardı. Hastalığa verdikleri tedavi reçeteleri de çok komikti: “İki fındık, bir incir ye”, “yavaş çiğne, masadan aç kalkma, ağlama ve korkma” gibi. Veba, tıbbın bir bilim olarak henüz daha çok genç olduğu gerçeğini ortaya çıkarırken, halk sağlığı kavramının da temellerini attı. Bazı kentlerde, veba evleri kuruldu, karantina uygulaması başlatıldı ve ayrıntılı ölüm kayıtları tutuldu. Ayrıca kara sıçanların ve pirelerin cirit attığı saman tavanlı evlerden, damları kiremitli tuğla evlerin inşasına geçildi. Bu, mimarlık ve kentleşme alanında çok önemli bir adımdı.

 

Sonuç olarak her uygarlık, tarihin farklı dönemlerinde kendi öldürücü hastalığını yarattı. Şu dönemlerde ise hızlı sanayileşme, doğanın katledilmesi, küresel ısınma yeni salgınların altyapısını oluştururken, sıtma, kolera gibi eski düşmanları da yeniden sahneye çıkarıyor. Öte yandan modern yaşam insanın en güçlü silahını, bağışıklık sistemini de elinden alıyor. Kısacası, hem altyapı hem üst yapı koşullarıyla ve sürekli artan nüfusuyla gezegenimiz, önümüzdeki yıllarda Mahşerin Dördüncü Atlısı’nın acımasız ama tarih yapıcı tırpanına gebe. Ve bu durum, modern tıp, mikrop teorisinden vazgeçip, salgın hastalıkları ekolojik bir zorunluluk olarak görüp, neşteri bu noktalara vuruncaya kadar sürecek gibi.

Haberin etiketleri:

veba, fransa, avrupa, bizans, çin


Haber okunma sayısı: 13855

Yazdır

YORUM EKLE

Yorum Başlığı

Yorum

YORUMLAR

  • Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun.

DİĞER HABERLER

polonyada-urkuten-kesif

Polonya'da ürküten keşif

27 Haziran 2020 Cumartesi 18:37
en-eski-ve-en-buyuk-maya-aniti-kesfedildi

En eski ve en büyük Maya anıtı keşfedildi

08 Haziran 2020 Pazartesi 09:26
dunyayi-degistiren-hanedanlar

Dünyayı değiştiren hanedanlar

07 Haziran 2020 Pazar 22:57
kaybolan-cocugun-cozulemeyen-gizemi

Kaybolan çocuğun çözülemeyen gizemi

13 Mayıs 2020 Çarşamba 09:59
antik-misirin-15-gercegi

Antik Mısır'ın 15 gerçeği

25 Nisan 2020 Cumartesi 15:42

ÜLKE GÜNDEMİ

Barajın adı var, kendisi yok

2017’de törenle temeli atılan ve 450 milyon liraya mal olacağı açıklanan Çankırı’daki Devrez Kızlaryolu

Bu cübbe için adalet istiyoruz

TBMM Adalet Komisyonunda, Avukatlık Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapan Kanun Teklifi'nin görüşmeleri

Rüşveti biz bulduk, suçlanan biz olduk

Yalova Belediyesi’ndeki zimmet soruşturmasında iddianame kabul edildi. Görevden alınıp hakkında dava açılan

Gıda ve tarımda iyi noktadayız

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Konya Ovası sulamaları hizmete alma töreninde yaptığı konuşmada, “Tarım üretiminde

2.000 avukat anarşi ve terörü destekleyen ....

Daha İyi Yargı Derneği Başkanı Av. Mehmet Gün’ün ‘Avukatlık Kanunu Değişiklik’ Teklifi için

Tek haneli enflasyon artık hayal

CHP Genel Başkan Yardımcısı Aykut Erdoğdu, TÜİK tarafından açıklanan resmi enflasyon rakamlarının bile

ÇOK OKUNANLAR

  • Haber bulunamadı

  • Haber bulunamadı

  • Haber bulunamadı

İSTANBUL - HAVA DURUMU

ISTANBUL