23 Şubat 2019 Cumartesi

Bilimi çaresiz bırakan olaylar dizisi

bilimi-caresiz-birakan-olaylar-dizisi

Dünya tarihinde yaşanılan bazı olaylar var ki, teknoloji ne kadar ilerlerse ilerlesin, bu olayların gizemi akıllarda daima soru işareti bırakacak gibi görünüyor. Geçmişten günümüze sırrı çözülemeyen o olayları sizler için derledik…
13 Ocak 2019 Pazar 17:35

 MU KITASI EFSANE Mİ, GERÇEK Mİ?

Mu kıtası, rivayetlere konu olan 14 bin yıl önce battığı iddia edilen efsanevi bir uygarlık. İddialara göre, Mu'dan ayrılanlar Atlantis gibi uygarlıkları oluşturdular.

 

Efsaneye göre, Mu kıtası Asya ve Amerika kıtaları arasındaydı ve Avustralya'dan kat be kat daha büyüktü. Çok büyük bir uygarlık olan Mu Uygarlığı M.Ö 12000 yıllarında bir felaket sonucu battı.



 

Meksika'da bulunan Theotihuacan Palenk Mabedi Piramidinin duvarında, Mu'nun batışıyla ilgili ilginç bir yazı bulunur: "6 Kaan yılı Zak ayı II Maluk günü başlayan korkunç yer sarsıntısı, 13 Şuen'e kadar devam etti. Mu kıtası felakete kurban gitti. Mu ülkesi iki kere kalktıktan sonra bir gece çöktü, üstünü sular kapladı. Toprak birkaç defa havaya kalktı ve oturdu. Felaket, 64 Milyon insanın ölümüne sebep oldu."

 

Bilim, Mu uygarlığının bir efsaneden ibaret olduğunu kabul ediyor. Bunun nedeni ise, kıtaları oluşturan kayaların (Silisyum/Aliminyum) fizik kuralları gereğince okyanusun dibini oluşturan kayaların (Silisyum/Magnezyum) üzerinde yüzme gerekliliğidir. Bugüne dek, okyanus üzerinde Mu kıtasını oluşturabilecek herhangi bir kaya buluntusuna henüz rastlanmamıştır.

 

Ancak, Çin ve civarında bulunan ve karbon araştırması sonucu yaşı 14 bin yıl olan kitabelerde "Kıtamız battı, biz de buraya kaçtık" yazıyor.

 

ATLANTİS NEREDEYDİ?

 

Atlantis, Platon'un kitaplarında bahsettiği efsaneleşmiş bir kıta ve uygarlıktır.

 

Platon Atlantis'ten ilk kez Timaeus ve Critias kitaplarında bahseder. Ona göre Atlantis kıtası çok zengindi ve soylu kişiler tarafından yönetiliyordu. Uygarlık, Afrika ve Avrupa'nın Batı kısmının birçoğunu fethetmişti.

 

Platon, Atlantis'in M.Ö 9500 yılında Atina'yı fethetmeye çalışıp başaramadığını ve bir gecede tüm uygarlığın suların altına gömüldüğünü ifade eder.

 

Atlantis birçok tarihçi tarafından Platon'un kendi politik teorilerini anlatmak için yarattığı bir sanal uygarlık olarak kabul ediliyor. Ancak, Atlantis'te anlatılan hikâyelerin ne kadarının eski hikâyelerden alıntı, ne kadarının Platon tarafından hayal edilmiş olduğu hakkında bir fikir birliği bulunmuyor.

 

Amerikalı araştırmacı Robert Sarmast Atlantis'in yeri ile ilgili Platon'a ait kitaplardan yola çıkarak 50 fiziksel ipucunu irdeledi; ancak çalışmaları yetersiz kaldı. Bunun üzerine jeofizikçi Dr. John K. Hall ile yaptığı işbirliğinde, bölgenin üç boyutlu haritasını, derinlik ölçüleriyle birlikte çıkardı. Sarmast'a göre, Atlantis, Suriye ile Kıbrıs arasındaydı ve batan Atlantis'in en tepe noktası şu anki Kıbrıs.

 

UYGARLIĞIN BEŞİĞİ NAACAL VE NAACAL TABLETLERİ

 

Naacal, James Churchward tarafından ün kazanan ve geçmişte yaşadığı iddia edilen bir uygarlık. Naacal'a dair hiçbir bilimsel bulgu olmasa da, James Churchward'ın Batı Tibet'te bulduğu Naacal Tabletleri, Atlantis ve Mu Uyarlığı esrarları adına büyük kapılar açtı.

 

Naacal'dan ilk kez Augustus Le Plongeon bahsetti. Le Plongeon'a göre, Naacal Maya dininin misyonerleri olan bir halktı. Orta Amerika'da eski ve güçlü bir uygarlıktı.

 

1926 yılında Naacal'dan bahseden James Churchward'a göre, Naacal Uygarlığının nüfusu 64 milyon idi ve 50 bin yıl yaşadılar. James Churchward, Tibet'te bulduğunu iddia ettiği Naacal Tabletlerine göre, Naacal'ın uygarlığın beşiği olduğunu iddia eder. Mu uygarlığını da bu tabletler ışığında açıklar. Churchward'a göre Naacal Tabletleri'nde şu yazılara rastlanır:

 

"Mu kıtası sıcak, fakat pek münbit ve mahsuldar, ovalık bir memleket idi. Her tarafı güzel çayırlar, meralar, düzlüklerde bitmiş zengin ormanlar süslüyordu. Akışları sakin, muntazam, geniş yataklı, seyrüsefere fevkalâde müsait nehirler kenarında kalabalık nüfuslu, büyük, zengin şehirler vardı. Dünya cenneti denmeğe lâyık olan bu kıtada hiç yüksek dağ yoktu. Dağlar yalnız orada değil, dünyanın başka taraflarında da henüz fazla yükselmemişti. Mu ve Muluların mevcudiyeti yeryüzünde büyük dağların teşekkülünden evvelki jeolojik zamana, üçüncü arz devrine tesadüf ediyordu. Mu ormanlarında ve sularında bu devrin hayvanları yaşıyordu. Mu insanları her nevi hayvanı muti bir hale getirmenin yolunu biliyorlardı. Koca kıtayı pek düzgün yollar ile kurşuni örümcek ağını örnek tutarak örmüşlerdi. Yollar nereden başlar, nerede biter, kestirilemez idi. O kadar mükemmel yapılmışlardı ki, kalıntıları karşısında günümüzün mühendisleri, kaldırım ustaları gözlerine inanamamaktadırlar. Main şeklindeki kaldırım taşları yan yana konuvermiş değil, birbirine kopmayacak surette eklenmiştir. Ne taraftan bakılsa kenarlar hattı müstakim teşkil eder."

 

"Mu kıtası ahalisi, bir hükümetin idaresi altında on kabileden terekküp ediyordu. Hükümet başkanına Mu'nun güneşi: tacı, hükümdarı, hâkimi, emîri mânasına Ra-Mu deniyordu. Ramu'lar ahaliyi Tanrı'nın vahiy ettiği mukaddes yazılar ahkâmına göre idare ediyorlardı. Başkanlar halka karşı vazifesini müdrik, müşfik, halk başkanlara karşı içten gelen bir istekle hürmetkar idi. Emir etsin, yahut emre tâbi olsun bütün Mu sakinleri tek Tanrı'ya inanıyordu."

 

NAZCA ÇİZGİLERİ HANGİ AMAÇLA YAPILDI?

 

Dünya üzerinde gizemini koruyan bir diğer konu, Nazca Çizgileri. Peru'nun güney kıyılarındaki Nazca Çölü ve And Dağlarının kıyıya bakan eteklerine kazınmış olan çok sayıdaki yer çizimi (jeoglif), bilim insanlarının zihninde cevaplanmayı bekleyen pek çok soru bırakmış durumda.

 

Nazca Çizgileri, Güney Amerika'nın İspanyollar tarafından işgal edilmesiyle fark edildi. Çizgilerin varlığına ilişkin ilk somut kanıt 1939'da ortaya çıktı. Amerikalı arkeolog Paul Kosok, Nazca Çölü üzerinde bir keşif uçuşu yaptı ve yer çizimlerinin fotoğraflarını çekti.

 

Bu dönemden sonra Nazca Çizgileri hakkında çeşitli bilimsel araştırmalar yürütülmeye başlandı ve ilk teori 1946 yılında, yaşamını bu çizgilere adamış olan Alman matematikçi Maria Rieche'den (1903-1998) geldi.

 

Ona göre, Nazca Çizgileri çölün üst tabakasındaki koyu renkli kumun kazınıp alt tabakadaki açık renkli kumun ortaya çıkarılmasıyla oluşturulmuştu. Yer çizimleri Güneş, Ay ve bazı yıldızların konumlarını gösteriyordu. Bu konumlar, Nazca halkının ekim, sulama, hasat gibi tarımsal faaliyetlerinde bir tür gök takvimi olarak kullanılıyordu. Rieche'nin teorisi geometrik çizimlere dayandırılmıştı, fakat hayvan ve bitki çizimleri gibi diğer motiflere ilişkin varsayımları içermiyordu.

 

Son yıllarda uzaktan görüntüleme yöntemleriyle yapılan araştırmalar, Nazca'daki yer çizimlerinin sayısının 1500'den fazla olduğunu ortaya koydu. Yaklaşık 3885 kilometre karelik bir araziyi kaplayan çizimlerin çoğu spiral, yamuk, ok, zikzak gibi anlamı bilinmeyen geometrik figürlerden oluşuyor. Bunun yanında kuş, balık, jaguar, maymun gibi hayvan motifleri; ağaç, çiçek gibi bitki motifleri; insan figürleri ve hayal ürünü olduğu düşünülen birtakım yaratık çizimleri de var. En büyük boyuttaki yer çiziminin çapı 300 metreden fazla ve birkaç kilometre uzunluğunda.

 

2400 yıl önce, Nazcalıların bu yer çizimlerini ne amaçla yaptıkları sorusunu, bilim insanları desenleri yorumlayarak cevaplamaya çalışıyor ve farklı görüşler ileri sürüyor. Sinekkuşu, kertenkele, balina gibi hayvanlardan yola çıkarak desenlerin dinî sembolizm kaynaklı olduğunu düşünenlerin yanında bazı uzmanlar, geometrik çizgilerin akarsuların akış yönlerini ya da sulama şemalarını gösterdiğini varsayıyor. Başka bir grup uzman ise bu geometrik çizgilerin yağmur duası törenleriyle ilgili olabileceğini iddia ediyor. Öte yandan örümceklerin, kuşların ve bitkilerin bereketi sembolize ettiğini ileri süren uzmanlar da var.

 

MISIR PİRAMİTLERİNİN ÇÖZÜLEMEYEN SIRLARI

 

Mısır Piramitleri, genellikle Firavunların mezarları olarak inşa edilen yapılardır. Bilinen en eski piramit, Üçüncü Hanedan döneminde inşa ettirilmiş ve mimar Imhotep tarafından tasarlanmış olan Basamaklı Piramittir.

 

Piramitler zamanında çalıştırılan işçiler, mimarlar ve bu sırrı bilen her kim varsa öldürülmüşlerdir. Bu gizemli yapılardan Keops Piramidi dünyanın yedi harikasından birisidir.

 

Mısır Piramitleri, tüm detaylarıyla yüzyıllardır gizemini koruyan yapılardır. Kimler tarafından, nasıl yapıldığı tam bir soru işaretidir. Mısır piramitlerinin özellikleri keşfedildikçe insanlık bu yapılara daha da hayran kalmıştır. Sırrı hâlâ çözülemeyen Mısır Piramitlerinin bazı ilginç özellikleri şu şekilde:

 

Piramitlerin her biri 20 ton olan taşlardan inşa edildi. Bu taşları temin edilebilecek en yakın mesafe yüzlerce kilometre uzaklıkta. Piramitlerin yapımında kullanılan bu taşların nasıl getirildiği konusunda kesin olmayan farklı varsayımlar bulunur.

 

Piramit, kimin adına yapıldıysa, o kişinin öldükten sonra mumyalanarak piramit içerisindeki mezarının bulunduğu odasına, yılda sadece iki kez, doğduğu ve tahta çıktığı günlerde güneş girer.

 

Piramitler incelenirken ilk kez keşfedilen mumyalarda radyoaktif madde bulunduğundan 12 bilim adamı kanserden öldü.

 

Nedeni günümüzde hala çözülememiş bir başka olay ise, piramitlerin içerisinde ultra sound, radar, sonar gibi cihazların çalışmamasıdır.

 

Kirletilmiş su, birkaç gün piramidin içine beklediğinde, su arıtılmış olarak geri alınır.

 

Piramidin içerisine konulan süt, birkaç gün süreyle taze kalır ve ardından bozulmadan yoğurt haline gelir.

 

Bitkiler piramidin içerisinde normalinden daha hızlı sürede büyürler.

 

Piramidin içine bırakılmış su, beş hafta süreyle bekletildikten sonra yüz losyonu olarak kullanılabilir hale gelir.

 

Çöp bidonu içindeki yemek artıkları, hiç koku vermeden piramit içinde mumyalaşır.

 

Kesik, yanık, sıyrık gibi yaralar büyükçe bir piramitin içinde daha çabuk iyileşme sürecine girerler.

 

Piramitlerin bazı odalarının içinde ne olduğu hakkında bir bilgi yoktur; araştırmacıların çoğu, ya içinde bulunan labirentte kayboldular ya da aynı yerde birkaç tur attılar. Ancak, içlerini gören hiç olmadı.

 

YÜZ HATLARI BİRBİRİNDEN FARKLI 8 BİN TAŞ ASKER

 

Terra-Cotta Ordusu, 1974 yılında bir çiftçi tarafından bulundu. Atları, at arabaları, okları ve bronz kılıçlarıyla 2 bin yıldır yerin altında kalan bu "ordu" arkeoloji dünyasında büyük heyecan yarattı.

 

Ancak heykellerin birbirine çok yakın olması, kırılgan ve kilden yapılmaları nedeniyle arkeologlar inceleme yapmakta zorlandılar. Toprak Askerler aslında daha önce 1920 yılında bulunmuştu; fakat askerleri gören köylü korkarak askerleri tekrar gömmüştü.

 

Terra-cotta diğer bir ismiyle "Taş Askerler" 1974 yılında yine bölge halkından birileri kuyu kazarken tesadüfen fark edildi. Çiftçiler kazdıkça yerin altında sadece askerlerin değil; askerlerle birlikte gerçeğine uygun boyutta yapılmış atlar, at arabaları, diğer savaş arabaları, silahlar ve hizmetkârların da bulunduğunu keşfettiler.

 

Toprak Askerlerin inşası eski Çin Hükümdarı Qin Şhi Huang'ın ölümüyle ilişkilendirilir. Çünkü Çin'de Qin Hanedanlığı döneminden önce eski bir geleneğe göre, hükümdar öldüğünde hizmetkârları, savaş malzemeleri, askerleri, özel eşyaları ve hatta eşleri ile birlikte gömülürdü. Ancak Çin hükümdarı Qin Şhi Huang, öldüğünde kendisi için askerlerinin ve hizmetkârlarının öldürülmesini istemedi ve kendisine diğer dünyada eşlik etmek üzere pişmiş toprak ve bronzdan askerler, savaş arabaları, hizmetkârlar ve diğer ihtiyaçlarının hazırlanmasını emretti.

 

Boyları 183-195 cm arasında değişen bu Toprak Askerlerin her birinin yüz hatları farklıdır. Kazı alanında çoğu halen toprak altında 8000 asker, 520 atıyla birlikte 130 savaş arabası, 150 süvari atı bulunduğu tahmin ediliyor.

 

82 TONLUK DEV MOAİ HEYKELLERİ

 

Pasifik okyanusundaki Paskalya Adasında yer alan Moai adlı insan heykellerinin en büyüğü 10 metre uzunluğa ve 82 ton ağırlığa sahip.

 

Moai heykellerini ve adada yer alan tapınakları 1722'de adaya ayak basan Alman bir denizci keşfetti. 1935'te giden Alman dilbilimci ise, adada yaptığı inceleme sonucunda 638 tane heykeli türlerine ve büyüklüklerine göre sınıflandırarak kaydetti.

 

1969 ile 1976 arasında yürütülen araştırmalarda ise, 887 heykel kayda geçirildi. Ancak adada toplamda binden fazla heykel olduğu tahmin ediliyor. Moailer abartılmış derecede uzun kulakları, güçlü çıkıntılı çeneleri, büyük başları ve kolsuz gövdeleri ile insanı etkileyen görkemli heykellerdir. İyice belirli olan göz delikleri ile düz burunları ile hepsi aynı biçimdedir.

 

Uzmanların araştırmalarına göre bir Moai'yi yontmak, taşımak ve ahunun üzerine yerleştirmek için 23 bin kişinin çalışması gerektirir. Yaklaşık bin adet heykel olduğu düşünüldüğünde olayın ihtişamı daha belirgin hale gelir. Bunca yıllık araştırma sonucunda bile, ancak yaklaşık bilgiler elde ediliyor. Okyanusun ortasındaki bu küçücük ada, 21'inci yüzyıl insanı için gizemini korumayı sürdürüyor.

 

DYATLOV GEÇİDİ’NDE DAĞCILAR NEDEN ÖLDÜ?

 

Dyatlov Geçidi Vakası, Rus dağcıların Ural dağları eteklerindeki sır dolu ölümüdür. 2 Şubat 1959 yılında, Rus dağcı on arkadaş, Ural dağlarının eteklerinde bulunan ve bölgenin yerli kabilesi Mansiler tarafından "Ölüm Dağı" olarak adlandırılan bölgede, bir gece sır dolu şekilde öldüler.

 

Rus dağcılardan geriye, soğuktan kaskatı kesilmiş bedenleri, birinin koparılmış dili ve hiçbir darp izi olmamasına rağmen kırık kaburga kemikleri ve kafatası kırılmış bir dağcı kaldı. Olay yerine, ekibin lideri olan Alekseievich Dyatlov'un anısına "Dyatlov Geçidi" adı verildi.

 

Dokuz gencin ölümünden geriye kocaman bir sır perdesi kalmıştı. Olayın hemen ardından yapılan bir araştırma, dağcıların telefon ve kameraları çadırda bırakarak ve çadırı içeriden yırtarak, farklı yönlere botlarını dahi almadan çadırdan kaçtıklarını gösterdi. Olay yerinde, dağcılardan başka hiçbir insan türü canlının ayak izlerine rastlanmadı. Gece -30 derecelerde dağcıları o denli korkutan ve botsuz karda koşmalarına neden olacak ne yaşandı?

 

Arama kurtarma ekiplerinin ilk ulaştıkları cesetler olan Yuri Krivonişenko, Yuri Doroşenko, Igor Dyatlov, Zina Kolmogorova ve Rüstem Slobodin'e yapılan ilk incelemenin ardından ölüm nedenleri olarak Hipotermi teşhisi konulmuştu. Dağcılar soğuktan etkilenmiş ve gecenin karanlığında tek tek ölmeye başlamışlardı. Hatta Slobodin'in kafatasında bir kırık tespit edilmiş; fakat incelemelerde kırığın genel durumunun ölüm sebebi olmayacağı kanısına varılmıştı. Ancak, şu da belirtilmiştir ki; Slobodin, o gece sebebi bilinmeyen darbeyi aldıktan sonra bayılarak soğuktan donmuştu.

 

Olayın en ilginç yönü ise, Brinollel'in kafatasındaki, Dubinina ve Zolotarev'in kaburgalarındaki kırıklardı. Daha da fazlası Dubinina'nın dili, gözleri ve dudağı yoktu. Kaburgalarında kırıklar tespit edilen iki cesette de dışarıdan bir darbe izine rastlanmamıştı. Çok ilginçtir ki sonradan yapılan incelemede, elbiselerin üzerinde radyasyon kalıntılarına rastlandı.

 

51. BÖLGE’DE NELER OLUYOR?

 

"Başkan seçildiğiniz zaman insanların size sorduğu ilk soru, '51. Bölge'de ne olup bitiyor' oluyor"

 

Obama, aktris Shirley MacLaine ile konuşurken…

 

51. bölge her zaman kurgu ve gerçek arasında gidip gelmiştir. Ta ki Amerika başkanı Barrack Obama "51. bölge" sözünü ağzına alıp bölgeyi resmileştirene kadar.

 

51. Bölge, ABD Las Vegas'ın 153 km kuzeyinde, Groom Gölü yakınında olup Nevada Test Sahası ve Nellis Hava Kuvvetleri Sahası ile çevrelidir. En yakın yerleşim birimi, hemen kuzey sınırında bulunan Rachel kasabasıdır. 51. Bölgenin içinde bulunduğu arazi 76 kilometrekaredir. 51. Bölgeye yetkisiz hiç kimse alınmadığından, daha üst düzey askeri görevlilerin öldürme yetkisi bulunur. Ne karadan, ne de havadan, bu çok gizli üssün 30 mil etrafına hiç kimse yaklaştırılmaz.

 

51. Bölge, günümüzün en gizemli konularından birisidir. Bir bölgenin sır gibi saklanılması, hakkında açıklama yapılmaması, başkanların bile özel izinle girebiliyor olması, bölge hakkındaki merakları uyandırmakla birlikte, burada bir şeyler mi gizleniyor sorusunu da beraberinde getiriyor.

 

UFO'ların ve uzaylıların burada tutuldukları 51. Bölge teorilerinden birisidir. Fakat en büyük teori "Aya Çıkma Yalanı" adlı belgeselde geçer.

 

Soğuk Savaş döneminde aya ilk ayak basan ülkenin dünyanın süper gücü olacağına inanılıyordu. Bu nedenle uzay yolculuğu o dönemin iki süper güç adayı Amerika ve Rusya için çok önemli bir husustu. Belgeseldeki iddiaya göre aya hiç bir zaman ayak basılmamıştı ve bu video Amerika'nın Soğuk Savaş döneminde kendisini süper güç ilan etme oyunuydu.

 

Ne o zamanın teknolojisi Ay'a insan taşımak için yeterliydi, ne de video Ay'da çekilmişe benziyordu. İddialara göre Ay'a çıkma videosu, 51. Bölgede çekilmişti ve bölgenin sır gibi saklanmasının asıl sebebi de buydu.

 

LANETLİ OAK ADASININ GİZEMİ

 

Kanada'nın Yeni İskoçya bölgesinde bulunan Oak Adası, iddialara göre nadir sanat eserleriyle dolu bir hazinenin üzerinde yatıyor.

 

En büyük efsaneye göre, iri kayalardan oluşan bir yapı olan 'The Money Pit' henüz keşfedilmemiş bir hazine barındırıyor. Ancak birçok eleştirmen bu hikâyenin hiçbir dayanağı olmadığını düşünüyor.

 

1795 yılında Kanada'da Oak Adasında gömülü bir hazinenin bulunduğu söylentisi duyuldu. O günden beri define avcıları, hazineyi bulmak için yaşamlarını ve servetlerini harcadılar. Ancak, sarf edilen çabalar sonucunda define bir türlü bulunamadı.

 

Oak Adasının bu kadar gizemli kalması ve defineciler tarafından lanetli sayılmasının en büyük sebebi, yapılan çalışmaların bir aşamaya geldiğinde para çukuru diye adlandırılan bölgenin bir anda suyla dolması ve kazı işleminin yapıldığı bütün bölgeleri su basmasıydı. Cevabı bulmak zor değildi. Para çukurundan 500 fit uzaklıkta, en yakın kumsalda yapılan bir araştırma her şeyi açığa çıkardı. Sular çekilince, kumlar suyu sıkılan bir sünger gibi akıtıyor, bu nedenle defineciler kazdıkları çukurun içinde kalıyorlardı.

 

BİR ROCKSTAR EFSANESİ: PAUL ÖLDÜ

 

Ünlü klasik rock grubu The Beatles hayranları arasında oldukça yaygın olan iddiaya göre, grubun basçısı Paul McCartney, 1966 yılında bir trafik kazasında hayatını kaybetti. Grubun popüleritesini kaybetmemesi için de McCartney'e tıpatıp benzeyen bir kişi, ünlü müzik adamının yerine geçti. İddiayı öne süren ve destekleyenler, şu gerekçeleri kanıt olarak gösteriyorlardı:

 

Paul Mccartney'in farklı dönemlerde çekilmiş fotoğraflarında görünen fiziksel farklılıklar.

 

The White Album ve St. Pepper's Lonely Heart Club Band albümlerinin kapaklarında, McCartney'in ölümünü temsil eden işaretler bulunması.

 

The Beatles'ın "I'm So Tired" adlı şarkısının sonundaki konuşma tersten çalındığında "Paul is a dead man, miss him, miss him" (Paul ölü bir adam, onu özlüyoruz) şeklinde bir mesaj duyulması.

 

HİROŞİMANIN İKİ BİN FAZLASI: TUNGUSKA PATLAMASI

 

Sibirya'nın Tunguska bölgesinde 1908 yılında meydana gelen büyük patlamanın sebebi hâlâ çözülemedi. Patlama o kadar şiddetliydi ki, uzmanlar bu gücü Hiroşima'ya atılan atom bombasından iki binden fazlasının ancak ortaya çıkarabileceğinde hemfikirler.

 

2 bin 150 kilometre karelik alanda 80 milyon ağacı dümdüz eden patlama 20'inci yüzyılın en gizemli olaylarından biri olarak görülüyor.

 

Aradan geçen bir asır sonra, Tunguska'daki patlamanın kuyruklu bir yıldız tarafından gerçekleştiği sonucuna varılsa da; bazı kafa karıştırıcı sorular bulunuyor. Araştırmacının numuneleri bulduğu yıl 1988 olmasına rağmen, analizlerin yapıldığı yıl 2008, sonuçların yayımlandığı yıl ise 2013. Tunguska Patlaması hâlen gizemini koruyor.

 

SEBEBİ AÇIKLANAMAYAN TAOS UĞULTUSU

 

Bir dizel motorunun çıkardığına benzer, uğultuya yakın bir sesin dünyanın dört bir köşesinden insanlarca duyulduğu rapor ediliyor. Özellikle Amerika, İngiltere ve Kuzey Avrupa'da insanlar zaman zaman uğultuya benzer bu sesi duyduklarını söylüyorlar.

 

10 Temmuz 2011'de, İngiltere'de Woodland kasabası sakinleri bu uğultuyu 2 ay boyunca duyduklarını açıkladılar. 1997 yılında, New Mexico'da Taos adlı küçük kasabada düzenlenen ve bu uğultuya ismini veren kongrede araştırmacılar bu sesin kaynağına ulaşmaya çalıştılar, ancak başarılı olamadılar.

 

Kaynağı ve sebebi hakkında halen birçok açıklama bulunan Taos Uğultusu'nun gerçek sebebi bulunamadı.

 

BİLİMİN İNCELEYEMEDİĞİ YILDIRIM TOPLARI

 

Atmosferde çok nadir görülen bir durum da, yıldırımların küre şeklinde meydana gelmesi.

 

Bu konudaki en iyi belgelenmiş olay, 1984 yılında yaşandı. Bir yıldırım topu, Rus yolcu uçağına girdi ve tüm uçağı baştan sona yolcuların kafaları üzerinde aştı.

 

Hiç ses yapmadığı belirtilen elektrik yüklü topun, herhangi bir zarara sebep olmadan uçaktan çıktığı açıklandı. Çok nadir gerçekleştiği için bu doğa olayını bilim insanlarının incelemesi ise, asla mümkün olmadı.

 

MALEZYA UÇAĞI, ABD’NİN DIEGO GARCIA ADASINDA MI?

 

2014 yılında, 239 yolcusu ve mürettebatıyla birlikte Malezya Hava Yolları'nın Boeing 777 uçağı kayıplara karıştı. O tarihten günümüze arama çalışmaları uluslararası düzeyde sürdü, ancak uçak ile ilgili bir enkaza veya bir ize hâlen rastlanamadı.

 

Uçağın kaybolmasıyla alakalı birçok teori tartışılmaya başlandı. Bunlardan en ilginci Fransız yazar Marc Dugain'in iddialarıydı. Dugain'in, Maldivlere giderek gerçekleştirdiği röportajlarına göre, uçak Maldiv Adaları'ndan biri olan ve üzerinde ABD'ye ait bir askeri üs bulunan Diego Garcia Adası yakınlarında olabilir.

 

O tarihlerde, Paris Match Dergisi'nde yayımlanan yazıda, uçağın kaybolduğu 8 Mart günü Kudahuvadhoo Adası'ndaki balıkçıların "Dev bir uçak gördük. Çok alçaktan uçuyordu ve üstünde kırmızı ve mavi çizgiler vardı" sözlerine yer verilmişti.

 

Dugain, uçağın sır olmasından iki hafta sonraysa Barah Adası sahilinde bir yangın söndürme tüpünün bulunduğunu aktardı. Boeing uçaklarda kullanılan tüpe, ordu yetkililerinin kısa sürede el koyduğu belirtildi. Dugain kendisinden önce de benzer görüşler belirten uzmanlara katıldığını belirtiyor ve yazısını "ABD'li yetkililer uçağın kaçırıldığını anladı. Uçak, 11 Eylül benzeri bir terör eyleminde kullanılmasın diye, yolcularla birlikte okyanusun dibine gömüldü" iddiasıyla sonlandırıyor. Kayıp Malezya uçağının arama çalışmaları hâlen sürüyor ve olayla ilgili en ufak bir ipucuna rastlanmadı.

 

Haberin etiketleri:

mu kıtası, atlantis, nasca çizgileri


Haber okunma sayısı: 270

Yazdır

YORUM EKLE

Yorum Başlığı

Yorum

YORUMLAR

  • Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun.

DİĞER HABERLER

sirri-cozulemeyen-10-antik-bulus

Sırrı çözülemeyen 10 antik buluş

06 Ocak 2019 Pazar 20:08
ruhlarin-sesi-duyulur-mu

Ruhların sesi duyulur mu?

05 Ocak 2019 Cumartesi 20:13
bilinmeyen-en-korkunc-kehanetler

Bilinmeyen en korkunç kehanetler

04 Ocak 2019 Cuma 23:14
yedi-uyurlar-gercek-mi

Yedi uyurlar gerçek mi?

02 Ocak 2019 Çarşamba 20:20

ÜLKE GÜNDEMİ

17 Yıldır Yozgat'ın sorunlarını çözemediler

CHP Genel Başkan Yardımcısı Kaya, “Yozgatlılar 5 dönemdir Bekir Bozdağ’ı seçerek Meclise gönderiyor.

Cumhur ittifakı mezara kadar olmalı

Cumhurbaşkanı Erdoğan, AK Parti Etimesgut mitinginde yaptığı konuşmada, “Bizim rotamız millet, gayemiz

Oklar Koray Aydın'a çevrildi

Yeniçağ yazarı Orhan Uğuroğlu, İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener'e yönelik olarak "İhanet dediğiniz

Vahşi propaganda söz konusu olabilir mi?

CHP Grup Başkanvekili Engin Özkoç, grup başkanvekilleri Engin Altay'ın TBMM Başkanlığı için aday olacağını

MHP'li Erdem'den Mavi Balina uyarısı

MHP İstanbul Milletvekili Arzu Erdem, gençleri intihara kadar sürükleyebildiği belirtilen "mavi balina" adlı

'Yandaş ekonomisine' son verin

Bağımsız Ardahan Milletvekili Öztürk Yılmaz, Meclis'te düzenlediği basın toplantısında, Cumhurbaşkanlığı

ÇOK OKUNANLAR

  • Haber bulunamadı

  • Haber bulunamadı

İSTANBUL - HAVA DURUMU

ISTANBUL