15 Kasım 2019 Cuma

Denizlerin kanunsuz kralları 'KORSANLAR'

denizlerin-kanunsuz-krallari-korsanlar

Karayip Korsanları serisini sanırım duymayan kalmamıştır. Johnny Depp’in sinema tarihinin en egzantrik karakterlerinden biri olan Kaptan Jack Sparrow u canlandırdığı bu seri, korsanlara karşı olan tutumu bugün için biraz sempati yönüne çevirse de , aslında o tarihlerde yaşanan bu insanlar neredeyse tüm okyanus ve denizlere korku salmaktaydı. Ve aralarında bugün bile hatırlanan efsanevi korsan kaptanları bulunmaktaydı. Zaten Karayip Korsanları serisinde de bunları görmek mümkün. Peki kimdi bu korsanlar, yakalandıklarında cezaları ne olurdu ve en önemlisi sadece onlara ait bir mezarlıkları varmıydı ?
01 Kasım 2019 Cuma 18:07

Günümüzde birçok filme konu olan korsanları çoğumuz kanca elli, bir gözü kapalı, ellerinde kılıçlar ve kuru kafatası armalı siyah bayraklı gemiyle denizlerde korku salan kaptan ve tayfasından oluşan bir grup olarak hatırlarız. Fakat korsan, kelime karşılığı olarak bilinenin aksine izinli deniz görevlisi anlamına gelmektedir. Tarihte ve günümüzde korsanın anlamı, deniz taşıtlarına saldırarak değerli eşyaları alan kişilere ve deniz haydutlarına verilen isim olmuştur.

 

Korsanlığın Tarihi

 

Tarihte korsanlara genellikle Tanrı isimleri verilmiştir. Tarihin ilk korsanı belki de Homeros’un Odessa Destanına konu olan kahramanı “Ulysea” olabilir. Çünkü Ulysea adamlarını doyurabilmek için Trakya ve Ege Denizi çevresinde yağmacılık yapmıştır.

Roma İmparatorluğu zamanında da korsanların varlığı kanıtlanmış, hatta rivayete göre Roma İmparatoru Sezar korsanlara esir düşerek yüklü bir fidye karşılığı serbest bırakılmıştır.



 

Tarihi incelediğimizde özellikle deniz ticareti yapan ülkelerin korsancılıktan çok zarar gördüklerini görürüz ve bu devletlerin arşivlerinde korsanların varlığını kanıtlar nitelikte birçok bilgiye rastlarız. Özellikle Afrika kıyılarındaki Tunus, Cezayir gibi ülkeler 15. ve 16. yüzyıllarda Barbaros ve arkadaşları, Hıristiyan gemilerinden yağmaladıkları değerli eşya ve kıymetli mücevherlerle çok büyük bir zenginliğe kavuşmuştur. Büyük tarihçiler, 1613-1621 yılları arasında Cezayir kentine her ay 15-16 Korsan gemisinin demir attığını yazmışlardır. Dünyanın her köşesinden binlerce maceraperest bu kente gelerek korsan tayfası olmak istemişlerdir.

 

Korsanların korkunç sonu

 

1730’lu yıllara doğru Atlantik Okyanusu ve Karayipler’de bulunan korsanlar büyük devletlerin donanmaları tarafından takibe alınmıştır. Kaptanları yakalanarak esir alınmış ve daha sonra halkın önünde idam edilmişlerdir. Donanmadan kaçan bazı gruplar Çin Denizi’ndeki küçük adalara sığınarak yılda birkaç kez nadiren geçen İngiliz, İspanyol ve Portekiz’e ait gemileri yağmalayarak hayatta kalmışlardır.

 

Yakalanan bir korsana genellikle uzun bir hapis yüzü yoktu, çünkü korsanlığın  altın çağında düzenli bir olarak hapsi kullanma fikri ceza formu Amerikan Devrimi’nin sonrasına kadar yaygın değildi. Önce korsanı hem teşhir etmek ve rezil etmek için boyunduruğa vurulup öyle bekletilir. Daha sonrada akılalmaz korkunç işkenceler yapılırdı. Bu sırada ölmemesine özen gösterilirdi çünkü onu bekleyen daha feci bir mutlak son bulunmaktaydı .

 

Yüksek bir çapraz kirişe asılı ve kalabalığın onu rahatça görebileceği , ama dalgaların gel gitinin en yoğun olduğu yerde bütün vücudunu saracak ve neredeyse hareket kabiliyeti vermeyecek , oturur şekilde yada genellikle ayakta durmaya zorlanıp demir bir kafese sarılır ve bırakılırdı. Yoğun işkence ve kırılan kemikler sonrası  mahkum spazmları nedeniyle, eklemlerini istem dışı oynatır buna da  “Şeytan Dansı” ya da “Darağacı” Dans” denirdi.  Bu işlem bitince mahkum kafes de boğularak  ölüme terkedilirdi.  Ama çoğu kez boğularak değil . işkence yüzünden can verirlerdi. Kafesteki cesed ise korsanlık yapanlara ibret olsun diye oradan indirilmez ve seneler boyu çürümüş bir iskelet olarak kafeste kalırdı. İşte bu yüzden tarihte bir korsan mezarlığı olması ve günümüze dek gelmesi ilginç bir olaydır .Çünkü uygar Dünya çoğunlukla parçalanan ve denize atılan cesedleri gömme zahmetine bile katlanmıyorlardı.

 

Korsan mezarlığı

 

İle Sainte-Marie, Madagaskar, Dünyanın  bilinen ilk ve tek korsan mezarlığına  ev sahipliği yaptığına inanılmakta .Madagaskar açıklarındaki İle Sainte-Marie, küçük bir ada olup 1688-1721 yıllarında 1000 ‘den fazla korsanı içinde barındırdığı söylenmekteydi . Korsanlar çoğunlukla İngiltere, Portekiz, Fransa ve Amerika ‘ dan Madagaskar’a açık denizlerde ticaret yapan gemilere başarılı baskınlar sonucu  ganimetten pay ev, bir sığınak ve stratejik bir yer olarak açıklardaki bu adayı kullandılar.  Doğu Hindistan ticaret yolu yakınındaki bu güzel tropik ada çok sayıda koyları ile gemileri gizlemek içinde mükemmel bir yerdi. Dünyanın her yerinden korsanlar için  ahşap kulübelerde yaşayan, onların ait olduğu “ekip” kaptan bayraklarıyla süslenmiş bu yer sanki bir korsan cennetiydi.

 

Ile Sainte-Marie Kaptan William Kidd, gibi sonunda yakalanıp idam edilen ünlü korsanların da son istirahat yeri oldu .İskoç korsan gibi birçok ünlü korsanlara da  ev sahipliği yaptı. Bir keresinde İngiliz bir korsan olan Robert Culliford  , Ile Sainte-Marie açıklarında bir gemiyi ele geçirdikten sonra 200 bin doların üzerinde nakit yağmaya ile bir anda büyük bir zenginliğe kavuştu ve sonu yine bu adanın terkedilmiş bir noktasındaki mezarık oldu.

 

 

 

Korsanlar biri öldüğünde burada gömülüyordu, palmiye ile kaplı  denize bakan tepenin gölgeli kısmı bir nokta üzerinde avuç içi kadar ve büyümüş otların arasından görünen Hint Okyanusu suları ile korsanların mezarlığı yer almaktaydı. Yerliler bir keresinde yüzlerce olduğunu söyledikleri mezarlardan ve mezar taşlarından şimdi dağınık halde  yaklaşık otuz kadar  şatafatlı mezar taşı kalmıştır. Adanın taşları yüzyıllar boyunca şiddetli yağmurlar ve ormanlar iklimi sonucu parçalanıp dağılmıştır . Yerli Kaptan Kidd’in son dinlenme yeri ise  onu suçları için onu cezalandırmak  amacı ile dik pozisyonda gömülü olduğu mezarlığın ortasındaki büyük siyah bir mezardır.

 

 

Ama korsan mezarlığındaki  mezar taşları üzerindeki isimleri çoğu artık okunaklı  olmasa da nispeten bellidir ve kaya içine oyulmuş çapraz kemikler ,kafatasları ve kılıçlar hala onların korsan olduklarının göstergesidir . 1700 ler de Fransızlar zorla adayı ele geçirdi ve  Ile Sainte-Marie. 1960 yılında Madagaskar ‘a iade edildi. Saint Marie nin  gelişen bir turizm  olmasa da  uzamış sallanan çim ile kaplı harap mezarlık, halka açıktır. İronik bir şekilde, huzurlu ve hala şiddeti  seven ve huzursuz insanların kemikleri ile dolu bu yerde mezarların çoğunun üzerinde ve yazısı yağmurdan nerdeyse silinmiş eski bir levhada ise şunlar yazmaktadır . “onlar için dua etme yurttaşlarım onlar sadece korsanlardı.

 

Şu andaki korsan grupları ise Karayip Adaları’nda ve Somali’de gemileri ele geçirerek devletlerden fidye alan ve hatta ülkelerinde korsanlık için eğitim kurumları açmış, ağır silahlı insanlara dönüşmüşlerdir.

 

Devlet Korsancılığı

Avrupa monarşileri denizlere hâkim olmak ve doğudan gelen zenginliklere ulaşabilmek için Kralın izniyle gemiler yaparak korsancılığa başlamışlardır. İngilizler ve Hollandalılar daha önceleri savaştıkları düşmanları olan korsanları saraylarına davet ederek, Kral adına denizlerde hüküm sürmek ve asayişi sağlamakla görevlendirilmişlerdir. Böylece hem korsanlar kontrol altına alınacak hem de İngiltere ve Hollanda bundan ekonomik yarar sağlamış olacaklardır.

 

Devletler ganimetten pay aldıkça hazinelerini doldurmuş, Korsanlar yağlı iple asılma endişesi taşımadan denizlerde rahatlıkla hüküm sürmüştür. Böylece devlet korsancılığı sistemi kurulmuştur. Daha sonraları yeni kıtalar keşfedilmeye başlanınca Fransa, İngiltere ve Hollanda; Amerika kıtasını keşfeden İspanyol ve Portekizlilerin yeni kıtalardan getirdikleri zenginliklerle dolu gemilerini Fransız bir Korsan olan Jean Fleury’e yağmalatarak büyük ganimetler elde etmişlerdir. Korsanlar tarafından uğradıkları baskınlarla gemileri yağmalanan Portekiz ve İspanyollar daha sonra filolar oluşturarak yılda iki defa Amerika Kıtasına sefer yapmış, filo ise ağır silahlarla donatılan büyük kalyonlar tarafından korunmuştur. Amerika’daki zenginlikleri ülkelerine taşıyan İspanyol ve Portekizliler büyük yük gemileri kullandıkları için manevra kabiliyetleri düşük olan bu gemiler korsan gemilerine yetişememiş ve yağmalanmaktan kaçamamışlardır. Bu durumdan dolayı Karayiplerin küçük adalarında korsanlar giderek artmıştır. Hatta Amerika kıtasından gelen bu gemilerin yağmalanması o kadar karlı bir iş haline gelmişti ki dünyanın dört bir yanından maceraperestler bu adalara yerleşerek, korsanlık yapmaya başlamışlardır. 

 

Korsanların Krallar ile Anlaşmaları

 

Zamanın en büyük İngiliz Limanlarında barınan ve devlet eliyle korsanlık yapan Francis Drake, Henry Morgan ve William Captain Kidd gibi ünlü korsanlar da İngiliz Krallığı için çalışmışlardır. Bu korsanlar Kral ile antlaşma yaparken ya İncil’e ya da baltaya el basarak yemin etmişlerdir. Önceleri çetin koşullarda ve idam edilme korkusuyla yaşayan Korsanlar daha sonraları Kral izniyle yaptıkları korsanlık işiyle liman kentlerinde yıllarca keyif sürmüşlerdir. Kral ile yapılan antlaşmaya göre;

 

Bir korsan savaşırken zarar görürse o korsana tazminat ödenirdi.

*Korsan bir parmağını ya da gözünü kaybederse 100 altın para, sol kolunu kaybederse 500 altın para ve sağ kolunu kaybederse 600 altın para tazminat alırdı.

*Korsan gemisinin kaptanı zarar görürse tayfadan iki misli tazminat alırdı.

*Korsan kaptanları yapılan yanlışlardan sorumlu tutulurdu.

*Eğer gemide işler ters giderse geminin yönetimi kaptandan alınarak yanında bir tüfekle ıssız bir adaya bırakılır ya da geminin güvertesinde denize atılarak köpek balıklarına yem edilirlerdi.            

Tarihin Ünlü Erkek ve Kadın Korsanları

 

Karayiplere dehşet salan korsanların çoğu ya Fransa ya da İngiltere’ye çalışmıştır. İspanyol ve Portekizlilerin gemileri yağmalanırken denizlerde rakip olan bu iki devlet bazen anlaşmazlığa düşmüşlerdir. Uzun yıllar İspanyol gemilerinden ganimet elde eden Fransa ve İngiltere 18. yüzyılın başlarında korsanlar devlete yük olmaya başlayınca Avrupa’nın büyük devletleriyle 1715 yılında Hollanda’nın Ultrecht Limanın’da toplanarak korsanlığı yasadışı ilan etmişlerdir. Bu dönemden sonra birçok ünlü korsan donanma bünyesine katılmış ve bazıları da ticarete atılarak çok zengin olmuşlardır.

 

Tarihte kanlı saldırılar yapan ve düşmanlarına korku salan korsanlar işte bu dönemden sonra ortaya çıkmışlardır. Tarihin kadın korsanlarından olan ve kendi hesaplarına yelken açan bu maceraperestler Marry Read ve Anne Bonney siyah kurukafalı bayraklarla özdeşleşmiş gemileriyle Amerika kolonilerine korku salmış ve Liman kentlerini basarak çoğunu haraca bağlamışlardır.

 

1730’lu yıllara doğru Atlantik Okyanusu ve Karayipler’de bulunan korsanlar büyük devletlerin donanmaları tarafından takibe alınmıştır. Kaptanları yakalanarak esir alınmış ve daha sonra halkın önünde idam edilmişlerdir. Donanmadan kaçan bazı gruplar Çin Denizi’ndeki küçük adalara sığınarak yılda birkaç kez nadiren geçen İngiliz, İspanyol ve Portekiz’e ait gemileri yağmalayarak hayatta kalmışlardır.

 

Osmanlı Devletindeki Bahriyeli Korsanlar

Osmanlı Devleti zamanında bir askeri sınıf olarak kullanılan korsanlar, aslında bahriyelilerin gözü pek ve en yetenekli denizcilerinden oluşmuştur. Sadece maceraperest olmayan bu Türk korsanlar birkaç Avrupa dilini anadili gibi konuşma yeteneğine sahip kişiler olmuşlardır. Bu gruptaki denizcilerin üssü Cezayir’dir ve düşman devletlerinin donanmalarına saldırarak bu devletlerin kendi deniz sahalarından uzak tutmuşlardır. Bilinen en ünlü korsanlardan olan Turgut Reis ve Barbaros Kardeşler Osmanlı Devleti’nin denizcilikteki kurucu donanma kaptanları olmuşlardır. Osmanlıca da korsan “deniz haydudu, deniz haramisi veya derya haramisi” anlamında kullanılmıştır. Osmanlı devletinde yetiştirilen en büyük donanma kaptanları korsanlıktan gelme olup bunlardan “mahir korsan, yarar korsan ve büyük korsan” olarak bahsedilmiştir.

 

Aslında hangi devletin donanmasından olursa olsun büyük başarılar elde eden yetenekli kaptanların ve zeki denizcilerin çoğu korsanlıktan gelmiştir. Türk tarihçiler Osmanlı Devleti’ndeki bahriyeli korsanları, devlet adına denizlerde yer fethederek düşmanları kıyılardan uzak tutukları için “denizin akıncıları” olarak adlandırmışlardır.

 

Osmanlı devletinde bahsedilen bahriyeli korsanlar özellikle düşman devlet olan İspanya ve İtalya’nın gemilerine ve kıyı şehirlerine saldırarak düşmana zarar verip onları korkutarak, Osmanlı devletinin denizlerdeki üstünlüğünü bütün dünyaya göstermeye çalışmışlardır. Turgut Reis (Turgutça Paşa) yarım asırdan fazla bir süre Osmanlıya kaptanlık yapmış ve devletin denizlerdeki başarısını en üst noktalara taşımıştır. Osmanlının akıncı korsanları asla sulh halinde bulunan devletlere ve Müslüman ülkelerinin gemilerine dokunmamışlardır.

 

Barbaros Kardeşlerin donanma himayesine alınmasıyla sırasıyla önce en büyükleri olan Oruç Reis, ardından Hızır Reis (Barbaros Hayrettin Paşa) donanma kaptanı yapılmıştır. Osmanlı Devleti zamanında bahriyeli korsanlarla mücadele edebilecek tek düşman korsan gücü, Papa tarafından Türk denizcilerini durdurmak için kurulan Saint Jean Şövalyeleridir. (Rodos Şövalyeleri) Bu Şövalyeler,  İngiliz, Fransız ve Hollanda korsanları daha çok Karayıp Denizindeki İspanya gemilerini hedef almışlardır.

 

Günümüzde Korsanlar

21. Yüzyıla geldiğimizde korsanlık efsane olması gerekirken Çinli ve Malezyalı bazı kişiler tarafından ata mesleği olarak görülmüş ve devam ettirmeye çalışmışlardır. Yakın tarihte 1992 yılında korsanlar, Hollanda bayraklı olan Baltimar Zephyr gemisine baskın yaparak gemiyi boşaltmışlardır.

 

Ünlü Sigorta Şirketi olan Llyod bölgede aktif olarak yaklaşık 20.000 korsanın var olduğunu bildirmiştir. Günümüzün korsanları iyi eğitimli birliklerden oluştukları için ağır silahlı, sürat tekneleri kullanıyor ve değerli eşyaları alarak direnme olmaması halinde kimseyi öldürmüyorlardır. Bu işte ustalaşan korsanlar kocaman gemiyi dakikalar içinde baştan aşağı yağmalayarak kendi teknelerine yükleyebilmektedirler. Son yıllarda Batı Afrika Sahillerinde giderek artan gemi baskınları sonucu sigorta şirketleri yardım isteyen teknelere tedbirle yanaşılmasını ve soyulan gemilerin çoğuna korsanların bu yöntemle yaklaştıklarını bildirmişlerdir.

 

Aynı zamanda korsanların Kokain yüklü olan gemileri tespit ettiklerinde bu gemileri basıp Kokain paketlerini alarak mürettebatın tamamını öldürüp suya attıkları bilinmektedir.

 

Kaynaklar:

 

Tarihiolaylar.com

 

gizemlervebilinmeyenler.com

 

Mübahat Kütükoğlu, “XVIII. Yüzyılda İngiliz Ve Fransız Korsanlık Hareketlerinin Akdeniz Ticareti Üzerinde Etkileri”, Belgelerle Türk Tarihi Dergisi, Sayı 12, Yıl 1968,

 

Jan Rogozinski, The Wordsworth Dictionary of Pirates, Wordsworth Reference, New York 1995, sf. 289.

 

Kennet R. Andrews, Elizabethan Privateering: English Privateering During The Spanish War, 1585-1603, Cambridge At The University Press, Cambridge 1964,

 

Halil İnalcık, Ottoman Policy and Administration in Cyprus After the Conquest, Ankara: 1969.

 

Akıncı Sırrı, Hayat Tarih Mecmuası , Kasım 1969

 

Gencer, Ali İhsan, Osmanlı Türklerinde Denizcilik, Osmanlı, VI, Ankara, 1999,

Haberin etiketleri:

korsanlar


Haber okunma sayısı: 126

Yazdır

YORUM EKLE

Yorum Başlığı

Yorum

YORUMLAR

  • Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun.

DİĞER HABERLER

nuhun-gemisi-nerede-karaya-oturdu

Nuh’un gemisi nerede karaya oturdu?

12 Kasım 2019 Salı 21:24
dunya-disi-genetik-deneyler

Dünya dışı genetik deneyler

10 Kasım 2019 Pazar 19:29
dunyanin-en-korkunc-hastanesi

Dünyanın en korkunç hastanesi

07 Kasım 2019 Perşembe 16:52
antik-iskeletlerde-sakli-10-gizem

Antik iskeletlerde saklı 10 gizem

03 Kasım 2019 Pazar 18:12
kap-dwa-efsaneleri-gercek-mi

Kap Dwa efsaneleri gerçek mi?

29 Ekim 2019 Salı 20:28

ÜLKE GÜNDEMİ

Deprem hakkında doğru bilinen 6 yanlış

Sismik açıdan oldukça aktif bir ülke olan Türkiye, deprem kuşağında bulunuyor ve yüz ölçümünün %42’si

Nafaka sınırlandırmasına kadınlardan tepki

Nafaka Hakkı Kadın Platformu, Nafaka Hakkının Sınırlandırılması ve Çocuk İstismarcılarına Af Getirilmesi

Çocukların tek ilacı eğitim

CHP Kayseri Milletvekili, TBMM Down Sendromu, Otizm ve Diğer Gelişim Bozuklukları Araştırma Komisyonu üyesi

İnsanların vicdanına sözcülük ediyoruz

TBMM Başkanı Prof. Dr. Mustafa Şentop, Cumhuriyet Üniversitesinin 4 Eylül Kültür Merkezi'nde düzenlenen

ABD'ye bence eksik bile gitmişler.

Saadet Partisi İstanbul Milletvekili Nazır Cihangir İslam, Meclis'te düzenlediği basın toplantısında, İstanbul

'Medeniyet' denilen şey kadınları katlediyor

HDP Kadın Meclisi Sözcüsü Dilan Dirayet Taşdemir, parti genel merkezinde basın toplantısı düzenleyerek

ÇOK OKUNANLAR

  • Haber bulunamadı

İSTANBUL - HAVA DURUMU

ISTANBUL