Haber Detayı
30 Nisan 2022 - Cumartesi 14:18 Bu haber 65 kez okundu
 
Tarihin en uzun 5 savaşı
İnsanlığın doğuşundan, günümüze kadar uzanan ve zamana göre değişiklikler gösteren bir savaş fenomeni var. Eski çağlardan günümüze kadar uzanan savaşların amacı hükmetmek, öldürmek, yağmalamaktan başka bir şey değildi. 20. yüzyılın teknolojik gelişmeleri ile savaşın etkisi daha da yıkıcı ve maliyetli hale geldi.
Gizemli olaylar Haberi


Sonuç olarak, modern çatışmalar genellikle çok daha kısadır; 20. yüzyılın en yıkıcı iki savaşı, örneğin Birinci Dünya Savaşı ve İkinci Dünya Savaşı, yalnızca 10 yıllık bir toplam uzunluğa sahipti. Günümüzün savaşları genellikle kısadır; bir insanın hayatında bir göz kırpması. Ancak modern çağdan önce ve bugün muharebeyi karakterize eden mekanik pandeminin başlangıcından önce, tarihteki en uzun beş savaşın gösterdiği gibi, savaşlar birkaç ömür sürme kabiliyetine sahipti.

Varus Savaşı,

Roma tarihçileri tarafından Varian Felaketi (Clades Variana) olarak tanımlanan Varus Savaşı, günümüzde Almanya'nın kuzeyindeki Teutoburg Ormanında, MS 9 yılında Cermen halklarının bir ittifakının bir Roma İmparatorluğu generali olan Publius Quinctilius Varus liderliğindeki Roma lejyonlarını ve yardımcı birliklerini pusuya düşürmesiyle gerçekleşmiş bir savaştır. Cermen halklarının bu ittifakı, General Varus'un yardımcı birliklerinde görev alan Cermen subayı Arminius tarafından yönetilmiştir. Bir Roma vatandaşı olan Arminius, Romalı komutanını metodik olarak aldatmasına ve Roma ordusunun taktik tepkilerini tahmin etmesine olanak sağlayan bir Roma askeri eğitimi almıştı.

Bu savaş, İmparator Augustus dönemindeki zaferlerle dolu genişleme dönemini aniden sona erdirmiş olmasının da etkisiyle genellikle Roma tarihinin en önemli yenilgilerinden biri olarak görülür. Bu savaşın sonucu, Romalıları Cermanya'yı fethetme hırslarından caydırdı ve bu nedenle Avrupa tarihinin en önemli olaylarından biri olarak kabul edildi. Bazen topluca Roma Cermanyası olarak da adlandırılan Roma İmparatorluğu'nun Germania Superior ve Germania Inferior eyaletleri, daha sonraları kuzeydoğu Roma Galyasın'da kurulurken, Ren Nehri'nin ötesindeki bölgeler Roma kontrolünden bağımsız kaldı. Misilleme seferleri Tiberius ve Germanicus tarafından yönetildi ve başarıya ulaştı, ancak Ren Nehri, Roma İmparatorluğu ile Cermanya'nın geri kalanı arasında bir sınır haline geldi. Roma İmparatorluğu, İmparator Marcus Aurelius (161–180) döneminde gerçekleşen Markoman Savaşları'na kadar Cermanya'ya başka hiçbir büyük akın başlatmadı.


Savaş, günümüz Almanyası ve Alman kültürünün gelişimini hazırlayan sürece önemli katkıda bulunmuştur.

Roma Lejyonları, Alman bir kabile lideri tarafından Teutoburg Ormanı'na götürülür. Ormanın göbeğinde bir Roma kampı olup, Cermen kabile lideri onlara kaşiflik yapmaktadır. Tüm ordular ormana girdiği zaman ormanın her iki yanından da askerler lejyon kolonuna akın etmeye başlamıştır. Romalılar düzeni bozmayarak ilerlemeye çalışmış, gün batmadan önce kampa ulaşmak istemişlerdir. Çünkü Roma kumandanları, kampa ulaşırlarsa, barbarların duvarları aşamayacaklarını biliyordur. Ancak kampa ulaşana kadar tüm ordular tamamen dağılmıştır.


Vercellae


Vercellae Muharebesi ya da Raudine Ovası Muharebesi, MÖ 101'de, Konsül Gaius Marius tarafından Cermen kökenli Cimbrilere karşı Cisalpina Galya'da bulunan Vercellae kenti yakınlarında kazanılan Roma zaferi.

Zaferin ardından, Romalıların iddiasına göre, Cimbrilerden 140,000 kişi öldürülmüş ve aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu 60,000 kişi esir alınmıştır. Cimbri savaşçılarının gerçek sayısının birkaç bin olduğu iddia edilir. Bu zaferin asıl sahibi olarak Prokonsül Quintus Lutatius Catulus'un legatesi ve Roma ve diğer müttefik İtalyanların süvarilerinin lideri olan Lucius Cornelius Sulla gösterilir.


Tarhçiler geleneksel olarak muharebenin geçtiği yer olarak İtalya'da, Vercelli kenti yakınlarındaki Vercellae yerleşimi olarak kabul ederler. Bazı tarihçilere göre ise "vercellae" bir yer isminden ziyade iki nehrin kesiştiği yerde bulunan bir madencilik bölgesidir.

Bu tarihçilere göre Cimbriler Brenner Geçidinin ardından herhangi bir sebep olmaksızın Vercelli'nin bulunduğu batıya dönmek yerine Adige nehrini takip etmişler ve bu durumda muharebenin yeri modern Rovigo yakınlarındaki Polesine civarı olmalıdır.


Vercellae zaferi, önceki yıl Marius'un Aquae Sextiae Muharebesi'nde Tötonlara karşı elde ettiği zaferle birlikte, Cermenlerin Roma'yı işgal etme planlarını sona erdirdi.


Politik olarak bu muharebenin Roma'ya etkileri büyük oldu. Savaş, Marius ve Sulla arasındaki rekabeti gün yüzüne çıkardı ve bu rekabet daha sonra Roma'nın büyük iç savaşıyla sonuçlandı. Marius, üstün hizmetlerinden dolayı Senatodan izin alma gereği duymadan tüm İtalyan müttefiklerine Roma yurttaşlığı hakkı verdi. Bu aşamadan sonra tüm İtalyan lejyonları Roma lejyonu haline geldi. Bu durum bir Generalin Senatoya karşı ilk meydan okumasıydı ancak sonuncusu da olmayacaktı; MÖ 88'de, Sulla, hem Senatoya hem de geleneklere meydan okuyarak birliklerini Roma şehrine sokacaktı. Jül Sezar, Senato tarafından lejyonlarının komutasını bırakarak hakkındaki iddialarla ilgili olarak hukukla yüzleşmek üzere Roma'ya dönme emri alınca buna karşı çıkmış ve MÖ 49'da lejyonlarıyla birlikte Rubicon nehrini geçmişti. Bu hareket, Pompey komutasındaki Senatoryal güçlerle bir iç savaşa girişmesine yol açmış ve muharebenin sonunda Roma Cumhuriyeti sona ermiştir.

Roma-Pers Savaşları

Roma-Pers Savaşları Yunan-Roma dünyası ile iki başarılı İran imparatorluğu arasında geç dönem Roma Cumhuriyeti ile İran merkezli Part İmparatorluğu arasında MÖ 92'de başlayıp Roma İmparatorluğu ve yine İran merkezli Sasani İmparatorluğu üzerinden sürdürülen bir dizi savaştır. Uzun ve yorucu savaşlar iki rakip arasında en son olarak Bizans İmparatorluğu ve Sasani İmparatorluğu arasında MS 627'de yapılan savaş ile sona erdi ve bunu 632'den itibaren her iki imparatorluğun topraklarının büyük bölümünü ele geçiren Müslüman Arapların akınları izledi.


Cumhuriyet'ten sonra Roma İmparatorluk sahası
Romalılar ve Persler arasındaki savaşlar yedi yüzyıla yakın bir süre sürmüş olsa da hiçbir taraf bir üstünlük sağlayamadı. Savaş halat çekme yarışı misali bazı şehir, kale ve bölgelerin talan, tahrip ve el değiştirmesi şeklinde sürdü. Her iki taraf da sınırlarını korumasız bırakmaksızın, sınırlarının çok ötesinde ordularını destekleyecek lojistik destek ve insan kaynağı temin olanağına sahiptiler.


Böylece sınırları ötesinde fetihler yapmalarına karşın denge her zaman sağlandı.


Bütün enerjilerini Roma-Pers savaşlarına harcadıkları için bu savaşların bitiminde yedinci yüzyılda çok güçlü olmayan Müslüman Arapların akınlarına karşı koyamadılar ve Müslümanlar savaş yorgunu Sasaniler'i yendi ve Doğu Roma İmparatorluğu'nun elindeki toprakların çoğunu ele geçirdiler.

Romalılar ve Persler / Sasaniler arasında savaş yedi yüzyıl sürmüş olmasına rağmen, sınır büyük ölçüde sabit kalmıştır. Savaşı başlatan köylerde, istihkamlarda ve şehirlerde yapılan yakalama, ele geçirme, el değiştirme ve yok etmeden oluşan bir oyundaki çekişmedir. Her iki taraf da sınırlarından hayli uzakta, böyle uzun kampanyaları sürdürebilmesi için lojistik olanağa ve insan gücüne sahipti ve bu sayede sınırlarını çok inceltme riskine girmeden, ilerleyebilme imkânı bulabildiler. Ancak her iki taraf da sınır ötesinde fetihlerde bulunsa da zamanla denge yeniden sağlandı.


BİZANS - BULGAR SAVAŞLARI


Bizans-Bulgar Savaşları Bulgar İmparatorlukları ile Bizans İmparatorluğu arasında yaşanan bir dizi savaş. İlk çatışmalar Bulgarların 5. yüzyıldan itibaren Balkanlara yerleşmesiyle başlamıştır.7. yüzyılda kurulan Birinci Bulgar İmparatorluğu'nun Balkanlarda genişleme hevesiyle hareket etmesi sık sık iki ülkeyi karşı karşıya getirmiştir.

Uzun barış dönemlerini takip eden Bulgar-Bizans Savaşları 10. yüzyılın sonlarına kadar genellikle Bulgarların üstünlüğüyle sonuçlandı.

Hırvatlar, Macarlar, Peçenekler ve Ruslarla yapılan savaşlar sonunda zayıflayan Bulgarlar, 971 yılında I. İoannis komutasındaki Bizanslar tarafından yenilgiye uğratılır ve başkentleri Preslav Bizans ordusu tarafından işgal edilir. 1014 yılında yapılan Kleidion savaşında Bulgar ordusunu yenilgiye uğratan II. Basileios önderliğindeki Bizanslar, 1018'de bütün Bulgaristan'ı hakimiyetleri altına alarak Birinci Bulgar İmparatorluğu'na son verdiler.

Bu tarihten sonra 11. ve 12. yüzyıl süresince çeşitli tarihlerde Bizans hakimiyetine karşı isyan çıkaran Bulgarlar 1185'te I. İvan Asen'in önderliğinde bağımsızlıklarını kazandılar.

Bu tarihten sonraki 2 yüzyıl boyunca dönem dönem devam eden Bizans-Bulgar Savaşları Osmanlıların 1396'da Tırnova'yı da ele geçirip, Bulgaristan'ın varlığına son vermesiyle tamamen bitmiştir.


İngiliz-Fransız Savaşları (Yüzyıl savaşları)

 

Yüz Yıl Savaşı (Yüz Yıl Savaşları), İngiltere Kralı III. Edward'ın Fransa tahtında hak iddia etmesiyle 1337'de başlayan ve ancak 116 yıl sonra 1453'te sona eren savaşlar dizisidir.

Genel olarak 1337'de başlayıp 1453'te bittiği kabul edilen Yüz Yıl Savaşları, görünürde feodalite ve hanedan savaşıydı. Feodal nitelikteydi, çünkü İngiltere Kralı aynı zamanda Akitanya dükü olduğundan, Akitanya'daki uyrukları dükle bir sorunları olduğunda onun süzerenine, yani Fransa Kralına başvurabiliyorlardı.[2] Hanedan çatışmalarının temelinde ise, Fransız baronlarının, Fransa Kralı IV. Charles'ın ölümünden sonra yerine İngiltere Kralı III. Edward'ı değil, VI. Philippe'i seçmeleri yatıyordu. Toprakları Fransa'nın olan ama ekonomisinin temeli İngiliz yününe dayanan Arquitani ve Flandr'daki olaylar, 1294'ten itibaren iki ülke arasındaki gerginliği sonunda iyice arttırdı. İngiltere Kralı ilan edilen III. Edward, annesi Isabelle de France'ı sürgüne gönderdi ve annesinin sevgilisi Mortimer'ı idam ettirdi (1330). Fransa Kralı IV. Philippe'in anne tarafından dedesi olması gerçeğine dayanarak Fransa tahtı üzerinde hak iddia etti; böylece Yüz Yıl Savaşları patlak verdi.

 

İlk saldırıyı başlatan İngiliz orduları Crécy'de Fransızları yendi (1346) ve Calais'yi ele geçirdi. Poitiers'de bir zafer daha kazanan (1356) İngilizler, Fransa Kralı II. Jean'ı esir aldılar. Çaresiz kalan Fransızlar 1360'taki Brétigny Antlaşması'yla çok büyük toprak kaybetti. V. Charles döneminde, Krallık Orduları Komutanı Bertrand du Guesclin'in önerisiyle benimsedikleri yeni stratejiye göre, İngilizlerle çarpışmaktan kaçınarak ve sırayla kuşatma harekâtı yürüterek, kaybettikleri toprakların hemen hepsini 1374'ten önce geri aldılar. Prensle arasındaki mücadeleyi fırsat bilen İngiltere Kralı V. Henry yeniden Fransa üzerine yürüdü ve Agincourt Muharebesi'ni (1415) kazanarak Normandiya'yı aldı. Fransa Kralı VI. Charles'ın imzalamak zorunda kaldığı Troyes Antlaşması'na (1420) göre, Fransa tahtının varisi İngiltere Kralı V. Henry'nin oğlu VI. Henry olacaktı. Lorraine'li genç bir kızın, Jeanne d'Arc'ın inancı ve coşkusuyla yeni bir güç kazanan Fransız Orduları Orléans'ı kurtardılar ve Reims'de veliaht VII. Charles'a taç giydirdiler. Jeanne d'Arc'ın İngilizler tarafından diri diri yakılmasından (1431) sonra Fransa Kralı, İngiltere'nin müttefiki Bourgogne ile Arras Antlaşması'nı (1435) imzaladı, Orduda reform yaptı ve güçlü bir topçu sınıfı kurdu. Bu sayede Fransızlar sırasıyla Paris'i (1436), Normandiya'yı (1450) ve Arquitania'yı (1453) geri aldılar. Böylece, herhangi bir anlaşma imzalanmadan savaş fiilen sona erdi.


Çatışmanın geçmişi 400 yıl öncesinde 911'de başlar. Carolingionlu Charles The Simple -(18 Eylül 879-7 Ekim 929) Simple (basit) diye adlandırılıyordu)-; Carolingion Hanedanlığı'nın bir üyesiydi. Fransa'yı (batı Fransa) Kral olarak ( 883-922/923'e kadar yönetti), Viking Rollo'nun (Vikingler'in ilk Kralı 860-932) Krallığının Normandiya kısmına yerleşmesine izin verdi. 1066'da Normanlar savaşta William'ın komutası altındaydılar. Ve İngiltere'yi zapt ettiler. Anglo-Saxon liderlerini Hasting savaşında yenerek yeni bir Anglo-Norman güç yapısını kurdular. Gelecekteki Viking Rollo ile başlayan olaylara dikkat çekmek önemlidir. Daha sonra İngiltere Kralı olsalar bile Norman liderler Fransa Kralı'nın vasalı idi.

 

İngiltere'de anarşi olarak bilinen birbirini takip eden bir savaş ve huzursuzluk döneminde (1135-1154) Anglo-Norman Hanedanlığını Angevin Kralları başarı ile yönetiyordu. Gücün en yükseğindeki Angevinler Normandy ve İngiltere'nin yanı sıra Maine, Anjou, Touraine, Gaskonya, Saintogne ve Akitanya'yı kontrol ediyordu. Bu toprak kalabalığı bazen Angavin İmparatorluğu olarak biliniyordu. İngiltere Kralı hala Fransa Kralının vasalı idi. O zamanki Fransa Kralından başka doğrudan doğruya pek çok Fransa toprağını yönetiyordu. Bu durum sürekli çatışma sebebi idi. Fransa bu durumu bir dereceye kadar savaşla çözdü: Normandy'nin zaptı (1214), Saintogne savaşı (1242) ve sonuncusu Saint-Sardos savaşı (1324).

 

Bu suretle kıtadaki nüfusu azalan İngiltere'ye Gaskonya'nın küçük bir bölgesi kaldı. Ve Norman sarayının mücevherleri tamamiyle kayboldu.

 

Pek çok İngiliz aristokrat büyük babalarının ve büyük büyük babalarının zengin kıtada 14. yüzyılın başına kadar kontrole sahip olduğunu hala hatırlıyordu. Ve onlar burayı atalarının yurdu olarak kabul ediyorlardı. Bu sebep toprakların mülkiyetini tekrar elde etmek için onları motive ediyordu.

İspanya Reconquista


Reconquista, Endülüs döneminde İber Yarımadasındaki Hristiyanların, yarımadadaki Müslümanların varlıklarını ortadan kaldırma amaçları, ve çabalarına verilen addır. 1492 yılında son Endülüs devletinin yıkılmasıyla başarıya ulaşan Reconquista, İspanyolcada "Yeniden fetih" anlamına gelir.


Reconquista kavramı tarihsel açıdan nesnelliği tartışmalı olan bir kavramdır. Yeniden fetih kavramı İspanya'nın Müslüman olduğu döneme işgal altındaki bir dönem gözüyle bakan, İspanya'nın yeniden Hristiyan olmasını kesin bir yazgı olarak gören bir bakış açısının parçasıdır. İspanyolların ulusal kimliklerinin vazgeçilmez bir parçası olmakla birlikte, bu kavram aslında tarihe çok taraflı bir açıdan bakan bir kavramdır. İspanya, tarihi boyunca birçok yabancı ulusun istilasına uğramıştır. Arap ve Berberi orduları 8. yüzyılda İspanya'ya girdiklerinde İspanya zaten bir Cermen ırkı olan Vizigotların egemenliği altındaydı. Vizigotlardan önce İspanya, Roma İmparatorluğu'nun egemenliği altında yaşamıştı. Yani Araplar ve Berberiler İspanya'yı istila eden ilk yabancı uluslar değillerdi.

711 yılında Müslümanların ayak bastıkları İberya Yarımadası, 1492 yılına kadar İslam idaresinde kaldı. Müslümanlar'ın orada bulunan Hristiyan ve Yahudiler ile çok yönlü ilişkileri oldu. Sonuçta, Doğu İslam dünyasında parlayan medeniyet güneşi Endülüs'te zirvesine ulaştı. Modern Çağ'ın Endülüs tarihçilerinin hemen tamamının kabul ettiği bu gerceği değiştiren şey ise, daha 718 yılında Kuzey İspanya dağlarındaki Covadonga Magaraları'nda Pelayo öncülüğünde başlayan Hristiyan Reconquistası oldu. 718'den 1085'e ilk, 1085'den 1238'e ve 1238'den 1492'ye kadar geçen üç safhada Reconquista süreci tamamlanmış oluyordu. 1492 yılında İslam hakimiyeti İspanya'da son buldu. Bundan sonra orada kalan Yahudiler (Sefaradlar) hemen, Müslümanlar (Mudejarlar) ise 1610 yılına kadar ara ara ülkeden çıkarıldılar. Endülüs Göçmenleri denilen bu topluluklar içinde özellikle Yahudileri, o zamanın dünyasında güçlü Osmanlı Devleti'nden başka kabul eden olmadı. 2 Ocak 1492'de Gırnata Emirliği de İspanyollar'a Emir Ebu Abdullah tarafından teslim edilmiştir. Bu olay Reconquista'nın son adımı olarak değerlendirilir. 1508'de yayınlanan bir fermanla 6 yıl içerisinde Müslümanlar'ın kendi kıyafetlerini terk etmeleri ve Hristiyan gibi giyinmeleri şart koşulmuştur. Yaklaşık bir yüzyıl boyunca üç milyon Müslüman, ya sürgün edilmiş, ya din değiştirmeye zorlanarak Hristiyanlaştırılmış ya da kılıçtan geçirilmiştir. Bir mimari harikası olan saraylar yakılmış, kütüphaneler içlerindeki yüzbinlerce kitapla yakılıp talan edilmiştir. Bu yıkımdan sadece Córdoba'da bulunan ve şu an katedral olarak kullanılan Kurtuba Ulu Camii ile el-Kasr, yani Alkazar Sarayı, Medinettu'z-Zehra'nın kalıntıları, Gırnata'da (Granada) bulunan Elhamra Sarayı ile Cennetü'l-arif Sarayı kalmıştır.

 

Kaynak: WİKİPEDİA

Kaynak: Editör:
 
Etiketler: Tarihin, en, uzun, 5, savaşı,
Haber Videosu
Yorumlar
Ulusal Gazeteler
Bizim Gazete
Yazarlar
Alıntı Yazarlar
Anketler
Yeni haber sitemizi nasıl buldunuz ?
Anketler
Sitemizin çalışmalarını nasıl buldunuz ?
Süper Lig
Takımlar
P
Av
M
B
G
O
1
Alanyaspor
3
4
0
0
1
1
2
Adana Demirspor
3
3
0
0
1
1
3
Trabzonspor
3
2
0
0
1
1
4
Beşiktaş
3
1
0
0
1
1
5
Galatasaray
3
1
0
0
1
1
6
Sivasspor
1
1
0
1
0
1
7
Gaziantep FK
1
1
0
1
0
1
8
Fatih Karagümrük
0
2
1
0
0
1
9
Giresunspor
0
2
1
0
0
1
10
Kayserispor
0
0
1
0
0
1
11
Antalyaspor
0
0
1
0
0
1
12
Ümraniyespor
0
0
0
0
0
0
13
MKE Ankaragücü
0
0
0
0
0
0
14
Konyaspor
0
0
0
0
0
0
15
Kasımpaşa
0
0
0
0
0
0
16
Hatayspor
0
0
0
0
0
0
17
Fenerbahçe
0
0
0
0
0
0
18
Başakşehir FK
0
0
0
0
0
0
19
İstanbulspor
0
0
1
0
0
1
Nöbetçi Eczane


Nöbetçi eczanlerle ilgili detaylı bilgi için lütfen tıklayın.

Arşiv
Modül 1
Haber Yazılımı